Yaşamın yazlıklarını giyindim bugün. Çingene pembesi eteğim rüzgâra uymuş havalanıp duruyor, çapkın bakışlara yakalanma korkusundan uzak. Özgürlük; bir balon eteğin, helyum gazı olmaksızın da yükselişiymiş. Bunu bugün öğrendim.
Bir etek kadar özgür olamadım!
Eteğim rüzgarla oynaşırken, aklım onlarca işin istilası altında ezildi. Fikri firar etmek için çırpınan düşlerim, otuz dörde dolanmış yarım kalmış gençliğimle tavşan kaç tazı tut oynuyorlar. Yaz mevsimine isyan değil bu tutumum. Tüm bu davranışlarım hayatın yaşanmamışlıklarını soyunma çabası aslında. Soyunup, yaşamın yazlıklarını giymek sevdasındayım. Y'az!
Yola çıkma vakti yaklaştıkça, uzayıp giden ve hiç bitmeyen bir iş listesi var önümde. Gidiş kaygım yok. Bavul hazırlamak gibi bir telaşım yok. Nasıl olsa Uzağa Giden'im ben! Sevdaları, dokunuşları, edilen yeminleri, sevişmeleri alacak bir valizim hiç olmadı. Böyle bir bavulu olanı da tanımadım. Ruhunu yalın ayak taşıyan birinin esvabının ağırlığından ne olur? Sürekli giden birinin çantası hep hazırdır. Özlemler ve bekleyişler ise hep yürek askısı. "Ben yokken..." diye başlayan cümlelerse hiç kurmak istemiyorum!
Eteklerime yaz gelmiş. Bu pembenin çingene ruhundan mı, yoksa rüzgarın aşkından mı bilinmez. Kalbim bu dalgalanışa sessizce bakıp iç geçiriyor "Benimde havalanacağım zamanlar gelir" diyor. Aklım ona meydan okuyor "Birden yükselen, yere çabuk kapaklanır haberin olsun" diyor. Dudaklarımda ince, alaycı bir gülümseme beliriyor. Gözlerim olup bitenleri görmeye direniyor. Çünkü, o köle ruhlu. İstese de, istemese de her şeyi görüyor. Ellerimde mürekkep izleri var belli belirsiz. Hala inat ediyorum mavi mürekkepli dolma kalem kullanmaya. Çünkü, ellerimin yazdığını o zaman hissediyorum.
Pek konuşasım yok. Dilimde, ayaklarım gibi geri çekilmiş durumda. Her ikisi de sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Oysa sıra beklemekle gelmiyor. Dilim de ayaklarımda bunu sanki bilmiyor. Belki de bilmezden geliyorlar. Giderken pek bir şey söylenmiyor. Sadece, çıkıp gidiliyor.
Artık denizlerin kumu, bulutların dumanı oluyorum.
Limon (sarı araba!) yazlık dekor yapmış, üstünü çıkartmış. Anlayacağız sere serpe düşeceğiz yollara. Rüzgar eteklerimi savururken, asi saçlarım rüzgarın ipinden tutup, uçuşacak.
Ben, Uzağa Giden! Fora edilmiş bir kader sandalında savrulmaya gidiyorum. Umut derip geleceğim. Payımı alıp geleceğim umut denizinden. Hakkım kadarını!
Şarkıda dediği gibi... “Ni la bombe atomique, um amour olatonique, umudum yarınlarda, tatildeyim”
<devam edecek>
kaderi kimse bilemez ama...
dönersem,
söz bitmez!
o vakte kadar kendinize iyi bakın.