Yaşamın Haritasını Çıkartmak

Yaşamın haritasını çıkartmak parmak izine benzer. Parmak izi eşsizdir ve taklit edilemez. Yaşam da böyledir işte.. Eşsiz ve taklit edilemez. Böyle bir coğrafyanın haritasını çıkartmaya var mısınız?

Hakikatin çölüne hoş geldiniz. Sessizlik, bu çölde boyna geçirilen ilmek gibidir. Sessizlikte kaybolmaya, hiçlik hırkasını giymeye soyunabilecek misiniz? Bildiğiniz her şeyi unutmaya hazır mısınız? Şimdiye kadar size öğretilen her şeyi kusmaya. Kustuklarınızdan sadece size uygun olanları yutmaya! Yürümeye alışık olduğunuz yollardan dönme zamanıdır şimdi. Hakikatin çölünde serap görmeye gelir misiniz? Bir serabın koynunda uyanıp, diğerine kaçmaya var mısınız? Yerle yeksan olursa zihniniz bekleyin! " Yaşam beni bir taraftan öbürüne taşıyor ama ben bilmiyorum ne tarafa taşındığımı " diyorsanız bekleyin. Her değişim bir dirençle karşılaşır. Direnç varsa bir yerde insan kendini koruyordur. Koruduğunun doğma olduğunu bilse bile insan direnir. Kendine direnir. Zamana belki de.. İşte o vakit kendi zamanınızı bekleyin! Bu zaman kendinize gelme zamanınızdır. Unutmayın, zaman hiçbir boyutundan soyutlanarak düşünülmez. O halde gerçek nedir?

İnsan ruhunun haritasını çıkarmaya soyunanlar çok dikkatli olmalıdır; çünkü, insanın en kuytularında kımıldanır durur suçlu yaşam. Bu hayattaki en büyük suçsa hazdır! Ve ruh aslında beynin bir izdüşümüdür. Tüm yaşamı biçimlendiren beyindir..

Reh revan olmuşum yine! Aklımda kelimeler.. Bellek antolojimden yeni bir söz düştü çığ gibi yüreğime "İnsana aradığı şeye göre değer biç!". Ne arıyorum ki! Beni aramaya iten ne? Zihnin sarp yollarıma vurdum kendimi. Zihnimi yöneten ne? Bana hükmeden ne? İnsana giden yol nerede.. Zihnime şerh koyan sorulara karşı durmaya çalışıyorum. Düşünüyorum! Kolaya kaçıyorum. Zihne tutunuyorum.

Zihin bir hapishanedir.. Üstelik barbarların bile düşünemeyeceği kadar ızdırap veren bir hapishanedir! Köleler, savaş mahkûmları, işkenceye maruz kalanlar, kara sevdaya tutulanlar hatta uzağa gidenler bile an gelir, zihinlerinde özgür olurlar. O halde bedenime sahip olabilirler, ama ruhuma asla miti gerçektir.

Size tümüyle gerçekmiş gibi gelen bir düş gördünüz mü? Ya bu düşten uyanmanız mümkün değilse? O zaman düş dünyası ile gerçek dünyayı birbirinden nasıl ayırt edersiniz? Bilmiyorum! Bilmediğimi nereden biliyorum? İnsan doğası gerçeği bilmek ister der Aristo! İnsan doğası gereği her şeyi istiyor. Birincil ihtiyaçlarını karşılamaktan, sahip olmak ve sahiplenilmeye kadar geniş bir yelpazede insan her şeyi istiyor. Peki, insan istediğini alabiliyor mu?

Evrenin en karmaşık yapısı insan! İnsanı açıklamak için başvurduğum ana kaynak ise yine insan. Bir karmaşayı kendisiyle açıklamak paradokstan öte bir durum. Bu karmaşayı açıklamak için onun en büyüleyici yerine gitmek gerek. Büyü aslında en zayıf halka demek. Bir makinenin en zayıf ve en güçlü halkasını aynı anda bilmek, büyücü olmak demek! Belki de materyalist bir ruha bürünmek gerek. Beyine dokunmak, belki onun haritasını çıkartmak gerek. Bu, kemikten bir beşik içine saklanmış bir prensesin/prensin ruhunda dans etmek demek.. Terra incognita! Colomb gibi yelken açmış yeni bir dünyaya gitmek, beyine gelmek..

İnsana baktığımda en büyüleyici olan organın her zaman beyin olduğunu düşünürüm! Çünkü beyin erktir! YÖNETENDİR! HÜKMEDENDİR! Doğrudur ben iflah olmaz bir materyalisttim. Bence asıl olan beyindir! Çünkü işim beyin! Nasıl olmasın ki? İnsan beyni! Yaratıcının en güzel eseri.. Yaratıcı onun için özel bir muhafaza kutusu tasarlamış. Hangi organ böyle özenle saklanmış beyinden başka? Kemikten bir kasanın içine özenle saklanmış bir trilyon sinir hücresiyle neler yapılmaz ki? Hayal etmek bile inanılmaz bir haz veriyor. Dünyanın bütün okyanuslarının hepsinin su moleküllerinden daha fazla elektriksel sinyal modelleri toplar beyin. Ve ruh denilen nadide kumaş, beyinde sinir iplikçikleriyle dokunur. Beyni yönetense insansı günah HAZ’dır.

Beynin yapısal, süreçsel ve bilişsel özelliklerini anlamaya ve açıklamaya çalışırken, yine ona dönmek! Beyni kendiyle bütünleştirmek.. Bütünleşme! Zihin ve ruh bir bedende; yani beyinde.. Sevişen, ancak hiç kavuşamayan imkânsız iki nesnenin birbirini kapsaması sorunsalı. İnsan nerede!? Ruh ve beden moleküller gibi. Moleküllerin dansı! Herkesin kendi yörüngesi var. Herkesin kendine ait bir yükü var. Çarpışmak aslında olasılık dışı. Ama insanlar çarpışıyor, çakışıyor. Öyleyse moleküller değişimlenebiliyor. Beyin, kendi soru ve cevapları ile sanki sevişen iki insan gibi. Yörüngesinden çıkmış iki insan! Beden nerede, ruh nedere! Sevişirken ortak bir paydada kendini bütünleyen insan. Aslında kurgusal olarak ayrı ayrı işleyen birer saat gibi bir bedeni can yapan insan. Zihin - ruh ikileminde bütünleşen insan! Tüm bunların nerede başlayıp bittiğini bilmiyorum.
İnsan! Ortak paydası da, böleni de kendisi olan..

Zihnin beyin aktivitesinden nasıl oluştuğunu açıklamak.. İgnoramus! İgnorabimus! (Bilmiyoruz! Bilemeyeceğiz!). Sırf bunun için, bu aşkın peşinden gitmeye değmez mi? Ömür tüketilmez mi?
Zaman! Aşkın zamanı mı var? Nesnesi belli olduktan sonra! Kim takar parmak sallayanları, köpek gibi iç havlamasını susturamayanları.. Senin aşkın sana, benim aşkım bana.. İnsanların bir kısmı bedeni çok iyi biliyor; onlar hekim! Bir kısım insanda ruhu çok iyi biliyor; onlar şifacı! Ruh ile bedeni birleştiren insan da parmak sallayan mı? İgnoramus! İgnorabimus! (Bilmiyoruz! Bilemeyeceğiz!).

İnsanın kendi zihnindeki olay ve işlevlerin farkında olmasını, zihin olaylarını ve işlevlerini amaçlı yönlendirebilmesini içeren bir yapı olması gerekli. Kesinlikle gerekli! Düğüm işte burada başlıyor. Her idareciyi idare eden bir güç yok mu? Erk’ek ardındaki k’adın kim? Beyin senin kadının kim? Kadın önüne kattığın erkek kim? Zihni kontrol eden şey "üst" bir şey! Ama bu zihnin içinde olmalı. İlahi olmamalı! Beşer olmalı. Ölümlü olmalı. Sabit olamamalı! Mayası insan olmalı. Bedende olmalı ama ruhla sarmalanmalı.. Üst bir şey olmalı.. " Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde bir gözetleyici olmasın ".

Üst bir şey olmalı..

Üst bir şey olmalı..
Üst bir şey olmalı..



Hiç yorum yok: