deniz atı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz atı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadını İçin Hamile Kalan Adam: Hipokampus


"bana unuttuğun şeyi söyle
sana kim olduğunu söyleyeyim!
"


Hippocampus gerçek bir büyücüdür..





O, Poseidon’nun binek hayvanı değildir sadece. Deniz Tanrısı’nın yoldaşıdır. Sırdaşıdır. Aklın anahtarıdır. Kafası at, vücudunun diğer kısmı balık şeklindedir ama mutant değildir. Yaradılıştan firavundur. Belki yaradılıştan efsane. Yaşama hükmedicidir. Anımsamalar ve unutmalar arasındaki med-cezirden ibaret olana yaşamın düzenleyicisidir çünkü. Bellek ile unutma arasındaki ilişki, yaşam ile ölüm arasındaki dansa benzer. Her dansın bir yöneticisi vardır; adımları sayan, yönlendiren ve biçimlendiren. Hippokampus, Yaratıcı’nın insana verdiği en büyük armağanın “unutmanın” kaptanıdır. Unutmalardır çünkü insanı ayakta tutan ya da yerin yedi kat altına çakan. Hippokampus bu nedenle Karun hazinesinin en değerli parçasıdır ve çalınmıştır. Çünkü onun aşkı başkadır. Sakladığı gerçekten bir ömürdür. Hangi beyinde olursa olsun.

Herkesin bir asıl adı vardır. Onun asıl adı “deniz atı”dır. Bu dünyada maviden güzel renk var mı? İçinde canı taşıyan, can veren, can alan. İçinde insan olan kaç renk biliyorsunuz? İçinde deniz olan (DÜNYA!), deniz anası (KADIN!), deniz atı (ADAM!) ve deniz yıldızı (ÇOCUK!) barındıran kaç renk biliyorsunuz. İlk kez okyanusa akan yüreğimin çarpıntısı olsun şimdi dalgalar. Rüzgar bir şarkı söylesin. Yosunlar dans etsin. Şimdi yüreğim hippokampus. Unuttuklarımı çağırdım. Anımsadım. Yüreğimle, zihnimi birleştirdim. Kendime geldim.

Nadir. Narin.. Nazenin... Deniz atı efsane olma yolunda. Neden mi? Soyu tükenmektedir. İnsan hazinelerini yağmalamakta. Kör çünkü, kendini yok ettiğinin farkında değil insan. Afrodizyak ve süs eşyası olarak tüketilmek üzere bilinçlice, ne yazık ki bilinçle avlanıyor deniz atı. İnsan yaşama açılan penceresini kırıyor. Ağaç çerçevelerin yerini alan PVC’lerin intikamıdır bu. Boğulur bir gün insan kendi kararlarında. Deniz intikamı alır. Kendinden alınanların hepsini geri alır.

Denizlerdeki nadir tek eşlilerdendir. Unutmaz sadakati. Çiftleşme öncesi törenleri (DÜĞÜN!) günlerce sürer. Neredeyse kırk gün kırk gece flört eder deniz atları. Anlaşıldığı üzere tören adamıdır deniz atı. Birbirlerinin çevresinde aşk dansları ederler akşamdan sabaha. Aşk bitmez. KADIN inler bebek diye, ADAM yüzüğü geçirince eline. Tahtını yapınca çocuğun ve bahtını verince YARATAN mavi cennet olur yaşamları.

ADAM denizatının KADINI için yapamayacağı yoktur. KADINININ ilgisini çekebilmek için kamuflaj becerisini kullanır ADAM. KADININ rengine ve görünüşüne kavuşur. Aşk için tutuşan ADAM erk’ekliğini değiştirir. KADIN, ADAMI yoğurur. KADIN, ADAMI ADAM eder. Sadece bi KADIN onu beğensin diye özünden geçer deniz atı ADAMI. Erkek her yerde, erk’ek mi? Havada, karada, suda? Bu sürecin sonunda erkek denizatı hamile kalır. Belki de eşinin yumurtalarını o taşır. Hayat müşterek ya.

İşte aşk. İşte tutku.. Su yılanı gibi sevişmek, deniz atı gibi yaşama direnmek için sevmek. Eşleri ölünce uzun süre yas tutuyor deniz atları. Eşinin gittiği yere gidebilmek içi gün sayar. Yaşamı tüketmiyor. Canlarına kast etmiyor. Yaradan’a ah etmiyor. Sadece bekliyorlar. Ama bu bekleyişte yaşamın hakkını vermek var. Bencilce değil, doğanın bir parçası olarak yaşamak var. Çünkü deniz atları biliyorlar unutma belleğin canlı gücü, anı ise ürünüdür. Anı içinde değil, anın içinde soluyor deniz atları. Cennet ya da cehennem ne fark eder. Mahşerde kavuşulur. Deniz atı bunu bilir. Bekler.

Yaşamda hiçbir şey tesadüf değildir. Beyin kadar özel bir organ var mıdır ki? İnsan beyni! Yaratıcının en güzel eseri. Yaratıcı onun için özel bir muhafaza kutusu tasarlamış. Hangi organ böyle özenle saklanmış beyinden başka? Kemikten bir kasanın içine özenle saklanmış bir trilyon sinir hücresiyle neler yapılmaz ki. Hayal etmek bile inanılmaz bir haz veriyor. Dünyanın bütün okyanuslarının hepsinin su moleküllerinden daha fazla elektriksel sinyal modelleri toplar beyin. Ruh denilen nadide kumaş, beyinde sinir iplikçikleriyle dokunur. Ruh, beynin bir izdüşümüdür. Tüm yaşamı biçimlendiren beyindir. Şimdi sorarım size bu mucizenin içinde deniz atı görünümünde bir bölümün hatırlamadan sorumlu olması da tesadüf müdür?

Doğa insana hipokampus gücünü vermiş. Cennet de, cehennem de bu dünyadadır. Bizler mezar taşı değiliz ki süreli üzerimize anılar yazalım. Anımsadıklarımız yaşam notlarımızdır. Deftere eklenen her not zenginliğimizidir.







Sarah McLachlan - I Will Remember You
Yükleyen hushhush112 - See the latest featured music videos.

ÜÇ GELİNCİK


Çılgın adam! Telefonun öbür ucundan haykırıyor yatak odamıza harika bir resim aldım diye. Yüzüm kıpkırmızı oldu iş yerinde gün ortası. Dünyanın öbür ucundan neleri düşünüyor..

İşi erken bitmiş uzaklarda. Çok görmek istediği bir sergi varmış. Atlamış metroya, onca yolu gitmiş. Nasıl da heyecanla anlatıyor. Üzülme birlikte de gideriz sonra diyor! Sergi seni beklemez ama.. Hemen gelmen lazım! Resimler çok güzel. Sana yazdığım, sabah usulca kulağına söylediğim son şiiri düşündüm hep dedi. O şiiri mırıldandığımda sanki yanımdaymışsın gibi geliyor. Seni daha bi seviyorum diyor. Nasıl bi adam bu? İnsana kendini bi gelincik gibi hissettiriyor.

O çok sevdiğin resmi gördüm dedi heyecanla. Sonra galerinin sahibiyle sohbete başladık. Seni anlattım kadına! Çinli bir kadına seni anlattım! Hangi dilde mi anlattım. Aşk diliyle seni anlattım kadına. Dinledi! Sadece yüzümdeki seni çözmeye çalıştı. Ruhumda nasıl dans ettiğini gördü. Soluğumun nasıl hızlandığını. Seni nasıl sevdiğimi gördü kadın! Sen boylarında. Senin gibi zarif. Ama sen nazeninsin! Kimse sana benzemez! Yok sen kimseye benzemezsin aşkım! Karım! Çok özledim seni.

Eşim gelinciklere bayılır dedim. Altı aydır uzaktayız. O hala okul yollarında. Yeni bir hayali var onu araştırıyor. Hatta çok önemli bir temel bilim kitabında üç bölüm yazdı. Kitap basıldı! Hayaliydi bu onun. Kitapsız ölmeyeceğim derdi bana. Karım! Okula gitmiş bugün, Hocası onun elini sıkmış. Benim karım dedim. Böbürlendim. Kadın şaşkınca baktı yüzüme. Aşığım dedim. Gelincikleri çok sever dedim senin için. Ben düğünleri sevmediğim için biz bir koyda evlendik. Ayaklarımız çıplaktı. Deniz ayaklarımıza dokundu. Biz o koyda güneşi batırdık. Oğlumuz Deniz o koyda bize armağan verildi. Gelin olurken karımın saçlarında gelincikler vardı. Bembeyaz gelinliğin içinde maviye sakladım ben onu. Karım çok güzeldir dedim. Gözlerimden yaş aktı.. Çinli kadın da ağladı!

Derin bir nefes aldım..

Konuşma dedi. Çok özledim seni. Resimde anne, baba ve çocuk gelincik var. Sana bakan benim. Yanımda elimi tutan ve açmamış olan Deniz. Mayıs’ın koynuna sakladığımız oğlumuz! Cebimde kaç lira olduğunu bilmiyorum! Hayat dediğin en ki. Sevişmeyi özledim. Seni çok özledim. Güldüğünde yüzünde beliren gamzenin içinde dolaşmayı özledim! Deniz bebeği hissetmeyi özledim! Uzaklardan yoruldum! Seni çok özledim. Memleketimizi özledim. Artık başka coğrafyalarda yürek gezdirmeyelim. Çinli kadından resmi aldım! Seni gösterdim ona. Cebimden resmini çıkarttım! Kadın sana baktı.. Çok genç dedi!

Siz ikinizde çok gençsiniz. Sanki yüzyıllardır çağlayan bir sevginiz var. Benim eşim beni daha çok sever dedim. Bakın siz bile onu görmeden bu gelinciği çizdiniz. Yaşamda hiç bir şey tesadüf değildir. Ben onu aldım. Karıma Nisan armağanı vereceğim!

Seni seviyorum gelincik. Üç gelincik aldım bize. Aslında üç buçuk gelincik. Bahar’ımız da var bu resimde. Deniz’i öpüyorum! Yüreğimdesiniz. İşine dön..

Nasıl işimi yaparım sensiz? Kitap bölümlerini görmen lazım. Deniz karnımı tekmeliyor dokunman lazım! Benim en kısa zamanda sana gelmem lazım. Üç gelincik artık kavuşmamız lazım.


Seni çok seviyorum!