kayıplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayıplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir şehri kaybettim



Şehrin ne kadar içine gidersem o kadar insanlardan uzaklaştığımı hissediyorum. Sanki her yerde benden öte bir şeyler var; içine karışamadığım, ben olamadığım. Etrafımda dolanan, tanımlayamadığım bir canlı türü sanki insan. Ben sanki insan değilim! Garip bir duygulanım bu. Tanımlayamadığım. Kendime bile tanımlayamadığım bir şeyi, size nasıl tasvir edebilirim. Üryan bir zihinden damlayan fikirler benimkiler. Miyelin kılıfla poşetlenince aklım, kendi sansürünü koyunca düşüncelere kan-beyin bariyerim ancak bu kelimeleri okuyorsunuz. İnce bir sızı bu. Usuldan yanansa insanlığım.

Yaşadığım şey tek kelime ile: YABANCILAŞMA. Sanki insanlar bir küme, ben başka bir küme. Kesişim kümesi yok. Teğet bile geçmiyoruz. Dokunuş yok, ses yok, hissediş yok. Öylece geçip gidiyoruz. Yüzlerimize bile bakmadan..

Bu durumun adı yalnızlık değil, sanırım aidiyet duygumu kaybettim.
İnsanlarımı kaybettim! Hisseden, ağlayan, gülümsemekten korkmayan canlar yok artık. Sislenmiş akıllar, kendini aşmış olmanın garabetini yaşarken yürekler sadece attım atmadım oyunu oynayacak kadar mekanikleşmiş. Eğitimli olmayı, milletinden bir kopuş olarak algılamayan nefesler yok artık. Suçun outletlerini kendi dünyasını yaşamak adına beslemeyen insanlarımı kaybettim. Düşen bir çocuğu yerden kaldırıp, gözyaşını silen, onu öpen anne babalar nerede? Kendi korkusuyla yüzleşemediği için, acıyan yere bir tokat da anne babalar indiriyor şimdilerde. Bir sokak kedisiyle aynı kaldırımı paylaşan, penceresi dantel perdeli kadınlar nerede? Hiç bir emek harcamadan tesadüfen yaşamayı günü kurtarmak saymayan, elli sarmaşınlar gibi paranın gölgesinde kalmak adına ruhsal örselenmeleri kabullenmeyenler nerede? Aşkı kendinden 20 yaş küçük bir beden sanmayan, türkülerin içinde umutlarını, hüzünlerini haykıran insanlarım nerede? Ben neredeyim? Sırf merakından şehrin en ücra semtini görmek için herhangi bir otobüse binip, bilmediği bir yolda bilmediği insanlara karışmak için otobüs bekleyen yüreğimi kaybettim.
Ne mutluluk paylaşmayı bildik, ne de hüznü. Mutlulukta da, hüzün de elde silah; delinen sadece gökyüzü. Yaşamdan uyanınca gördüklerimizin sadece bir kabus olmasını dileyeceğiz günler yakın. Kıyamet yakın. Tükettiğimiz bir ömür. Kullanım klavuzu olmayan, yanlış kullanılan; bir ömür.

Uğultu kaplı yollar. Oysa bu dünyada sesler hiç kaybolmaz. Ses canlıdır. İşte yüreğinizin en kuytularımızda içimize düşen “ben” korkularımızı dillendiren kimdir? Boşa tüketilmiş nefesimizin intikamı değil de başka nedir bu?

Şehir çok sessiz. Yürüdükçe kendi soluk alış verişimi duyuyorum. Bir de derinlerde tek düze çarpan yüreğimin atışını. Eskiden dehlizlerde kovaladığım şimdi çiseleyen yağmuru bile taklit edemeyen yürek atışımı. Sadece sis var hissedebildiğim. Bu doğru değil! Kendimi, kalbimi de hissediyorum. Sanki tek göz olmuş benim kalbim. İçine sıkışmışım.

Şehir insanları kusmaya başlamış. Artık taşımaktan yorulduğu insanları. Bazı şeyler belki sadece sis altında görülebiliyor. Şehri sis bastığından beri gerçekten insanların baka yüzlerini görmeye başladım. Vampir filmlerindeki gibi ağızlarında bir damla kan var hepsinin. Başka insanların kanı değil bu. Herkes kendini kusmuş. İnsanlar ne kadar özgün ve değerli olduklarını başkalarına değil kendilerine ispatlamak için uğraşıyorlar.

Onca siyah saçlı adamın içinde pembe saçlı kızı arıyorum. O benim için kendini pembe yapmıştı. Onu onca örselememize karşın, yılmamıştı, direnmişti pembe saçlara özgürlük diye. Ortaçağın cadı kazanına düşmüştü oysa, vazgeçmemişti zihnimizi değiştirme sevdasından! Onca siyah, kahverengi göz içinde doğunun yeşilini, batının mavisini arıyorum! Hepimizi Allah yaratmış, birbirimizi bulalım diye.. Bulduğumsa kendi için kendini mutantlaştıran şehrimin insanı.. Bu arada benim gözüm ne renkti..

Bulan, gören, bilen varsa haber verdin..

Gelirken biraz şehir, birazda benden haber getirin!

SAKIN UYANDIRMAYIN

Bi hüzün var gözlerimde
Yaşlar içime içime akıyor
Neden böyle oldum bilmiyorum!
Sessizlik yeniden geri geldi..
Gün boyu yağan yağmur geceyi de istila etti
Demokrasi neferi lamba bugün mesaisini erken bitirdi
Karanlık!
Gölgeler bile yok..
Sessizliğin çığlıkları bedenimi inletiyor
Aklımda daha önce hiç duymadığım bir melodi yankılanıyor
Söylesem sesim çıkmaz
Zaten sözleri de yok
Tarifsiz
Satırlara göz yaşını çizmek..
Kelimelerden öteye geçmek
Varlıkla yokluk arasındaki çizgide bir solukluk ömür için direnmek!
Derin bir hüzün!
Beyaz bir gecelik giymişim..
Geceye tezat
Kaderin rengi ne renk?
Peki benim rengim!
Umutlarımın ?
Düşlerimin?
Hayatımın?
Renkleri..
Yürüdüğümde gelinciklerin açtığı toprak!
Söyle!
Çabuk söyle..
Büyünce gelin olmuyor gelincik!
Sesin çıkmaz değil mi?
Vereceğin cevabın yok değil mi?
Kazanılan zaferlere yenilmiş ömürler
Bir tende söndürülmüş geceler
Tutulmamış yeminlerin kirlettiği vaatler
İşte hepsi için söylüyorum!
ÖMRÜM!!!!!!!!!!!!!!!!!!
***
32 yaşındayım..
Annemin beni doğurduğu yaştayım!
Cebimde sadece diplomalarım!
Yanağımda bu gece sadece yaşlarım!
Sarılıp uyuyacağımsa yarın ki sabahım..
Bi düşe uyuyacağım şimdi..
Sakın dokunmayın bana!
Rahat bırakın..
Sürüp gitsin bu rüya..
Sakın uyandırmayın!
Sakın..

BEKLEME! BELKİ GELMEM! GELEMEM! 5 DAKİKA BEKLE GİT*

Sana geliş biletimi kaybettim. Evet! Geliş biletimi kaybettim. Bunu sana söyleyecek gücüm yoktu. Son konuşmamızda sevda sözlerindeki cimriliğimde bundandı. Bu cümleyi defalarca kendime söyledim. Biletimi kaybettim! Ama sana diyemedim...

Nasıl istedim sana gelmeyi. Hayalini kurduğumuz her şeyi yaşayacaktık. Biletimi kaybedişim, gerçeğimizin kırılması oldu. Dünya yüreğime battı. Çıkaramadım. Öğrendim ki, gerçekler yapıştırılmıyormuş sevgilim. Gecelerce koynumda tutsak ettiğim kavuşma arzumuzu bir bilete yükledim. O da uçtu gitti. Yaşamımız boyunca hep peşinden gittiğimiz ideallerimi bir bilete yükledim, onu da kaybettim.

Hüzün dalgasını savmaya çalışıyorum üzerimden. Düşünüyorum. Belki kavuşamadık ama, hep bunun hayaliyle yaşadık. Pişman mısın? Ben değilim. Kavuşmak değildi ki özlediğimiz. Bizim ki boşa geçirilmiş bir hayat değil. Sadece özlemek ve beklemek arasına sıkıştırılmış bir hayatı paylaşmadık seninle. Başkalarından kaçırarak kendimize sakladığımız bir yaşamı solumadık. Bu coğrafyanın rüzgarında savrulmadık. Başka yaşamların içinde kaybolmadık. Ellerimiz toprak gördü, gömülmeden. Ellerimiz çiçek derdi. Ellerimiz başak topladı. Ellerimiz ellerimizi sardı. Tüm bunları zihnimden geçirmek avutmuyor beni. Anımsamalar canımı daha acıtıyor. Sana geliş biletimi kaybettim!

Bu cümleyi her söylediğimde bir ürperti ile sarsılıyor içim. Bana ezberlettiğin o şiiri anımsamaya çalışıyorum. Bellek antolojim ihanet ediyor bana. Ellerimden yağmurlar taşıyor, gözyaşlarım ellerimde sel oluyor. Dudaklarım dile geldi sevdiğim… Senin öğrettiğin şiirini mırıldanıyor dilim Bekleme! Bekleme! Gelemem. Beş dakika bekle git..

Gel diyorsun uzaklardan bana. Gelemem! Bekleme. Beş dakika bekle ve git. Yollar çıkmaz oldu. Soluk aldığın şehri dinledim bugün. Şehir sessiz. Yürek sessiz. Yürek sensiz. Bekleme! 5 dakika bile bekleme. Git… Bir çocuğun bütün oyuncaklarını bir anda yitirmesi gibi bir şey bu. Bir daha hiç çikolata yiyemeyeceğini bilmek gibi. Kaybettim! O biletin içinde, bir dünya vardı. Sen vardın. Bekleyişler, umutlar, türlü masallar. Ben dünya biletimi kaybettim.

Öyle milli piyangodan para çıksın hayali değil bu. Yaşam biletinizi kaybettiniz mi hiç? Bizim düşümüz yolda bir adım atarken, aynı anda soluk alıp vermekti. Kalp atışımız bir, soluğumuz bir. Başka bir şey düşünmemiştik. Aynı dünyada, başka coğrafyaları yaşamaktan yorulan yüreğimizi eylemek değildi. Öfkelerimiz birdi bizim. Memleket sevdamız vardı. Ekmeğe katık ettiğimiz şehirlerimiz. Şarkıların ıslattığı bir gırtlağın kelimelere binmiş yolcularıydık. Döneceğimizi biliyorduk bir gün toprağımıza. Gelincik tarlalarına uyanacağımızı, sümüklü bozkır çocuklarına kaval çalacağımızı, ay ışığında yalın ayak yine ninem masallarını dinleyeceğimizi düşlüyorduk. Romantizm kelimesi anlamını yitirmemiş, aşk outlere düşmemişti. O zamanlar benim sana gelmem için bir bilete gerek yoktu.

Ellerine dokunamayacağım kadar uzaklaştığımız zamanları yaşayacağımızı hiç düşünmemiştim. Senden ayrı kaldığımda yaralarımı memleket aşkıyla sardım. Uzaklığımızın acısı dağlarken yüreğimi, memlekete dair aldığın her haberde griye çalan gözlerini düşündüm her sabah. Kara haberlerin arasına sıkışmış şekilde seni düşündüm. Uzak o zaman uzak oldu işte bana. Oysa aramızda hiç mesafe olduğunu hissetmedim. Çay bardağındaki dudak payı bile yoktu aramızda. Soluğumuzdan bile yakındık. Yüreğimdeki acıyı artırdı her sabah memleket gözlerin. Usulca işe git deyişin çınladı hep kulaklarımla. İşe git, üret ve çocukların gülümsemelerine karış. Bir çocuk gülüşünde bana gel dedin. Burada çocukların gülücükleri kış oldu. Bu diyarın çocuklarının gülümsemesi kış.Yüzleri dondu bebelerin. Gözlerindeki ışık dondu. Bunların tek sorumlusu benim. Gözlerim artık aşkın çocuğu umutu göremez oldu. BEN BİLETİMİ KAYBETTİM! Tüm bu umutsuzluklar içinde bir kez daha gözlerini görebilseydim. Bir sarılabilseydim. Neden biletimi kaybettim? Kendime bunu soruyorum... Sessizlik sarıyor yüreğimi. Derin bir soğuk kaplıyor bedenimi. Yürüyorum.

Sen bu yolları bilmezsin. Uzak değil, yakın değil. Bazı zamanlarda çıkıp gitmek istersin ya öylece. Üşür müyüm, aç kalır mıyım, başıma bir şey gelir mi diye düşünmeden. İçin alır götürür seni. Gidersin. Yol sana karışır. Hiç bilmezsin, ne haldesin? Var mıyım, yok muyum. Öyle bir gün işte. Sana geliş biletimi kaybettim. Yüreğimi kaybettim. Anjiyo yaptılar yüreğime tüm damarlar tıkalı. Öyle yaşayacaksın nereye giderse ayakların dediler. Sana geliş biletimi kaybettim. Nefes alamıyorum. Ne bir türkü, ne bir şiir, ne bir çocuk gülümsemesi kesmez bu acıyı.


Kuşlar dümen kırmışlardı Sana doğru.
Sokak güvercini de bekler ama biz gelmeyeceğiz.
Bu mevsim ayılar uyumadı, kuşlar göçmedi, biz de biletimiz kaybettik gelmeyeceğiz..
SEN’in için son söz sevdiğin şairden!
*Attilâ İlhan'a saygıyla..........


Sen İstinye'de bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git!