Kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Arılarla Konuşan Kadın



Bu yıl kış çetin geçecekmiş.
Nereden mi biliyorum?
Arılarla konuşan kadın söyledi..
***
Toroslardayım!

Sabahın seherinde yeni güne meydan okuyorum
Saçların alabildiğine özgür
Karmaşık dünya, taranmış saç senin neyine
Yüzüne yüzüne perde olmalı saçlar
Bir cendere içine hapsolmuş dünyasını hissettirmeli insana
Derin nefes aldıkça boğulduğunu fısıldamalı kulağına
Usul usul ritmine dönmeli yaşam.
***
Dağda yaşam çok başka
Uzun zamandır bu kadar huzurla uyandığımı anımsamıyorum.
Nefes alınca burnum yanıyor
Soğuk su ile duş alıp, güne uyanıyorum
Yaprağa düşmüş çiy tanesi gibiyim
Kocaman dağlar arasında küçük bir insan
Ne giydim
Ne yedim derdim yok
En güzeli de
Bozkırın Kızıyım

Etrafım gelincik ve kengerlerle dolu
Başımı kaldırınca Bozkırın Cereni'ni göreceğim sanki
Anadolu Yaban Koyunu olmak var serde
Alımlı, narin bir kızın dağlardaki yürüyüşünü anlatmalı

***
Yaşamdan keyif almayı unutmuşum kocaman binaların arasında
Gazetelere bakınca yabancı gibi hissediyorum kendimi
Türkan Saylan'ın penceresindeki menekşelere kim su verdi ki?
79 gün sonra Münevver Karabulut'un katil zanlısının aranıyor ilamı çıkmış
Benzine bu hafta iki kez zam gelmiş
Aşkları yüzünden töreye iki genç daha kurban gitmiş

Yüreğimi bir el sıkıyor
Dağ saati, şehirdeki gibi işlemeye başlıyor

Gözümü ötelere dikip susuyorum
***
Alabildiğine çiçeklerle bezeli bi tarlaya bakıyorum

Papatyaları seven kadını düşünüyorum.
73 yılda yaptıklarını aklımdan geçiriyorum
O anda koşan, çiçek koparan çocuklar takılıyor gözüm.
Çiçek dermek topraktan!
Çocuk çocuk...
Çocuk toplamak topraktan umut umut!
Bir gün,çiçek olacağım bende diye düşünüyorum
Sonra bir çocuk kopartacak beni de
Nar çiçeği olurum belki
Birisi toplar, gün ışığında kurutur beni
Sonra çayına atar beni şeker niyetine

Tat olurum dilinde
Böylece yaşam hiç bitmez
Beden biçim değiştirir
Ruh dolanır durur
***
Sahiden yaşam burada başka bir saatte akıyor
Bir yere yetişme derdi yok
Sıkma yapıyor kadınlar
Ocak başı arılarla dolmuş
Herkes nasibini yerden öte bir durum bu
Bu kadar çok arıyı bir arada hiç görmemiştim.
Aklıma kıyamet senaryoları geliyor

Gülümsüyorum
"Arı sayısı azalınca kıyamet kopacak!" demiş ya Enistein
Haksız değil aslında
Arılar olmazsa polenleme olmaz ve yaşam durur

Arı olmak bir mucize
Tüm uçuş kurallarına göre bir arının uçması olasılık dışı

Şişko bir bedenin iki yanına takılmış iki kanatla uçmak!
Ama arı dünyasında, insan dünyasının imkansızı yok
Bir tek yağmurda uçamaz arılar
Yağmurda uçan arı görürseniz o ASİ’dir
Kaderi yönetmeyeceğini bir gün o da öğrenir
Benden daha çok renk gören arı sahiden öğrenir misin kaderi yönetemeyeceğini?
İşte o gün bende hamdım, piştim, oldum derim!
***
Bir kase dolusu kahveyi yaktı sıkma yapan kadın
Bir anda arılar kayboldu gitti
Yanmış kahve kokusuna gelemezmiş arılar
Sonra bana döndü ve kış çok sert geçecek
Arılar su kenarına indi
Aşa sarıldı dedi
İşine geri döndü
***
Oturdum!
Bilmediğim ne çok şey var diye düşündüm
Dağ sardı beni
Bir türkü tutturdum köye doğru..

Koli koli kitap bir boş odada öylece raflarını bekliyordu
Bu arada KİTAP KAMPANYASI devam ediyor
Kitap göndermek isteyen dostlar için adres:
HER ÇOCUĞUN BİR MASALI OLMALI KİTAP KAMPANYASI
Yeşilovacık Belediyesi
Yeşilovacık-Mersin




Fotoğraf: Özgür Çakır

Kar Adeta Aşk Gibi Değil Mi?


Kışın tam ortasındayım. Hiç bitmemesini umduğum sonbahar beni terk edeli kaç gün oldu bilmiyorum. Hatırımda kalan yarı baygın güneş, dudağımdaki çapkın kedi gülümsemesi ve rüzgardan uçuşan eteklerim. Şimdi ise kar yağıyor. Etek giymeyi özledim. Uçuşan etekleri özledim. İnce kumaştan yapılmış elbiseleri özledim. Tenimde dans eden şifon ve ipekleri özledim. Kış bana tuhaf sayılabilecek şeyleri özletiyor yaza dair. Artık her daim dondurma yiyebildiğim için bazı şeyleri özlemiyorum. Ya da kışında deniz kenarında oturulup hayal alemine dalınabileceğimi öğrendiğim için Alsancak Limanı’nı özlemiyorum. Sadece oraya gidiyorum. Gözlerimi hiç sonu olmadığını düşündüğüm denize çeviriyorum. Ufuk çizgisi bana ben ona meydan okuyoruz. Sokak satıcısından badem alıyorum, insanları izliyorum.

Derinden soğuk bir havayla temizliyorum ciğerlerimi ve büyük bir aşkla denize bir kez daha bakıp eve dönüyorum. Tüm bunları yapmam için illaki İzmir’ e gitmeme gerek yok. Aynı şeyleri aşka benzer sevdiğim şehirlerde de yapabiliyorum. İçinde hiç kuğu kalmamış olsa da benzer hazzı Kuğulu Park’ ta da alabiliyorum. Ama bugün biraz daha farklı. Çünkü kar yağıyor.

Sakın yanlış anlamayın ben karı çok severim. İçinde adeta yuvarlanılacak bir pamuk şeker tarlasıdır benim için kar. Ama bugün biraz farklı. Kar bir başka yağıyor bugün. Nasıl anlatsam ki bunu size. Tanımlanacak bir şekilde değil kendi bildiği gibi yağıyor işte. Kar bu canı istedi mi tek düze canı istedi mi lapa lapa yağar. Ona kim karışabilir. Asi bir ruh kar, aşk gibi, sevdiğim şehirler gibi, ben gibi. Sizi hem kendisine çeker hem de bir o kadar uzaklaştırır.

Şimdi içtenlikle söyleyin bana: Kar adeta aşk gibi değil mi? Yokken özlersiniz. Varken bir başka olursunuz. İlk başladığında içinizi derin bir tutku ve heyecan kaplar. Kendinizi karın yağışına bırakırsınız. Her şey, her yer kar olmuştur. Bunun bir önemi yoktur. Çünkü sizin dünyanızda en önemli olan şey kardır. Kar bildiği gibi yağar ama siz herşeyi kendiniz için düzenlediğini düşünürsünüz. Yaşantınız eskisi gibi değildir. Değişmiştir. Farklı bir ışık vardır gözlerinizde buna kar büyüsü denir. Girdiğiniz her ortamda sizin kar büyüsüne tutulduğunuzu hissederler. Konuşmanız, duruşunuz değişmiştir. Çünkü sizin bir kar aşkınız vardır.

Bazıları bunu anlamlandıramaz, bazıları içten içe kıskanır. Tüm bunların hiçbir önemi yoktur. Varsa yoksa kardır yaşam. Keşke hep bu zamanı yaşasam diye düşünürsünüz. Ama karın kendi düzeneği içindeki dağılımı size yetmez. İnsansı hisleriniz harekete geçer. Biraz onu kontrol etmek istersiniz. Önce sözel istemler başlar, kuvvetle istersiniz hep kar yağsın hep sizin istediğiniz gibi yağsın diye. Ama bu gerçekleşmez. Ardından daha çok, daha çok yağsın istersiniz. Bir süre kar isteğinize ayak uydurur. Gerçekten çok yağar. İnanılmaz keyif alırsınız. Kim kimin oyuncağı olmuştur bilinmez. Birbirinize karışırsınız. Sonra siz her istediğinizde kar yağsın isteyince işler karışır. Birden büyü bozulur tuhaf bir şey olur. Bir süre sonra kar sizin istediğiniz gibi yağmamaya başlar. Düzeniniz değişir. Eve hapis olmuşsunuzdur. Kımıldayacak yer kalmadığından çok sıkılırsınız. Vazgeçilmez sandığınız kar artık dayanılmazdır. Dinmesini istemezsiniz ama hayatınızda olmayan başka şeyleri özlersiniz. İllaki bu özlemlerin çok marjinal olması gerekmez. Herkes karlı günlerde güneşi özleyebilir. Ama ben bu günkü gibi tek düze yağan kara dayanamadığım için tipiyi özledim. Yani hep tutku olmalı. Hep bir hız, kovalanacak bir şey. İçinde ateş olan, yaşama ateşi olan bir tutku bu. Her şeyin bir sonu olacağını unutturan bir tutku. Karında bir sonu var. Tıpkı aşkın bir sonu olduğu gibi. İşte bunu görmekten kaçınmak için hep savaşmıyor muyuz?

Aşk bitse bile neden yüreğimize sığdırdıklarımızı hep hatırda tutmaya çalışırız. Yalnızlığımızı unutmak için mi? Kar bize yalnızlığımızı unutturur mu? Yoksa tek başımıza olduğumuzu daha mı çok yüzümüze vurur? Aşk ve kar gerçekten birbirine benzer mi? Aşk insanı üşütür mü? Ya da kar gerçekten insanı ısıtabilir mi? Aslında ne kadar zıt görünseler de ikisinin özünde de insanı harekete geçiren bir dokunuş vardır. Sanırım işte bu yüzden aşk ve kar yaşamın vazgeçilmezleri arasındadır.

sürecek..