Kıyı çizgisini deniz nasıl biçimlendiriyorsa, senin varlığında yaşamımı öyle güzelleştiriyor. Seninle zenginleşen bir hayatım var benim. Elinde sanki sihirli bir değneğin var senin, tüm kısır döngüleri kıran. Önceden “beklemek, ümit etmektir…” diye başlardım söze. Şimdi korkmadan sözcüklerin yerini değiştirebiliyorum. Çünkü kurduğum her cümlenin içinde, iyimser bir denklem olabildiğini görüyorum seninle. Tıpkı, ümit etmenin beklemek olduğunu öğrendiğim gibi.
Yaşamıma girdiğin günden beri hayatımın tonu değişti. Ritmini kaçırmış bir metronoma benzeyen yüreğim kendini buldu. Rengimi yaşıyorum yüreğinde. Ben maviyim. Gözlerini açarak bana soruyorsun ya "kapalı mı, açık mı" diye? Beni zorlama! Hayatın insana ne getireceği belli olmaz. Her yağmurdan sonra gökkuşağı çıkıyor mu söyle bana?
Sana bir sır vereyim ister misin? İkimiz Akdeniz’iz. Yaşamın sır kapılarını aralar gibi bakma bana küçüğüm. Biz Akdeniz’iz!
Bir yanımız sıcak, sımsıcak çöl. O sıcağın içinde bile var oluruz ikimiz. Soluğumuzu rüzgar yaparız. Gülücüklerimiz yankılanır çölde. Böcekler, çıyanlar, leş yiyiciler sıcaktan büzüşür, kaderlerine sığınırlar. Onları ıssızlıkla teslim alan, yüreklerini kor kor yakan güneş değildir. İkimizin hayata direnişinde yanarlar. Derken, sessizliğin içinden volkan olur patlar gece. Çölde yalnızlığı içimize dokunan ılık bir ışık bozar. Ay "arka güneş", benim zihnimde küçüğüm. Yüreğim, hep ışık ister ardımda bile. Gecelerce uyu diye sana anlattığım masalları gerçeğe çevirme kudretim olsaydı, gamdan kapkara olmuş gökkubbeye arka güneşi seninle yükseltmek isterdim. Ay ışık ışık kalbimize vururken, ötelerde yansımamızı yakamoz diye izlerdi insanlar. “İkimiz çölde …” diye masallar dolaşırdı dilden dile. İnanmayan serap desin ikimize. Üzülme biz birbirimizin dilini bileniz. Aynı mevsimin yağmurlarında yıkanmış değil miyiz? Sen ve ben aynı gün doğan iki yüreğiz. Körler de görür bakma sen yüreksizlere. Dedim ya bir yanımız çöl bizim. Yoklukların içinde bile yaşam olduğunu bilmeyenlere sözüm: Gelin çöl olun iki gözüm. Gelin çöl olun!
Diğer yanımızsa alabildiğince mavi bizim. Sana renkleri çok anlattım çocuk. Ateş diyorlar ikimize kırmızı bir mevsimde can bulan iki yüreğiz diye. Çölü, maviye taşıdım çocuk. Belki bu yüzden Akdeniz’iz ikimizde. Senin için her gün umudu boyadım yüreğimce mavi mavi. Sıcağı ılıştırdım nisan yüreğimle, çiy olup damladım yeryüzüne sen gibi bende. Okyanusu ilk gördüğümde içimde şaha kalkan o duyguyu hissediyorum maviye çalan ruhunla karşılaşınca bilesin. Yüreğimi perdeleyen sızıları havalandıran o rüzgarda dalgalanmayı özledim. Ah ah! Sana bakınca yaşama yürüyen beni görüyorum çocuk. Gülümsüyorum.
Yaşamıma girdiğin günden beri hayatımın tonu değişti. Ritmini kaçırmış bir metronoma benzeyen yüreğim kendini buldu. Rengimi yaşıyorum yüreğinde. Ben maviyim. Gözlerini açarak bana soruyorsun ya "kapalı mı, açık mı" diye? Beni zorlama! Hayatın insana ne getireceği belli olmaz. Her yağmurdan sonra gökkuşağı çıkıyor mu söyle bana?
Sana bir sır vereyim ister misin? İkimiz Akdeniz’iz. Yaşamın sır kapılarını aralar gibi bakma bana küçüğüm. Biz Akdeniz’iz!
Bir yanımız sıcak, sımsıcak çöl. O sıcağın içinde bile var oluruz ikimiz. Soluğumuzu rüzgar yaparız. Gülücüklerimiz yankılanır çölde. Böcekler, çıyanlar, leş yiyiciler sıcaktan büzüşür, kaderlerine sığınırlar. Onları ıssızlıkla teslim alan, yüreklerini kor kor yakan güneş değildir. İkimizin hayata direnişinde yanarlar. Derken, sessizliğin içinden volkan olur patlar gece. Çölde yalnızlığı içimize dokunan ılık bir ışık bozar. Ay "arka güneş", benim zihnimde küçüğüm. Yüreğim, hep ışık ister ardımda bile. Gecelerce uyu diye sana anlattığım masalları gerçeğe çevirme kudretim olsaydı, gamdan kapkara olmuş gökkubbeye arka güneşi seninle yükseltmek isterdim. Ay ışık ışık kalbimize vururken, ötelerde yansımamızı yakamoz diye izlerdi insanlar. “İkimiz çölde …” diye masallar dolaşırdı dilden dile. İnanmayan serap desin ikimize. Üzülme biz birbirimizin dilini bileniz. Aynı mevsimin yağmurlarında yıkanmış değil miyiz? Sen ve ben aynı gün doğan iki yüreğiz. Körler de görür bakma sen yüreksizlere. Dedim ya bir yanımız çöl bizim. Yoklukların içinde bile yaşam olduğunu bilmeyenlere sözüm: Gelin çöl olun iki gözüm. Gelin çöl olun!
Diğer yanımızsa alabildiğince mavi bizim. Sana renkleri çok anlattım çocuk. Ateş diyorlar ikimize kırmızı bir mevsimde can bulan iki yüreğiz diye. Çölü, maviye taşıdım çocuk. Belki bu yüzden Akdeniz’iz ikimizde. Senin için her gün umudu boyadım yüreğimce mavi mavi. Sıcağı ılıştırdım nisan yüreğimle, çiy olup damladım yeryüzüne sen gibi bende. Okyanusu ilk gördüğümde içimde şaha kalkan o duyguyu hissediyorum maviye çalan ruhunla karşılaşınca bilesin. Yüreğimi perdeleyen sızıları havalandıran o rüzgarda dalgalanmayı özledim. Ah ah! Sana bakınca yaşama yürüyen beni görüyorum çocuk. Gülümsüyorum.
Akdeniz’iz biz çocuk. Senle ikimiz. Yüreğimize hangi yönden bakarlarsa o yanımızı görüyorlar. Oysa içimizde gerçekte ne saklı hiç bilmiyorlar. Zenginiz biz seninle küçüğüm bir yanımız çöl, diğer yanımız deniz. Biz, ikimiz Akdeniz’iz!
*Çok heyecanlıydı bu sabah Ilgaz. Bilim dersinde ilk deneyini yapacak. Ardından dua etti annesi, babası, dedesi ama en çok babaannesi. Nereden mi biliyorum? Bana da öyle yapıyor her sabah.
Bu gün pencerene bir kuş konacak Ilgaz. Diyecek ki sana "cik cik cik Halan seni çok seviyor! "
