akşam yemeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akşam yemeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SANA "L'AMOUR EST L'ENFANT DE LA LİBERTE" PİŞİRDİM*

Gün boyu akşama ne pişireceğim diye düşündüm durdum. Akşam gelince senin beni karşıladığın gibi, ben de seni karşılamak istiyorum. Düşünüyorum... Düşünüyorum... Ama bir şey bulamıyorum. Hala çalışıyorum. Akşam eve giderken alış-veriş yapacağım, sonra eve koşacağım. Senin gelmene 20 dakika kalacak ve yemeği yetiştireceğim. Allah'ım bir sofra gönder, Keloğlan' ınkine benzer. Açıl sofra açıl desem, içine azıcık sevgimizi eksem...

Tam ben kıvranırken senden haber geldi. "Sen, böyle yemek pişirmeyi biliyor musun?" dedin. Sen bunları söylerken yanında topuklu ayakkabı giymiş kadınlar geçiyordu. Tıkır tıkır ayak sesleri kalbimi tırmalıyordu. Kara kedileri kaldır aradan, vay aman, vay aman, vay... şarkısı çalıyordu sanki fonda. "Kıskanmayacağım" diyordum kendi kendime. Kıs-kan-ma-ya-ca-ğım! Dünya, siyah beyaz dönmeye başladı o anda. Ayhan Işık arkasını dönmüş, Türkan Şoray parmaklarının yarısını ağzının içine sokmuş ağlıyordu. Kulağımda yankılanan sesin dağıttı o anda tüm düşüncelerimi. Alkım renkli dünyaya döndüm. "Serdar Akinan bir yemek tarifi vermiş, canım çekti" dedin. Yemeğin adı "Ignorantia juris, neminem excusat..." yani "hukuk bilmemek, kimsenin özrü olamaz!" Aşkım! Hukuksuz bir memlekette, ben nereden bulurum bu yemeğin tarifini.

Gel ben sana "l'amour est l'enfant de la liberte" pişireyim. Yani "sevgi özgürlüklerin çocuğudur" tamam mı? Hem de çok kolay bu yemeği pişirmek. Önce Erich Fromm'un Sevme Sanatı kitabının 34. sayfası açılacak. Gerekli malzemeler, bir bir tezgahın üzerine konulacak. Sırasıyla: Filato somon, bir adet kuru soğan, bir adet domates, üç-dört diş sarımsak, defne yaprağı, iki tane sivri biber, bir kavanoz garnitür, azıcık karabiber ve tuz, bir de alüminyum folyo. Yarım çay bardağı öküz gözüne* ve 8 dakikaya ihtiyacımız var. Tam kriz yemeği yani. Her anlamda tasarruf ettin bak.


*Baş aşçının özel notu: Alkol kullanmayanlar için; pişmiş şarap alkol özelliğini yitirir. Eğer yine de şarap koymak istemiyorsanız, az miktarda balzamik sirkede işimizi görür. Aşçıyım, pişiririm, yedirirrim!

Şimdiiiiiiiiiiii... Balığımızı, kucaklayacak kadar alüminyum folyo tavaya konur. Öyle benim sarıldığım gibi kocaman değil, senin sarıldığın gibi kemik kıran şeklinde sarmalı folyo balığı:) Somon güzelce tam ortaya yerleştirilir. Sonra halka halka soğan, kabuğu soyularak küp küp doğranmış domates, boylu boyunca uzanıp sarmaş dolaş olmuş sivri biberler, dört yana dağılmış sarımsaklar somonun üzerine yerleştirilir. Garnitürleri de gelin ve damadın üzerine atılan konfetiler gibi serp kuzum. Karabiber ve tuzun geçiş töreni de tamamlanınca, defne yaprakları yorgan gibi somonun üzerini örtsün. Sonra öküzgözü/balzamik sirke özenle balığa içirilir. Sonra folyoya sarılır. Orta ateşte 8 dakika birbirlerine karışmaları sağlanır.



Geriye kalan üç dakika içinde... Masa örtüsü serilir. Tabaklar konur. Çatal, bıçak ve bardak usulünce yerleştirilir. Sonra helvaaaaaaaaaaaaaaa! Helvasız balık, dişsiz ağız gibi olur. Kakaolu, fıstıklı helva, bol limonlu salata:) Salataya zaman kalmadı diyenlere sözüm. Tavuk tüyü yolar gibi parçala marulları, kes domatesleri al sana Akdeniz Salata. Az Yemekteyiz izlemek gerek:) Saç taranır. Sana hazırlanılır. Derkan kapı çalar..

Bugün sana yeterince söyledim mi bilmem ama SENİ SEVİYORUM..

Gitmeliyim! Yemek pişirmeliyim...


* Bu hikaye tamamen uydurma olup, gerçek kurum ve kişilerle yakından-uzaktan bir ilişkisi bulunmamaktadır.
Tek gerçek: YEMEKTİR!

Afiyet olsun!



Edith Piaf - Padam Padam
Yükleyen
bisonravi1987



KEDİ, KADIN, ADAM ve ALIŞMAK - II



yalın şeylerin arkasına saklanıyorum beni bulasın diye,
beni bulamazsan eşyayı bulacaksın,
elimin dokunduğu şeylere dokunacaksın,
parmak izlerimiz karışacak birbirine..
Yannis Ritsos


Eli sımsıcak.. Eli yumuşacık.. Sadece elimi tutmuyor sanki. Eli tüm bedenimi sarıyor. Aşık olmak için daha erken! Sakın kadınca bir oyun oynama kalbim bana. Zihnime seslendim nerdesin? Sanki adam duydu beni gözlerime baktı gülümsedi. Nasıl da güzel gülüyor! Kedi kız önden yol gösteriyor bize. Yürüyüşüne bak! Arkamdan gel, arkamdan gel şeklinde kıvırtıyor.. Denizdeki dalga gibi. Nasıl heyecan yaratıyor, canlı, hareketli.. Her beş adımda bir ardını dönüyor, gözlerini kısıp bakıyor.. Adamın adını fısıldıyor sanki.. Kedi! Annemin “yürümek sanattır” deyişi çınlıyor kulaklarımda, hemen babam yanıt veriyor “herkesin yaptığı bir şey sanat olabilir mi?” diyor. Babam bu kediyi görmemiş!!! Yürümek neredeyse sevişmekmiş:) Uzun bir koridordan geçiyoruz. Elimi hiç bırakmasa keşke.. Nihayet geniş aydınlık bir salona geldik.. Ve müzik..

Biraz seni çalıştım ben ” dedi.. Kavradı belimden dans ediyoruz.. Kedi ayak ucumuzda. Tango yapan kedi.. Gülümsüyorum! ” Güzel küpeler ” diyor. Gülümsüyorum! Bu adam bana bakmış.. Gerçekten! Bahar küpeyi bile gördü! Bu adam gerçek dimi? ” Sen küpeyi çok seviyorsun biliyorum! Biederman ve Faraone makalelerini okuyorsun. Yani o kürsüde gözün olduğunu biliyorum. Dikkat konusunda çalışıyorsun. Hippokampus özel ilgi alanın. Çocuklara bayılıyorsun.”

Öyle şaşkınım ki.. Belimi daha kuvvetle sarıyor. Gözlerimin içine bakıyor. Kalbimin atışını duyuyor bence. Lise mezuniyet balosunda gibiyim. Tek fark pembe kabarık elbisem yok üzerimde. Yüreğim sokak güvercini. Yemek yiyecektik, acıktım. Bırak gideyim ben. Nerde! Adam ders çalışmış.. Adam beni çalışmış.. ” Bu bahar kokuna bayılıyorum. İnsana enerji veren küçük sevimli kız çocuk hallerini, sonra birden ciddileşmeni.. Gözlerin sevinince kocaman oluyor, kızınca dudakların ince bir çizgiye dönüşüyor. Ve ilk gördüğümden beri beni öldüren bu çorak dudakların.. Sonra şu ses tonun var ya! Sana nasıl kızılabilir! ” Tam beni öpmeye yeltendiğinde adam, bi gırlama duydum.. Yok! Bu bir çığlık. Korku filmi gibi. Kedi! Kesin bu gece bu tırmalar beni..” ” Korkma ” dedi.. Sesi öyle güzel ki.. Nasıl güzel bakıyor. Ama yüzünde bir telaş var. Beni böyle bırak git git gidebilirsen der gibi. Ama o şarkının devamı güzeldir.. Git! Mutlu olacaksan beni düşünme. Sen iyi bak kendine.. Ben evime gideyim. Kediye alerjim var, hele aşka.. Sadece yemek yemeğe geldim.. Criss Cornel söylüyor bak eve gidiş yolunu bulabilirsin. Kurt Cobain sevdiğimi bile biliyor.. İşte o anda elimden hızla çekti beni çömeldik.. Ellerim avuçlarında! Kedi bakıyor ikimize.. Dokunduk.. Kedi, adam ve ben! Öyle güzel gülümsüyor ki..

Alışacağız ” dedi! ” Üçümüz de alışacağız..

İşte o anda melekler uçuşmaya başladı gözümün önünde!

Korkma ” dedi.. ” O da alışkın değil. Bu eve pek kimse gelmez. Kimse için böyle hazırlık yapılmaz. Bu evin sahibi o!” “Ben bu evin sahibi olmak istemiyorum” diyemedim tabi.. Sadece yemek yemeğe geldim ben. Şimdilik! “Miyav! Bana dokunma” diyor resmen! Adam inatçı.. İki kadın arasında ama.. Neyse birbirimizi çok seviyormuşuz gibi yaptık. Kedi bu! Kim bilir ben gidince ardımdan neler söyleyecek ya da ne cilveler yapacak.

Daha yemek var! Gürül gürül akıyor bu adam. Korkuyorum.. Birazdan yüzükleri çıkartacak cebinden! Ama çok güzel gülüyor, ellerimi bırakmıyor.. Bozkırın kızıyım ya çorak dudaklarım su istiyor! Aşk sanırım kapıyı çalıyor..

Kedi geliyor.. Kucağıma oturuyor! Adam gülümsüyor..Alışacağız! diyor.. Keyifle bir şarkı mırıldanmaya başlıyor! Gece yeni başlıyor..