kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Giyilmeyi Bekleyen Kadınlık



Son bahara saklanmış kadınlığımı çıkarttım bugün
Giymek için değil
Sadece bakmak için
Kadınlığımı giymeye cesaretim kalmadı
Cinsiyetimden sıyrıldım öylece baktım kadınlığıma...

Daha önce nasıl da giymişim kadınlığı?
Sana gelir gibi giyinmişim
Şimdi tek başıma kadınlık, çok ağır geliyor bana
Bir bir soyunuyorum geçmiş zaman kadınlığımı
Çıplak kalıyorum
Dağlıyor bedenimi bana biçilen roller
İşte bu nedenle, yeniden giydikçe giyiyorum kadınlığımı
Etekler, boyalar, küperler
Daha neler neler…
Kadınlığımı, kadınlığından ediyorum!
Belki de daha çok kadın oluyorum.
Bilmiyorum!

Üzerimde asılı duran kadınlığıma baktım az önce
Aynaya bakmadan baktım, kendime
En son aynaya ne zaman baktım ki zaten
Sahiden! En son ben kendime ne zaman baktım?
Alıcı gözle
Fark ederek
Hissederek
Bilerek kendimi
En son ne zaman baktım bana?

Kime verdim eskimeyen kadınlığı mı
Kim giydi benim çocuk kadınlığı mı?
Yeni yetmeliği mi?
Asi ruhu mu!

Kadınlığımı giyen sardı mı aşkları mı?
Unuttu biri beni dolabında
Daha mevsimi gelmedi mi sırtına takmaya
Hangi mevsimde kalmıştı ki benim kadınlığım
Sen mi giydin bu sabah beni?
Götürdün mü yanında
Elinden mi tutun eteklerimin!

Yoksa…

Yapma!
Dokunma…
Kadınlığıma saklanma.

Ben insanlıktan, kadınlığa geçtim.
Sonra insanlığa döndüm!
Soyundum kendimden.
Soyundum yüreğimden!
Soyundum kadınlığımdan
Bir tek üryan kalınca kadın olan kadınlığımdan
Anneliğimi
Sokakta
Evde
İşte
Tarlada
Bağda, bahçede
Saklıda, gizlide
Kalem ucunda
Fırça darbesinde
Akılda dolanan düşüncede
Rüyada erkekliği harekete geçiren düşte
Her yerde
Soyundum kadınlığımı

Zihin yetti bir dönem
Sonra sıyrıldım zihinden
Hiçlik denizinden geçtim!

Geldim
Neden benim haberim olmadı, kendimden gittiğimden!
Sadece bir mevsim mi kadın oluyorum ben?
Sadece yanında mı kadın oluyorum ben
Giydim kadınlığımı, bana beni anlatanlara karşı
Beni anlamadan, bana kafa tutanlara karşı
Giyindim ten denen canavarı

Artık biliyorsun
Gözlerini kamaştıran ben değilim
Anlaşılmayan benim kelimelerim değil!
Anlatamadığım, ötelediğin yüreğin
Giyemediğin kendin!
Ben kendimle hesaplarımı bitirdim
El fenerlerinden geçtim
Güneşe geldim
Bir daha hiç çıkartmamak üzere kendimi giyindim.


Fotograf: Özgür Çakır

Çin Yemeği, Endonezya Sumatra Kahvesi ve Kadın Çantası

Dün, BirMilyonKalem yazarlarından Emel Kalınkılıç‘la çok keyifli bir yemek yedim. Kendisi eski arkadaşımdır. İşten, güçten vakit buldukça bir araya gelmeye çalışırız. Yazılarından bildiğiniz üzere Emel, çiçeği burnunda bir anne. Anne olmayı her gün öğrenen, öğrendikçe güzelleşen bir kadın. Bilgi paylaşıldıkça güzeldir tezinden hareketle annelik deneyimlerini içeren bir kitap yazıyor. Her annenin el kitabı olacak sanırım yazdıkları. Geçen hafta aradı beni. "Yine gömüldün işlere. Neler yapıyorsun? Nasılsın? Birlikte yemek yiyelim mi ? " dedi. Çok güldürdü beni 5 dakikalık konuşmamızda. Dün için buluşmayı kararlaştırdık. Malum ben iki işte çalışıyorum, arada bir çocuk dergisinde yazıyorum. O da hem anne, hem de kariyer peşinde. Akşamlarımız rezerve edilmiş durumda yani. Kendime nefes alabilme alanları için randevu yazıyorum şu günlerde. Sonuç: Alışıla geldiği üzere, ikimizinde iş yerine yakın olan bir alışverişmerkezinde buluşmaya karar verdik.

Dün sabah iki dirhem bir çekirdek giyindim. Otuz üç bitti ama gülümsedim kendime. Fıstık gibiyim dedim:) Sabah çok çalıştım. Süte boğulmuş kahve molasını kısa tuttum, işlerimi yetiştirdim. Güzel başladığım bir gündü. Her gün insanın Allah’tan bir şey dileme hakkı varsa, ben böyle başlamak isterim güne. Neşeli ve umut dolu. Yoksa bir yerlere yetişme telaşesi içinde değil. Dudağımda mırıldandığım bir şarkı ile saati 11.45 yaptım. Geç kalmamak adına fırladım. Ama park yerinden Limon’u (sarı araba!) almak çok zaman alacağından "hey taksi" hakkımı kullandım. Tam yoldayım telefonum çaldı ben "Çin yemeğine ne dersin?" dedi. "Bana uyar" dedim. Aslında yola çıkarken yengeç yemek geçiyordu aklımda. İnce ince gülümsedim…..

Yemek yiyeceğimiz yeri bilmediğim için alışmerkezine gelir gelmez telefona sarıldım. Karşıdan bana bağıran, el sallayan hoş bir kadın gördüm. Muhteşem bir Yeşilçam filmi kavuşma sahnesiydi yaşadığımız. Öyle bir sarıldık ki.. Bastık sonra kahkahayı. Kot pantolon dedi. Seni en son üniversite de kotla görmüştüm. Ben arada böyle asilikler yapıyorum dedim. İşi, bir süredir okul gibi kullanıyorum. Saçların dedi bastı kahkahayı… Okul yıllarında saçlarımı değiştirmeyen tek kızdım. Süpürge sapı gibi, uzun siyah saçlar. Ne rengi değişti, ne modeli. Çok tutucuydum bu konuda. Saçlarım konusunda yıllarca iki kişi tarafından çok uyarıldım. Kimler mi? Biri Annem, diğeri de Emel! Hatta yıllığa bile yazdı. Bir de tombo kalem tutkum vardı. Zaten not tutmazdım. Sadece, dersi dinleyerek sınıf geçtim tüm öğrencilik hayatım boyunca. Ama, o tombo kalem benim uğurumdu. Bütün sınavları o kalem geçti, ben bir şey yapmadım:) Neyse konuyu dağıtmayalım.

Emel, her zaman ki gibi çok güzeldi. Doğum sonrası kilolarını vermiş. Saçlar sarı ve çok hoş. Konuşması duru, sesi ruhumda dans eden bir şarkı. Kısa bir yürüyüşten sonra yemek yiyeceğimiz noktaya geldik ve oturduk. Başladı koyu bir sohbet. Aslında kikirdemeler (kıh kıh kıh), usul gülüşmeler (kah kah kih koh), ve yüksek ton da kahkahalara (huhaaaaaaaaahaaaaaaaaaaa) eşlike den kelimeler. Kızsal dedikodular, çekiştirmeler... Bekalığın sultan tarafı yani aşklar. Evli kadınlara bayılıyorum bu konuda. Minicik bir bakışmadan, muhteşem senaryolar çıkartıyorlar.

Bu arada, sohbetimize katık olsun diye geldi bizim yemekler. Çok özlemişim Çin yemeklerini. Ballı ceviz ve yasemin çayı. Ekşili çorbaları… Yolum Suşiko sınırlarından geçemediği için son zamanlarda, çok hoş oldu bu tat damağıma. Yedik…. Yedik…. Yedik……

Ama kahve içmeden olmaz ki! Gittik başka bir yere. Kırmızılar çekti bizi nedense. Yine kırmızı koltuklu bir yer bulduk kendimize. Kızarmış dondurma ve tusinami etkisi yaratacak Endonezya Sumatra kahve ısmarladık. Düşünüyorumda Mayıs’a kadar hiç seyehat yok hayatımda. Endonezya…. Ne hoş olurdu. Mayıs’da Etopya‘ya gideceğim. Kongre bahane aslında. Gitmeleri özledim. Yola çıkmayı. Bu kahve ruhumda yol etkisi yarattı. Boğdukça süte boğdum kahvemi. Ama olmadı. Beni kendime getiren bir daha asla yenmeyecek “kızarmış dondurma” oldu. Dondurma dondurmadır ve kesinlikle soğuk yenmelidir. Biz de öyle yaptık zaten:)
BirMilyonKalem‘den konuştuk. Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı Projesi'nin başarısından... Görme engelli dostlar için Bueneros, Evren ve BeenMaya ile giriştiğimiz işten dem vurduk. Hayatı konuşmak güzel bir dostla. Hele kahve bu kadar güzelken. Şöyle 40-50 yaşına gelsek. Kokoş ya da rüküş olsak dedim. Durdu. Sen mi dedi.. Sen rüküş olmazsın. Hep sadesin. Enerjiksin. Valla bak senle buluşcam diye makyaj yaptım dedim. Bastı kahkahayı. Ya gözlerime far sürmüştüm. Ama galiba rujumu yedim:)

Derken gözüme Emel’in çok şık çantası takıldı. Çağla yeşili, rugan, yılan derisini anımsatan ama olmayan bir çanta. Kadın Çantaları başlıklı bir yazı yazmıştım dedim. Öyle bir kahkaha attı ki. Sonrasında onun kahkahası ne ki benim ki yankı yankı yayıldı. Bir çantada sizce neler olabilir?

1.Pişik kremi
2.Islak mendil
3.Bebek bezi
4.Bir pet şişe su
5.Güneş gözlüğü
6.Araba ruhsatı
7.Ayetel-Kürsi
8.Çeşitli anahtarlar
9.İki cep telefonu
10.Kızsal mazeretler için gerekli olan ürünler
11.Makyaj malzemeleri
12.Acil durumlar için kıyafete uygun olabilecek yükzük, kolye cinsinden bir kaç aksesuar
13.Ayna
14.El kremleri
15.Bir deodorant
16.Mini parfüm
17.Çeşitli mendiller
18.Bebek oyuncakları, çıngıraklar
19. Kesme şeker. Emel’in eşi kıtlama çay içermiş. Her gidilen yerde de kesme şeker olmadığı için.. Malum toz şekerler kağıttan poşete girdi!

Kesin ben birşey unutmuşumdur. Çanta çanta değil tam teşekküllü Cevat Kelle mübarek. Eksikleri Emel tamamlasın. Hesabı ödedik. Emel terziye, ben işe……… Ayrılık vakti öyle bir sarıldık ki. Bir daha ne zaman dedik. En kısa zaman için sözleştik. Ayrıldık! Yine Yeşilcam usulü.

Derken……. Kendi çantama baktm. İki cüzdan, telefon, bir çanta içinde anahtarlar, Limon’un (sarı araba!) ruhsatı ve Biederman’ın son makalesi. Ha bir de gözlüğüm -güneş değil-, onsuz dünyam yamuluyorda. Meraklı Minik'in son sayısı için hala arayıp da bulamadığım Fırat Kaplumbağası, Çöl Varanı konusunda çalışan uzmanların listesi.

Yaşamın sırrı galiba çantamızda. Anne olmak ve olmamak….. İşte bütün mesela biraz da burada.




[PV]Superfly - My Best Of My Life
Yükleyen vivace520 - Music videos, artist interviews, concerts and more.

HAYAT: BELKİ DE BİR BELLEK OYUNU

Durdu yatağımın başında
Yaldızlı çarıklarıyla beni uyandırdı tan
Sordum kendime
Elinden ne vermek gelir her şeyi olan birine?
Hayat! Bir gün! Anımsama..
Hayat sadece bir bellek oyunu aslında..



Bi sabah gözlerimi açtım, yanımda bir adam bana bakıyor kocaman gözleriyle.. Korktum! Çektim yorganı başıma kadar. Sımsıkı yumdum gözlerimi.. Kan basımcım asansör gibi indi çıktı, çıktı-indi. Soluğum neredeyse durmak üzere. Neredeyim? Bu adam kim? Ben kimim? Sonra ayaklarımı fark ettim. Çok soğuktu! Derken sımsıcak bir ses yankılandı kulağımda. Sevgilim korkma! Bu sabah saat 7.30 da doğdun.. Bu günlük örümüz uyuyuncaya kadar sürecek.. Sonra elimi tuttu. Bir resim gösterdi. İkimizin resmi! Gözleri öyle güzel ki. Usulca eğilse dudaklarıma bi öpücük kondursa. Sözlerde öyle cömert ki. Sevgilim diyor! Canım, bitanem!

Sonra içeriden bir ses geldi. Anne! Ben anne miyim? dedim. Aşkım dedi. O Deniz! Bizim bebeğimiz. Benim mavi tadında bir bebeğim mi var! Üstelik adı DENİZ! Benim bebeğim! Düşlediğim, yüreğimde büyüttüğüm Deniz’im! Ben bu adamı ve Deniz’i anımsamıyorum.. Yaşam! Öyle hüzünle baktım ki yüzüne beni çok seven adamın. Geldi. Usulca dudaklarıma değdirdi dudaklarını. Bu yabancı bir dokunuş değildi. İçinde tanıdık bir huzur vardı. Elimi tuttu. Bu bir hastalık dedi. Üzülme! Her gün yeniden ilk sefer gibi sevişiyorum seninle. Öyle çocuksun ki. Sesini dinliyorum. Benim kadınımsın biliyorum. Yanımdasın. Her gün seni kendime aşık ediyorum. Bütün yaşanan olumsuzlukları siliyor bu hastalık. Çünkü sen her sabah bana doğuyorsun kollarımda! Ve her gece sevişerek uyutuyorum seni. Aşk beni hem sahipli hem de özgür kıldı seninle. Her an yanındayım. Seninim! Seninleyim! Korkma.. Sakın korkma..

Gürül gürül geliyordu adam! Kocammış. Nasıl da güzel dokunuyor. İçim titriyor her bana baktığında. Çıplak ayakların gene dedi.. Kucakladı beni.. Seni yıkayacağım! Ruhumda kelebekler uçurtan kadınsın.. Başladı ilk nerede tanıştığımızı anlatmaya. Bana aldığı ilk hediyeyi gösterdi sonra.. Bir küpe! Turkuaz taşlı bir küpe. Teki ben de teki ondaydı! İlkini bana ikinci görüşmemizde vermiş.. İkincisini ilk seviştiğimizde takmış. Sabahsa onu benden almış, kulağına takmış.. Senden aldığım tek somut parça bu olsun demiş.. Bu adam sevmeye kıyılır mı! Bu adama dokunulur mu! Benim kocammış! Usulca suya soktu beni.. Şimdi dedi sadece izin ver su sana yaşamı anımsatsın! Her damlayan su aslında yüreğinden geçen yaşam.. Ben buradayım.. Adın ne dedim.. İçi buruldu hissettim! Sevgilim dedim! Sımsıkı sarıldım ona.. Tüm yaşamı kucaklar gibi.. her şeyi unutsan da, belleğin sana oyunlar oynasa da insanlığı unutmuyorsun dedi.. Gözlerinde yaşlar vardı.. Seni seviyorum dedim! Seni seviyorum.. Elbiseleriyle çektim onu suyun içine.. Sarıldım! Seni çok seviyorum dedim.. Bugün yoğun çalışacaksın dedi.. Bi yandan anlımı, boynumu, yanaklarımı öperken.. Dur dedim! Çok şaşırdı! İşe gitmeyelim! Ben zaten hiçbir şey anımsamıyorum! İzin ver bu sabah işe gitmeyelim. Ben yalın ayak kahvaltı hazırlayayım, sen bacaklarımı seyret.. Oğlumla koşup oynayayım. Ben bisiklete binmeyi biliyorum! Hayır dedi.. Sen sadece araba kullanırsın! Bi gün öğretir misin dedim! Olur dedi.. Ama unutacaksın! Olsun dedim.. Sen yanımdasın! Yaşamayı bana anımsatırsın. Hızla çekti beni kendine.. Yaşaman sensin çocuk dedi. Seninle bende her sabah doğuyorum! Yeni güne başlıyorum.. Seninle!

Sonra beni yine kucakladı.. Bi bebek gibi giydirdi. Boynuma muskaya benzer bir şey astı. Burada adresler yazılı.. Acil zamanlarda arayacağın numaralar. Annen ve baban! Abin! Benim ailem de vardı! Sonra elimi tuttu yatağa oturduk! Aşkım dedi.. Usulca.. Bu sinsi bir hastalık.. Sana her sabah kim olduğunu anlatıyorum.. Gözlerine baktım! Ne söylerse söylesin!

Bu masal ya da rüya da olsa bu adam öyle harikaydı ki.. Sesi sardı yüreğimi.. Çok yakışıklıydı! Çok şefkatliydi! Çok insandı.. Onu dinlemediğimi düşlere daldığımı hissedecek kadar beni tanıyordu! Bi şiir mırıldandı beni kendime getirdi.. Ama onu dinlemedim yapıştım dudaklarına.. Seviştik.. Deli gibi! Ruhum adama teslimdi! Adam usulca hücrelerime nüfuz etti.. Seni seviyorum! Seni seviyorum..

Anne! Anneydim! Deniz diye seslendim. Kıvırcık saçlı, sarışın bi oğlan çocuğu geldi yanıma.. Sarıldı bana.. Bana masal oku dedi.. Peki dedim.. Alice ne dersin dedim yok Küçük Prensi anlat dedi.. Sensin benim Prenssim dedim! Hızla onu döndürmeye başladım! Kahkahalarımız tüm evi sardı.. Anneydim! Sonra yaşlıca bir kadın sesleniyordu.. Hiç aldırmıyordum. Geldi popoma vurdu! Çocukken de böyleydin. ASİ! Duymazdın oyuna dalınca. Oğlun da senin gibi. Okyanusun içindeki yunus balığı! Şey siz annemisiniz dedim.. Gözünden yaş aktı.. Seni ben büyüttüm.. Annen değilim. İnci ben! İkinci annen! İncim benimmmmmmm! Gül kokulu kadınım dedim.. İkinci annem. Sarıldım. Gözündeki yaşı sildi.. Adım ne benim dedim? Sahi adım ne?

Adam geldi.. Sevdiğim kadın adın yetmez mi dedi. Oğlumuzu kucağına aldı yürümeye başladık. İnci’ye el salla Deniz dedi.. Yürüdük. Sen dedi üç yıldır böylesin. Nörolojik bir hastalığın var. Ömrümüzü böyle sonlandıracağız. Her gün sana seni anlatacağım! Her gün ilk sefer ki gibi sevişeceğiz. Sadece Deniz büyüyecek. Sen bazen çok ağlarsın bu saat 5 sularında olur güneş giderken. Oğlumu anımsamıyorum diye! Bana bakıp içini geçirirsin. Ayrıl benden dersin! Senden nasıl gidilir be kadın! Ne şanslı adamım ben! Her gün aşık olduğum ve sadece bana uyanan bir karım var. İkimizi yaşıyorum, ikimiz için anımsıyorum! İkimiz için yaşamı depoluyorum..

Hayat sadece bir bellek oyunu! Sadece seni seviyorum! Sakın iyileşme.. Ben ikimiz için hayatı bir günlük yaşıyorum dedi! Sustu..

Tüm yaşama yabancı olmak diye düşündüm. Bi günde geçmişi unutmak. Her gün biraz daha yakın! Ama her gün biraz daha uzak! Her gün silinmiş bir hafızayla yaşama adım atmak. Ve bir adamın kollarında hayatı solumak! Sana doğdum, seninle yaşadım ve kollarında öldüm.. İlk kez sevişir gibi sevişmek her gün.. Seninle! Her günü ilk gibi yaşamak.. Yaşam bir bellek oyunu belki de.. Her gün soyunduğumuz ama giyinmeye zaman bulamadığımız bir oyun! Kocam! Oğlum! Hayatım! Hepsini bir günde yaşamak.. Doğrudur unutmak bizi şimdiki zamana getirir! Yeniden başlama fikrini kabul eden kişinin sona erme fikrini de kabul etmesi kaçınılmazdır. Kendini unutmak! Durmadan yinelenen şeylerin esiri olduğunu unutmaktır belki de.. Mutluluk yaşamın içinde saklı.. Mutluluk sende saklı.. Bırakma beni! Sakın!
Elini tuttum o anda iki sevdiğim adamın..
Yola koyulduk!
Yelken açtık yüreğimize..
Tek günlük ömrümüze..

Fotoğraf: Özgür Çakır

http://www.fotokritik.com/kullanici/ozgurcakir/portfolyo/

KEDİ, KADIN, ADAM ve ALIŞMAK - V



Gece ile gün; tavşan kaç, tazı tut oynarken göğsümde bir ağırlık hissettim. Hani ilk aşkını hayal edersin ya geceleri. Sevişirsin yüreğinde bi sen; işte o zaman ahlak polisi karabasan çöker ya yüreğine. Öyle bir karaltı nefes alamıyorum! Sevgilim uzakta! Ama sevişmedik vallaha! Hayalde bile dokunmadım daha. Kollarında uyudum Karabasan amca.. Gelme üzerime, üzerime.. Vallahi iki göğsümün arasında bir şey küt diye geldi oturdu. Nefes alamıyorum! Şu gün, gece kovalamacası bitse az içeriye ışık girse ne olduğunu göreceğim. Korkuyorum! Sanki üç, dört yaşlarındayım tek başıma ışıksız bir koridorda kaldım. Ama benim ışığım var. Madem ışığım var neden karanlıktayım? Ah kalbim! İşte yine oyununa geldim. Âşık yine yüreğim. Hadi beyin girsene devreye.. Beni aşk hapishanesinden götürsene! İşte güneş soyunmaya başladı. Günle sevişmeye hazır artık güneş. Ve perde açıldı. Güneş vurdu tenime.. Yorganı başıma kadar çekmek istiyorum. Tenime değdikçe güneş canım yanıyor. Çünkü daha güne soyunmadım. İşte o anda bir ses miyav! Kedi!

Kedi! Ne zaman geldin sen? Peki ya ben!

Gözlerimizi ikimiz de komacan komacan açtık! İki çocuk gibi şaşkındık. İkimizde uyanınca yanımızda adamı görmeye alışmıştık. Demek sende onun göğsünde sabahlıyorsun Kedi! Gözlerinde az çapak olur onun uyanınca. Ama hep gülümser. Öyle sıcaktır ki gülümsemesi! Her sabah günaydın diye anlımdan öper.. Sonra sımsıkı sarılır. Öyle sıkı sarılır ki soluğum durur. Sonra bozkırın kızının çorak duraklarına can verir. İşte o öpücükle güneş hiç batmamak üzere doğar.. Çok özledim! Kedi.. Kapa gözlerini düşleyelim! Yalın ayak kahvaltı hazırlarken onun bacaklarımızı izlediğini düşleyelim! Aşk..

Hüzünlü Kadın’a bakar Kedi.. Ben hangi paylaşımımızı anlatayım. Anlatayım da ilişkimizin içine bir de seni sokayım. Herkesin içinde olduğunu bir ilişki istemiyorum. Ben o Adam’ı seviyorum! Elinden mısır yediğim, kış gecelerinde türküsüne katıldığım, yazın sıcağında dondurmasını yaladığım! Anlatmam sana! Benimle dertleşmelerini, aşktan öte dokunuşlarını, susuşlarını, kaçışlarını, sevaplarını, günahlarını anlatamam! Anlatıp da bendeki onu sana veremem. Anlatıp da ondaki beni yok edemem! Onu kimseye anlatamam, paylaşamam Kadın! İlişkiler bitebilir! Ama yaşananlar zenginliktir. Şimdi seni sevdi diye bendeki onu nasıl paralarım Kadın! Onu sana veremem. Bırak hüznümle benimle kalsın aşkım. Nasıl da heyecanlısın! Nasıl da âşıksın! Yüreğin titriyor görüyorum! Aşk seni güzelleştiriyor.. İşte bu nedenle aşkımdan gidiyorum. Adam seninle mutlu biliyorum!Kadın, Boncuk’u duymadı! Öyle aşıktı ki.. Sımsıkı sarıldı yorgana.. Adam’a sarılır gibi. Sonra Bocuk’u yatırdı yanına.. Başladı türkü okumaya.. Adama söylediği türküyü söyledi Kadın Boncuk'a.. İnceydi sesi. Titredi! Adam sanki ona dokundu gibi geldi. İçi titredi. Dudakları daha bi kurudu.. İçini çekti Kadın.. Ah Boncuk! Keşke burada olsaydı dedi.

Gazete okuyuşunu anımsa lütfen.. Kaşları, Küçük Emrah gibi olurdu dimi.. Aslında pek taraftı kendisi.. Kim değil ki! Herkes kendi tarafında be Kedi! Kedi! Kedi.. Sonra çay içişi.. Komik dimi.. İnce belli sevdalısı kendisi. Domatesi nasıl yiyor! Ben yiyemediğim için üzülüyor. Sonra dudaklarıma değdirmeden ağzıma koyuyor. Bu adam beni seviyor. Badem şekeri taşıyor ya cebinde benim için… Ah Boncuk! Arayalım mı onu? Uyanmış mıdır sence.. O da özlemiş midir bizi!

Derken telefon çalar..

Aşkım! İki sevdiğim Kadın günaydın.. Sesim çıkmaz! Başlarım türküyü söylemeye.. Sen beyaz gömleğini mi giydin? Nereden bildin! Çok yakışıklı olmuşsun buradan hissediliyor.. Sen de yalın ayaksın! Evet! Gülümse! Hep gülümsüyorum.. güneş çok güzel.. Gülünce beni hissettiğini biliyorum Kadın! Seni çok özledim bozkırın kızı.. Nefes alınca burnum sızlıyor! Demek ki bahar gelmiş be Adam! Seni seviyorum! Kendine iyi bak Kadın! Sen de Adam!

Boncuk! İki gün kaldı.. Şimdi sen ne yiyeceksin acaba.. Giyinmeliyim.. Ev sana emanet. Keşfe çık. Şu pencerenin önü güzeldir. Demokrasi neferi bir lamba vardır. Arada canı isteyince yanar. Sonra sokak güvercinleri gelir.. Bir de kiraz çiçekleri vardır! Sen akıllısın istersen müzik açıp dinle ve yemek ye.. Suyun da var. Hadi kal selametle.. Hoşça kal!

Çektim kapıyı, çıktım dışarı.. On basamak indim inmedim.. Hızla geri döndüm! Boncuk! Canımın içi Kedi! Ben sana günaydın dedim mi? Sana iyi günler öpücüğü verdim mi! Biriciğim.. Aşkımın sevdiği Kedi! Benim yarenim, yoldaşım Kedi!

İki kız sarıldık birbirimize. Adam’ın yüreğine gider gibi gittik işimize..

KEDİ, KADIN, ADAM ve ALIŞMAK - IV




Boncuk! Canım! Biriciğim! Sesleriyle uyandım.. Adam ve Kedi yerde yuvarlanmanın bin bir çeşidini gösteriyorlar. Aşk işte bu! Nasıl güzel gülümsüyor Adam.. Kedi de öyle.. Hayatımda duyduğum en güzel müzik: Kahkahadır. Kedi ve Adam’ın kahkaha serenatı.. Bu bir aşk dansı! Gülen ve ağlayan Kedi! Kediyle uyuyan Adam.. İzlendiklerinin hiç farkında değiller. Öyle özgürler ki.. Öyle güzeller ki.. Öyle aşk dolular ki.. Adam ve Kedi! Aralarında bir büyü var.. Ama aralarında bir de büyü bozan var..

Derken büyü bozuldu.. Adam beni gördü! Usulca Kedi kızı koydu yere.. Yanıma geldi.. Günaydın dedi usulca. Burnuma bir öpücük kondurdu. Beni büyük bir kedi sanıyor. Keşke! Keşke beni büyük bir kedi sansa.. Böyle sımsıkı sarsa. Böyle özgür sevse.. Ve bu sonsuza kadar sürse.. Boncuk arkada kaldı.. Nasıl bakıyor.. Hüzünlü bir aşk şarkısı gözleri.. Kedi ağlıyor..

Adamın ardı dönük.. Bozkırın kızına “günaydın” diyor.. Bana! “Dudakların kurumuş.” Kurur tabi öpmedin ki diye belli belirsiz mırıldanıyorum. Duydu sanki! Duymuş! Eğer böyle uyandırılacaksam ben, hep bu koltukta uyuyayım.. Sonra sana uyanayım. Sen bana günaydın de! Konuşmak gelmiyor içimden gülümsüyorum. “Seni uyumaz bilirdim ben!” diyor. “Tembellik hakkımı kullanmak istiyorum diye fısıldadım. 32 yıllık bir birikimim var." “Öyle mi?” Nasıl güzel gülümsüyor. Nasıl tatlı. Battaniyenin altına girdi. Sarıldı bana sımsıkı.. Hadi uyu! Bu nasıl güzel bir duygu. Sıcak, sımsıcak bir Adam. Kalbiyle gören! Saran! Güven veren! Tembellik etmeme izin veren! Bu gerçekten miyop.. Ben kadınım, beni kedi sanıyor.. Bendeki saç o taç sanıyor! Beni harbi mitolojiden biri sanıyor… Sansın! Ne zararı var.. Öyle güzel gülümsüyor ki! Gamzelerine kaçtım adamın.. Dudaklarımı yapıştırdım dudaklarına öyle uyudum. Üç yaşında bi kız çocuğu ağzında emziğiyle uyur gibi. Yaş üç otuz üç ama.. Olsun!

Boncuk çok sessiz. Kırgın! Küskün.. Nerde! Miyav, miyav, miyav.. Derken “zorro” Adam ıslık çaldı.. Birden ses kesildi.. Kedi tam ortamıza girdi.. Kara değil ki, sarı kedi! Çekil ardan be Kedi.. Alçak kedi.. Kötü kedi.. Emziğim dudağımdan gitti.. Anne diye ağlarım bak.. Adam iki kadın arasında! Gülümsüyor.. İstersen dışarıda kahvaltı edelim diyor.. Yok diyorum.. Peynir ve yumurta var mı? Var! Hadi siz uyuyun diyorum.. Terlik giysene diyor bana.. Yok, alış ben hep yalın ayak gezerim diyorum! Ya hasta olursan diyor.. Gülümsüyorum!

Ekmeklerin üzerinde rendelenmiş peynire bulanmış yumurta.. Fırın 230’ a ayarlanmış.. 15 dakika sonra sahte börekler tabakta.. Tavşan kanı çaylar ince belli kızılar da.. Domatesler kesildi.. Zeytinler kekiklendi.. Vişne reçeli bile sürüldü kızarmış ekmeklere.. Ben daha önce bu eve hiç gelmedim dimi.. Eminim! Geldim mi? Beynim kalbimleşme.. Aşk işte! Sonra seslenildi.. Önce Boncuk çağrıldı! Islık çalmayı unutmamışım Allah’tan! Sonra iki yaramaz görüldü kapıdan.. Sofraya baka kaldılar.. Adam inanamadı. Geldi.. Nasıl öptü beni.. İçim doydu! Ama sen beni böyle öpersen ben cebimden çıkartacağım yüzükleri be Adam! Vallahi terlik giyeceğim.. Ayağımı uzaktan keseceğim.. Söz kök vereceğim..

Yemek yemeğe koyulduk. İştahla yediler.. Kedi ve Adam. Ben size yaparım türlü türlü yemekler.. Buna alışabilirim.. Ama bir kediyle uyuyabilir miyim? Tam aklımdan geçerken bunlar Adam konuştu.. Ben 4 günlüğüne Dubayi’ye gideceğim Boncuk’a bakabilir misin?

Kedi ve Kadın! Şimdi Adam’ın arasındaydı.. Peki şimdi ne olacaktı..

KEDİ, KADIN, ADAM ve ALIŞMAK - II



yalın şeylerin arkasına saklanıyorum beni bulasın diye,
beni bulamazsan eşyayı bulacaksın,
elimin dokunduğu şeylere dokunacaksın,
parmak izlerimiz karışacak birbirine..
Yannis Ritsos


Eli sımsıcak.. Eli yumuşacık.. Sadece elimi tutmuyor sanki. Eli tüm bedenimi sarıyor. Aşık olmak için daha erken! Sakın kadınca bir oyun oynama kalbim bana. Zihnime seslendim nerdesin? Sanki adam duydu beni gözlerime baktı gülümsedi. Nasıl da güzel gülüyor! Kedi kız önden yol gösteriyor bize. Yürüyüşüne bak! Arkamdan gel, arkamdan gel şeklinde kıvırtıyor.. Denizdeki dalga gibi. Nasıl heyecan yaratıyor, canlı, hareketli.. Her beş adımda bir ardını dönüyor, gözlerini kısıp bakıyor.. Adamın adını fısıldıyor sanki.. Kedi! Annemin “yürümek sanattır” deyişi çınlıyor kulaklarımda, hemen babam yanıt veriyor “herkesin yaptığı bir şey sanat olabilir mi?” diyor. Babam bu kediyi görmemiş!!! Yürümek neredeyse sevişmekmiş:) Uzun bir koridordan geçiyoruz. Elimi hiç bırakmasa keşke.. Nihayet geniş aydınlık bir salona geldik.. Ve müzik..

Biraz seni çalıştım ben ” dedi.. Kavradı belimden dans ediyoruz.. Kedi ayak ucumuzda. Tango yapan kedi.. Gülümsüyorum! ” Güzel küpeler ” diyor. Gülümsüyorum! Bu adam bana bakmış.. Gerçekten! Bahar küpeyi bile gördü! Bu adam gerçek dimi? ” Sen küpeyi çok seviyorsun biliyorum! Biederman ve Faraone makalelerini okuyorsun. Yani o kürsüde gözün olduğunu biliyorum. Dikkat konusunda çalışıyorsun. Hippokampus özel ilgi alanın. Çocuklara bayılıyorsun.”

Öyle şaşkınım ki.. Belimi daha kuvvetle sarıyor. Gözlerimin içine bakıyor. Kalbimin atışını duyuyor bence. Lise mezuniyet balosunda gibiyim. Tek fark pembe kabarık elbisem yok üzerimde. Yüreğim sokak güvercini. Yemek yiyecektik, acıktım. Bırak gideyim ben. Nerde! Adam ders çalışmış.. Adam beni çalışmış.. ” Bu bahar kokuna bayılıyorum. İnsana enerji veren küçük sevimli kız çocuk hallerini, sonra birden ciddileşmeni.. Gözlerin sevinince kocaman oluyor, kızınca dudakların ince bir çizgiye dönüşüyor. Ve ilk gördüğümden beri beni öldüren bu çorak dudakların.. Sonra şu ses tonun var ya! Sana nasıl kızılabilir! ” Tam beni öpmeye yeltendiğinde adam, bi gırlama duydum.. Yok! Bu bir çığlık. Korku filmi gibi. Kedi! Kesin bu gece bu tırmalar beni..” ” Korkma ” dedi.. Sesi öyle güzel ki.. Nasıl güzel bakıyor. Ama yüzünde bir telaş var. Beni böyle bırak git git gidebilirsen der gibi. Ama o şarkının devamı güzeldir.. Git! Mutlu olacaksan beni düşünme. Sen iyi bak kendine.. Ben evime gideyim. Kediye alerjim var, hele aşka.. Sadece yemek yemeğe geldim.. Criss Cornel söylüyor bak eve gidiş yolunu bulabilirsin. Kurt Cobain sevdiğimi bile biliyor.. İşte o anda elimden hızla çekti beni çömeldik.. Ellerim avuçlarında! Kedi bakıyor ikimize.. Dokunduk.. Kedi, adam ve ben! Öyle güzel gülümsüyor ki..

Alışacağız ” dedi! ” Üçümüz de alışacağız..

İşte o anda melekler uçuşmaya başladı gözümün önünde!

Korkma ” dedi.. ” O da alışkın değil. Bu eve pek kimse gelmez. Kimse için böyle hazırlık yapılmaz. Bu evin sahibi o!” “Ben bu evin sahibi olmak istemiyorum” diyemedim tabi.. Sadece yemek yemeğe geldim ben. Şimdilik! “Miyav! Bana dokunma” diyor resmen! Adam inatçı.. İki kadın arasında ama.. Neyse birbirimizi çok seviyormuşuz gibi yaptık. Kedi bu! Kim bilir ben gidince ardımdan neler söyleyecek ya da ne cilveler yapacak.

Daha yemek var! Gürül gürül akıyor bu adam. Korkuyorum.. Birazdan yüzükleri çıkartacak cebinden! Ama çok güzel gülüyor, ellerimi bırakmıyor.. Bozkırın kızıyım ya çorak dudaklarım su istiyor! Aşk sanırım kapıyı çalıyor..

Kedi geliyor.. Kucağıma oturuyor! Adam gülümsüyor..Alışacağız! diyor.. Keyifle bir şarkı mırıldanmaya başlıyor! Gece yeni başlıyor..

KEDİ, KADIN, ADAM ve ALIŞMAK - I




Akşam beni evine çağırdı! Aslında şaşırmadım değil.. Yani o kadar uzun zaman olmadı tanışalı. Yani sürekli gülümseyip duruyor. Sadece bana değil! Hayata gülümsüyor.. Miyop belki dünyayı görmüyor. Aslında miyop olan benim. Ama onu gördüm.. Dünyayı da!

Daha geçen hafta Beyrut’taydım.. Ondan önce Lima’da.. Ondan önce de Laiden’de.. Gelecek ay nerede olsam acaba.. Aslında gözüm Mısır’da! Beni çeken yollar.. Ah uzaklar! Ama bu adam başka! Yani yemek yiyeceğiz. Yemeğime ilaç atacak mı acaba! O kadar da değil ama.. Ninem’in hikâyelerini anımsadım. Sonra canım filmleri.. Ya bir gün bu düşündüklerimi anlatsam ona! Anı biriktirecek kadar bir zaman birlikte yürüyebilecek miyiz bilmiyorum ki daha.. Ya kadın olmak bu işte azizim. Basit bir akşam yemeği. Adam çağırdı gel işte iki lafın belini kıralım, karanlık geceye güneş gibi doğalım! Çıktık açık alında… Hayda! İşte o en kadın halim yine karşımda! Sırıtıp duruyorum! Sanırım muzu enlemesine yiyebilirim. Az mutluyum. Gülümseme bulaşıcı bir durum! Bu adamın gülüşüne bayılıyorum..

İki dirhem bir çekirdek giyindim.. Ya! İşte kot pantolonumu çektim altıma.. Ateş kırmızı bluzumu giydim üstüne.. Kısa kollu olanı, az yakası açık.. Yok öyle gösterip vermeyeceğim cinsten değil.. Şey menopoz usulü yandım gibi de değil.. Ben gibi işte! Sıcak, içten, biricik.. Ay kendimi çok sevdiğimi de söyledim işte. Herkes kadar seviyorum kendimi.. Neyse! Güzel olmak istedim. Bu akşam güzel olmak istedim. Ama yapmadım makyaj falan. Saçlarımı açtım bir tek! Küpesiz kendimi çıplak hissediyorum. Minicik bir bahar dalı taktım kulaklarıma.. Bu küpe mi dedirtecek cinsten.. Ona gider gibi hazırlandım işte.. Ama bilmeyecek. Aslında kendim gibi ona gidiyorum! Yani aslım ona gidiyor.. Bunu bir bilse.. Dudaklarım çatlak.. Kup kuru. Öper mi beni diye düşündüm içimden. Kendim gibi gelmek istedim. Gülümsememi giydim.. Gamzelerimi taktım.. Yaramaz kız çocuğu gibi giyindim.. Heyecanlı!

Ne götürmeliyim! Pasta! Çiçek.. Belki ikisini de! Ya da bir ben gitmeliyim.. Sürekli evin içinde gezen bir kızdan söz ediyor. O da sen gibi yalın ayak gezmeyi seviyor diyor.. Birlikte uyuyoruz diyor.. Kedi! Deli! Kediyle uyuyor.. Böyle gülümseyen bir adam, bir kediyle uyuyor. Kim deli.. Bence onsuz yatan kadınlar deli.. Bu adamı bir kediye bırakan kadınlar deli.. Kedi!

Bi bilse benim korktuğumu kedilerden. O zaman kapıyı çarpar yüzüme.. Adam aşık kediye.. kedim diyor başka bir şey demiyor.. Sahi adı neydi bu hayvanın. Tövbe! Ona hayvan dedim.. Prenses, biricik, harika, ulvi şey.. Kedi! Aynı yatakta uyuyorum diyor.. Horlayan bir kadınla evlenebilirim artık! Allah’ım! Kedi kapatmış bu adamı.. Yani kadınlardan geçtim şimdi bir kediyle çarpışacağım.. Tırnaklarım bile yok.. Sadece iri gözlerim var. Eşek gözlüyüm.. Kedi! Uykuda horlayan kedi.. Şişko mu acaba bu kedi? Ben küçük bir kızım.. Sadece 55 kiloyum. Boyun 1.65.. Yani hadi yarışalım senle kedi.. Yani gülen bir adam bulduk.. Rüyada da taklit yapılmaz ki.. Ben horlamıyorum! Kediden korkuyorum.. Üstelik sana kendim gibi gidiyorum! Kaleyi içten fethetmek için kedi kıza mı bir şey götürmeli! Ya!

İşte o anda telefonum çalıyor! Geç kalma..Olur! Olur da.. Bir kedim bile yok anlıyor musun? Hadi gülümse.. Bu bizim şarkımız olsun! Ne yiyelim diyorum birden.. Adam susuyor.. Şey! Diyorum! Çileğe, domatese alerjim var.. Yiyince her yerim suçiçeği döküyor 30'unda.. Ama en çok çileği seviyorum, bir de domates reçelini.. Adam diyor bu mevsimde çilek.. Üzerine çikolata sosu.. kesin bu adam kapıyı çarpacak suratıma. Daha ilk geceden kapris ya! Aslında diyorum! Daha gerisini getiremiyorum.. Kedi alerjim var mı bilmiyorum.. Sadece hapşırıp duruyorum.. Yanımda atlıyor, zıplıyor.. Ama ben dokunamıyorum! Ya ben uzağa gidiyorum! Zaten hep bunu yapıyorum:)

Neyse geldim evine.. Kapıyı çaldım! Gülümser iki göz açtı kapıyı.. Sonra masalın Tinkır Belli’i geldi.. Peter Pan benim sevgilim Venny hadi! Ya kuyruğunu nasıl sallıyor.. Gece benimle ısınıyor.. Ayakları soğuk, burnu da.. Küçük kız! Evine git hemen diye gırlıyor.. Sarışın! Gözleri çok fettan! Ben! Allah’ım diyorum içimden.. Bu kesin tırmalar beni..

İşte o anda Hoş geldin diyor berrak sesiyle.. Gülümseyen bir çift göz eğilip, usulca dudağıma bir öpücük konduruyor.. Çorak dudaklar ıslandı.. Elimi tutuyor.. Alışacaksınız..

KADIN, ADAM VE DÜŞLER…




Acının acıttığı sözler bedende yankı buldu.
Adam tuttu ellerini kadının
Seni kendimde saklayacağım
Seni kendime kaçıracağım
Hayal kurdurtacağım sana
Hayal kurmak güzeldir çünkü
Sarı bir ev yapacağım belki tek göz odalı
Önünde çam ağaçları
Hayallerini anlat bana
Anlatsan bana düşündüklerini onları da inşa edeceğim




Ama sen susunca böyle
Seni kendi düşlerime ortak ediyorum
Sonra bencilce geliyor bu yaptığım
Düş benim, düşünce benim
Seni yarı yolda bırakıyorum
Sensiz olmayınca dönüyorum
Sana sadece baş rol veriyorum
Oyna diyorum
Oyala benim dünyamı!
Seni seviyorum..
Sonra yine olmayınca sessiz bir fırtına başlıyor aramızda
Bana tutun istiyorum
Benim sana tutunduğum gibi.
O ana kadar sessiz kalan kadının zeytin karası gözleri erik gibi açılıverdi birden
Derin bir soluk aldı ciğerler
Kocaman bir haykırış bekliyordu adam sindi kaldı
Kadın o nefese küçük bi öpücük kondurdu adamın dudaklarına
Yıldızları bir bir söndürdüler..
Yıldızlar kendileri söndü aslında
Aşka gitmek buydu..
Kendi yıldızını söndürmek belki..
Aşka sadakatti bu
Işıklar sönünce aşk çıplak kalıyordu
Kendisi gibi geliyordu bedenlere
Nesnesi bedendi geceleri aşkın
Oysa her nesnenin bir bitimi vardı
Aşkı ebedi kılan o zaman başkaydı
Tüm ışıklar söndü



Aşkın nesnesi yoktu artık
Aşk
Kadın
Adam
Seni kendimden ayrı tutmadım ki demişti kadın!
Adam, kadını kendine kaçırmıştı
Uyandıklarında bi soluk mesafesi vardı aralarında
Ellerini sımsıkı tutmuştu adam kadının
Birden kalkınca kadın tüm güzelliği döküldü yatağa
Hızla sarıldı adam seni kimse görmesin!
Yorganı başlarına çektiler
Göz göze geldiler
Kadın başladı konuşmaya
Sen dua ettin mi dedi Hıdırellez için?
Adam güldü tam konuşacakken, kadının bi öpücüğü tüm kelimelerini yutturdu
Ben ettim dedi beni ırmağa götürmelisin..
Çizdim duamı kağıda onu ırmağa atmalıyım
Sonra namaz kılmalıyım
Elini başına yastık yaptı adam..
Ne dua ettin anlat bakalım dedi merakla
Az hınzır
Az alaycı
Erkekçe sordu
Aslında o duanın içinde yolunu bulmaya koyuldu
Kadın, usulca sokuldu adamın göğsüne kuruldu
Cana susamış ten duruldu
Anlatmaya koyuldu kadın duasını adama
Soyundum çıplak gittim bir gül ağacının altına
Adam ve ben dedim..
Ben ve adam!
Gerisi zaten kaderde var
İkimizi çizdim toprağa
Karacaahmet’te yan yana




Mahşer de yan yana
Bu dünya da bir solukta!
Düşlediğim şey bi evde ikimiz yan yana
Uzanmışız bir koltuğa aynı kitabı okuyoruz
Altını çizeceğimiz yerler farklı onun için atışıyoruz
Bi tabaktan yemek yiyoruz
Dostlar gelince bi koşu bakkala gidip son paramızla kahve alıyorsun
Sobada hamsi yapıyoruz
Sokak kedileri evin önünde
Kılcıkları biz yiyip, balıkları onlara veriyoruz
Şarkı söylüyoruz
Türkü söylüyoruz
Şiir dinliyoruz
Geceyi biz kovalıyoruz
Sabahı biz yakalıyoruz
Yaşıyoruz!
Adam birden doğruldu..
Gitmek bu işte dedi.
Kendine gitmek!
Uzağa Giden kendine git diye fısıldadı
Saçlarını okşadı kadının
Onu kendine kaçırdı!





Gerisi de vardı aslında
Ama adam sadece o anı yaşamak istedi
Aşk belki sadece o anda vardı!
Adam aşkı yitirmek istemedi !

BİR AYRILIŞ HİKAYESİ: SAÇLARIMI KESTİM

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum
ama nasıl, kilometrelerle derin,
kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz...

Hain ay terk edeli geceyi, en kuytularda bir acı belirdi. Bir çığlık geceye karıştı. Kimse duymadı . Saçlarımı kestim...

Sessizlik beni çok korkuttu. SENsizliğine dayanamadım. Sessizliği ancak hıçkırıklarım korkutabilirdi. SENsizliğe ancak hıçkırıklarım dayanabilirdi. Saçlarımı kestim. Yüzünü bu coğrafyadan çoktan silmişken SEN, elimde kalanlarla avunmaya çalışıyordum. Ta ki zihnimdeki SENi almak için başka bedenlere pusu kurduğunu söyleyene dek. İşe o andan itibaren hıçkırıklar kendilerinden korkmaya başladı. Korkutulması gereken ne SEN, ne de sessizlikti artık. Artık kendimden korkuyordum. Kendimden gitmem gerekiyordu. SANA GELİŞ BİLETİMİ kaybetmiştim. Son kalan umutları, bekleyişleri kestim. Ertelenmiş tüm düşleri o gece kestim ben. Saçlarımı kestim. YARATAN' a borç olan bedenimi toprağa sakladığımdan, kesebildiğim tek şeyi saçlarımı kestim. Yüzümü döndüm duvara. Duvar aynam oldu benim. Yansıyan tek şey bedenimin çığlıklarıydı. Ellerim makasın soğuğuyla buluştuğunda son konuşmamızdaki sesin çınladı kulaklarımda. Ellerim öylesine soğuktu ki makasın soğukluğu titredi. Makas ellerim oldu. Kestim. Saçlarımı kestim. Gözyaşlarım rotasını çoktan şaşırmıştı zaten. İçime akan yaşları silmeye gerek yoktu. Tek tek yere düşerken saçlarım bir aşkın nasıl yerle yeksan olabileceğinin işaretçisi gibiydi. Duvar acıma dayanamadı. Sıvalar döküldü bir bir. Saçlarım yere dağılırken penceremi araladı rüzgar. İçim ürperdi. Saçlarımı kestim. O anda dalga kıranı aşan dalgalar gibi çağladı gözyaşlarım..

Çöktüm yere. Sarıldım saçlarıma. Dağılan her zülüf aslında paylaştığımız zamanlardı. Hangi biri söze dökülebilirdi ki.. Saçlarıma sarıldım SANA sarılır gibi. SENin sıcaklığın vardı saçlarımda. İşte o an hıçkırıklar dindi.. Gözyaşlarım akmaya devam etti. Sesim kesildi. Gözyaşlarım akmaya devam etti. Serildim yere. Pes ettim. Yumdum gözlerimi. SENi görmek için kıvranırken yüreğim zihnim el koydu duruma. Rüzgar sardı bedenimi. Soğuk ninni söyledi bana. Kar içime yağdı. İçimden anneannemin öğrettiği duaları mırıldandım. "Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?.." dualar duaları izledi. Adını mırıldandım. Adın ninni oldu bana.. Öylece daldım uykuya.. Saçlarımı kestim!

Uyandım. SEN yoktun, saçlarım yoktu. Yüzüm vardı sadece. Japon çizgi filmlerinden fırlamış gibi duruyordu gözlerim yüzümün ortasında. Kocaman gözlerim daha bi kocaman olmuştu. Uzun zamandır yüzümü görmemiştim. Saçlarım yoktu ama tüm varlığımı haykıran yüzüm duruyordu karşımda. Şimdi daha iyi anlıyorum bütün parçaların tamamından daha farklı bir şeydi. Bütünden saçlarımı çıkardım gözlerimi gördüm. Bütünden SENi çıkardığımda kendimi gördüm! SENden geriye kalan beni!

Bedenini götürmüştün ama düşlerimizi bırakmıştın. Sesini bırakmıştın bana, kokunu. Mavi gömleğini her üzerime giydiğimde kokun sarardı bedenimi. Kokun rüzgar esintisi serinlikti. Yüreğim hafiflerdi. SENi giyerdim üzerime mavi gömlek gibi. SENi taşırdım her gittiğim yere. Saçlarımı götürdün. Gözlerim çıktı ortaya. Kendini götürdün. Ben çıktı ortaya. SENden geriye çırılçıplak bir ben kaldı geriye..



Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
ve ben artık biliyorum:
toprağın -yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil değil!
Sen yürümelisin,
yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak..
Sen yürümelisin, beni bırakarak...
Kadın sustu.



Saçlarımı kestim. En son saçlarım kesildiğinde 5 yaşındaydım. Annem hastaydı o zaman. Babam yıkadı beni! Babam yedirdi. Babam uyuttu, oynadı benimle; ama tarayamadı saçlarımı. Elinden tuttum babamın saçlarımı kestirmeye gittik. Babam ağladı. Çok ağladı. Saçlarım kesildi bir bir. Saçlarım yere işte o günde bugün ki gibi düştü. Ben babama hiç gönül koymadım. Ben hastalıklara gönül koydum. Ben saçlarıma gönül koydum bir makasa direnemedikleri için. Ben zihnime gönül koydum bana ait olan bir şeyi ben bitiremediğim için.

Sana gönül koymadım. Saçlarımı kestim. Gittiğin için değil. Gittiğin yollardan geri döndüremediğim için değil. Okuduğumuz kitap yarım kaldı. Yazdığımız satırlar. Söylenecek türküler vardı. Doğacak çocuklar. Ekilecek topraklar. Saçlarımı kestim. Herkese, her şeye, gidişlere, kalışlara, yaşama direnmek için!



SARILDILAR!!!
bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...Nazım Hikmet