sıla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Elma

Siyah kazağını giyinmişsin yine
Fonda hep türküler çalıyor
Gidiyor musun?




En çok gözlerine bakmayı özledim
Uzun uzun
Bakışlarımın yakalanma korkusundan uzak

Gözlerine, gözlerimle dokunmayı özledim
Şehrin,
Geceye sunni ışıklarla kafa tutması gibi

Sana uzaktan bakmayı öğreniyorum
Şehrin,
Karanlıkta kaybolması gibi

Arkamı döndüğümde seni göreceğim sanki
Gözlerine bakacağım
Şehrin karanlığında kaybolmuş gibi
Dolaşıp duracağım içinde
Sonra masallarımı anlatacağım usulca

Benim dilimde
Bildik masallar yeniden yazılacak
Şehrin,
Dar sokaklarını kendimize beden yapmamız gibi

An gelecek
Gökten elmalar düşecek
Her masalın sonu böyle değil mi?

Bizim elma bölünecek ikiye
Biri sen, biri ben
Yaşayıp gideceğiz öylece
Bir elma olabilme beklentisiyle...


İNŞALLAH





gecenin günle oynaştığı saatler
alaca olmadan az önce
başkadır sevişmeler

tam bu saatlerde
kulağının arkası kaşınır
bilirim

kulağına yansıyanı dinlesin dudağın
perdelemesin o sesi yürek yankıların
korkma!

mırıldan


yoksa
unutursun!


şimdi söyle
ben duyarım...


33 KÖY, 3003 ÇOCUK İÇİN EL ELE KAMPANYASI

Bir Çocuğun Elindeki Kalem Olabilirsiniz!

Sevişmeden Uyumayalım..


Unuttuğun bir şey var
Aslında zaman zaman bulduğun: Ben
Her satırda aslında seni değil, kendimi yazdım.
Hep yok olanların yokluğunu
Bunlara duyduğum açlığı yazdım
Bunları aslında sen adı altında yazdım
Aslında her şeyi kendime yazdım
Kendime yakınlaşmak için
Daha çok kendim olmak için sana sığındım
Sana gelince kendime geldim

İnsanın kendisi olmak için başkasına sığınması çok tuhaf gelebilir. Ama genellikle yapılan budur. Çünkü, yaşarken ölmemenin tek yolu ait olmak sanılır. Ait olmak da sevmek, sevilmek olarak nesnesine kavuşur. Mitleştirilirse, koşulsuz sevmek adını alır. Başkaları seni sevsin diye sevmezsin. Sadece seversin. Sevgi öyle bir şey ki ancak, sen istersen biter. Aslında başkalarının beslemesine de gerek yok. Sen kendi sevgini zaten besliyorsun. Ana malzeme kendinle besliyorsun.


İlişkinin bitirilmesi kayıp olarak algılanmaktadır. Yitirmek saydığımız her şey aslında yaşayamadıklarımızdır. Peki ya yaşadıklarımız? Belki böyle düşünmek insanı rahatlatıyor da o yüzden böyle ifade ediyoruz. Yaşamda her şeyi kolaylaştırmak mümkündür. Ancak, biz giderek işi daha da zorlaştırıyoruz. Düşünceler hep süzgeçten geçirilerek aktarılıyor. Gerçekten bir dayatma var mı? Yaşamı dayatma düzeneğine çeviren ya da çevirten ne? Belki de rutin düzeneğin kendisidir. Gerçekten ne kadar yaşıyoruz. Sadece aşıkken mi yaşıyoruz! Ya da ayrı iken hisettiğimiz melankoliler mi bizi ayakta tutuyor?


Sana soru soruyorum
Susuyorsun
Seninle konuşmaya çalışıyorum
Susuyorsun
Aslında beni bilerek ya da bilmeyerek eğitiyorsun
Ama hala çağrışımsal düşünmeme bir çözüm bulamadın
Hala uçuşlardayım…
Ne seninle, ne sensiz
Gönlüm söz dinlemiyor.
Baharı yitirdim
Sıcak tenimde dans ediyor
Varlıkla yokluk arasında dolanıp duruyorum
Zaman hakkında düşünüp duruyorum.
Zamanda aynı yolda yürüyor muyuz?
Aynı saatleri yaşıyoruz ama aynı zaman içinde yaşıyor muyuz?
İnsan görmek istemiyorum
Sadece sessizlik istiyorum
Kendi sesim bile hasta ediyor beni….

Bazı zamanlar sadece beden olarak yaşasam ne güzel olurdu. Güneşi, havayı, rüzgarı ve kendimi hissetmeden sadece yaşasaydım ne olurdu? İşte yine sadık yarim sana döndüm yazıyorum. Belki aynı sözler, aynı terane ama! İçim titriyor. Bu garip bir hal. Tarifi bende değil. Düşünüp duruyorum. Gidiyorum. Her gidiş de yaşadığım o garip ayrılık kaygısı şimdi yok. Aidiyet duygumu yitirdiğim için sanırım bu kadar rahatım. Bu dünyada hiçbir şey bana ait değil. Canım bile benim değil. Her şeyin tasarrufu başkasındaysa ben ne yapabilirim diye düşünmekten insan kendisini alamıyor. En azından safını belirleyebilirsin. Ben kimden yanayım.

Düş kurmadan bir adım öteye gidemiyorum
Gerçek nerede başlayıp nerede bitiyor
Ben nerede başlayıp nerede bitiyorum
Hep sorular var zihnimde ama ya cevaplar
Her şey benden ayrı
Giderken ne kendimi ne de seni götürüyorum
Sadece toz olmak istiyorum
Zaman bir toz aslında
İçinde sadece kendini saklayan
Ama bu öyle bir toz ki içinde yaşamı taşıyor
Özünü toz yapsan ne olur acaba
Hep son solukta bir hikaye yazıyorum
Her yarım kalmış hikayeyi yeniden yeniden yaşayarak tamamlıyorum
Oysa tamamlanacak hiçbir şey yok!
Zaman toz
Ben toz
Sadece birbirimize karışıp duruyoruz
Gerçekten karışıyor muyuz?
Zaman bana karışmadan bir an olsun bir yerde durmak istiyorum.
Öz, töz, toz ne olursa olsun durmak istiyorum.

… gökyüzünde dolanan iki kuş gördüm. Biri hep diğerini izliyor. Yüreğim öylesine seninle dolu ki ben de bir kuş olmuşum seni izleyip duruyorum. Nereye kadar gideceğimi bilmeden. Gittiğin yere beni götürüp götürmeyeceğini bilmeden. Gerçekten beni götürür müydün? Bunu bilmeyi çok isterdim. Götürseydin neyin olarak gelecektim ki!

Tek bildiğim zamansız acı çekmek insanın anını çok yakıyor!





Kenar Süsü


kenar süsü oldum hayatında
yani olmasam da olurdu..
kaza süsü de verirdin vefatıma,
yokluğum boşluk yaratmazdı..




Sessizliğin içinden bazen çığlıklar duyulur. Bu öyle bir histir ki bir ürperti hissedersiniz sırtınızda. Sanki biri ardınızdan size yetişmeye çalışıyordur. Elini uzatsa dokunacakmış gibi. Ama bir türlü size dokunamaz. Ne yavaşlarsınız.. Ne de arkanıza bakarsınız.. Belki orada kalmalıdır o. Geçmişten geleceğe taşınan sevdalar vardır, anda yaşamayan. İşte öyle bir şeydir o his. Bilirsiniz! Sese dokunamazsınız… Gitmeler ve gelmeler arasına sıkıştırılmış bir ömürde, sevdaya dokunmak.. Nerde? Sevdanın sesini duymak.. Nerde? Bendeki sen pembe, sendeki ben sessizlik işte..

Sese dokunamazsınız. Ses pembe düşler gibidir. İnce bir dokunuştur. Yürek dara düşünce ikinci eylem planı gibi çıkartılır pembe düşler. Her düşün bir sesi vardır. Sessizliğin sesi, çığlıktır bu. Uykuya yeltenen bedende güm güm atan kalptir bu. Kalp hep iki hece! Kalp hızlandıkça iki odacık duramaz yerinde. Kulakçık ve karıncık coşar pembenin selinde. Pembenin tonu sesle değişir. Oysa pembenin içine sakladığımız aşk çok seslidir.. Durunca kalp ebru gibi suda dağılır pembe.. Ama kaybolmaz ses! İçinde büyür ses. Gitmelerde bazen kesemez sesi… O zaman başlar kendinle savaş. Sevişmeler, sövmeler döner. Aşk, sorguya! Sonra suçların cezası kesilir…


"seni aramamam, sormamam,
bakmadan uzaklaşmam eminim çok hora geçti
hurdaya çıktı içim fark ettin mi hiçe döndüm
çürüye çürüye tükendim
rezil ettim kendimi
dağıttım…
içtim …
düştüm…
ona buna ağladım
içimden döküldün
gülmeyi unuttum
kendimi dinlemekten
hastalık hastası oldum senin yüzünden


İnce bir sızı gibi başlar akşam şehrimde. Aydınlıktan, karanlığa geçiş ürpertir ruhları. Gece sararken yalnızlıkları günahlarla. Düşünürüm! Eğreti yaşamlar, teğet geçmişken güne oyaladığımın dünyası kenar süsü yapar insanları.

Limon (sarı araba!) ve Uzağa Giden ikinci işlerine giderken bir şarkı başlar ötelerden. Kimin kalbine vurur Duygu Can (radyo!) bilmez bu şarkının ruhunu.
Çalar…
Çalar..
Çalar..

DÖN DEMEYİ UNUTTUM BEN


Artık hayata iki kişilik bakıyorum dedi Adam.
Durdu, elini cebine attı tam sigarasını yakacakken vaz geçti.
Sen bunun ne kadarının farkındasın bilmiyorum..
Sitem ediyorsun bana sessizliğinle!
Gitmem lazım.
Ama bu gidiş senden değil!

İş için gitmem lazım..
Uzağa Giden!
Senden gidemem.

Sen bunu istesen de senden gidemem
Hayatımızın kurgusu değişse de ben seni sevmekten vaz geçemem.
Haklısın artık daha az sevda sözleri söylüyorum sana..
Çünkü sevdan oturdu yüreğime.
Sen nasıl bir Kadın’sın bilmiyorum.
Bu daha önce yaşadıklarıma hiç benzemiyor..
Dalından kopartamayacağım bi çiçeksinsin sen
Bi gül!
Rengine daha karar veremediğim bi gül..
Belki benim gün içindeki soluklarımla rengin değişiyor..
Kalbin bana odaklı çarpıyor çünkü.
Biliyorum!
Sesin yaprak gibi titriyor ya telefonda
İşte o zaman her şeyi bırakıp sana gelmek istiyorum.
Senden her gün yeni bir şey öğreniyorum
Bana “sevdiğim” demeyi öğrettin mesela
Sevdiğim!
Bu kelimenin içini doldurdum seninle..
Bazı şeylerin anlamlarını yeni hissetmeye başlıyorum.
Aşktan gidilir mi?
Bilmiyorum
Aşkın uzaktan kumandası yok
Öyle hemen kanal değiştirilmiyor
Yüreğimde yankı bulan sesin şiddeti hemen kısılmıyor.
Yaşama bakışımı değiştiriyorsun.
Hiç tanımadığım insanlara seni anlatırken buluyorum kendimi.
Susuyorum.
Sessizliğim sensin.
Sesimde..

Duvara yaslanmıştı Kadın.
Ardında bir güç olsun istedi.
Adam’ın sözleri yüreğine işlerken ona destek olacak bir eldi duvar.
Soğuk taş duvar yanan canın merhemiydi.
"Gitme" demek istedi dili varmadı
Çok özledim seni şimdiden diyemedi
Beni de götür diyemedi
O bozlak da dediği gibi
Ya beni de götür ya sen de gitme
Yoksa o da mı artık iki kişilik yaşıyordu hayatı?
Kadının içinden geçenleri Adam hiç bilmedi.
Kısa bir ayrılıştı bu.
Sadece üç günlüktü.

Ya da Uzağa Giden bu ayrılışı öyle sanıyordu!
Neden korkuyorum diye sordu kadın içinden..
Uzağa Giden birden koştu sımsıkı sarıldı Adam’a!
Adam mırıldandı.. “Bende!
İşte o anda bi şarkı başladı..
Adam, Kadın’ı kendine kaçırdı tutkuyla!

Sen gidince ötede kaldı hayat
Kırılıp tuz buz oldu
Toparlanamadı aşk
Bir deli düzeni bu
Akıllı masalında
Ya boşan alışkanlığımdan
Ya otur kalkmamaya
Ayrılık seni görmezden gelirim
Meret oyalama aklımı
Uzakta saldım yüzde yüzümü
Dön demeyi vallahi unuttum ben


Gidenler düşünsün dedi Adam!
Ben senden gitmedim ki..
Buna hiç niyetim yok ki..
Gözlerini açtı Kadın!
Ben sana geldim!
Kendime geldim dedi..
Kadın kendine kaçırdı Adam’ı aşkla..
Adam gitmedi!

Adam gidemedi!
İş gezisine başkası gitti..
Aralarına saatler ve mesafeler giremedi.
Dön demeyi unuttular çünkü hiç gitmediler..


Fotoğfarlar
Özgür Çakır