bekleyiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bekleyiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

pastel


flu bir mevsimden
pastel tonlara geçiş sanki sesin
hafif gezgin
biraz oyalayıcı
üşüyen bir ruhu okşayıcı
gel diyorsun gel
ılık renklerin büyüsüne kapıl
sarıl nefesime

Antep, Ekim 2009


Fotoğraf: Özgür Çakır

Bekleyene Gidiyorum..




İnsanın bekleyeninin olması başka bir şey
O zaman ufka ardını dönebiliyorsun
Alkım renkli hayalleri öteleyebiliyorsun
Asılıyorsun küreklere
Bekleyene gidiyorsun

Yakınlaşma-uzaklaşma hissi bastırdıkça yüreğine
Çekip gitmelerin vurgunu sadece kalan için mi diye soruyorsun
Sığ sulardan korkmuyorsun
Sakin sulardan da
Dalgalandımda duruldum da demiyorsun
Öğrenmiş oluyorsun bir kaşık suda bile boğulunabileceğini
Sadece bekleyene gidiyorsun
Yüreğinde yaşanmamışlıklar
Yüzünde yaşanmışlıklarla
Nefes rotanı belirliyorsun
Kırılmamış zembrek adasına doğru
Bekleyene gidiyorsun

Fotoğraf: Özgür Çakır



Daha önce resmimi çizen olmamıştı..

Usulca arkamdan yaşlaşıyor. Parmak ucunda yürüse de hissedebiliyorum heyecanını. Çünkü bana geliyor. Başka bir geliş bu seziyorum. Sanki bana, beni anlatmaya geliyor. Kulakçık ve karıncıkları yatıştırmaya çalışıyorum. İlk doğan ve son ölene hükmüm geçmiyor. Dikkatimi okuduğum kitaba yöneltmeye çalışıyorum. Zorluyorum! Ardımı dönüp ona bakmamak için kendimi zor tutuyorum. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Kurallarını sadece ikimizin bildiği bir oyunu oynar gibiyiz. Mızıkçılık yapmak istemiyorum.

Yüzümü saçlarımla perdeliyorum. Başımı inatla kaldırmıyorum okuduğum kitaptan. Yanıma gelmesini bekliyorum. O da gelmek için hiç acele etmiyor. Başka bir bekleyiş bu. Kavuşmalar aceleye gelmemeli! Ben öğreneli çok oldu. Ruhlar hazır olunca, bedenler buluşuyor çünkü. O anda kendime soruyorum “ okuduğumdan en anladım diyorum? ” Sır dolu bir gülümseme kaplıyor yüzümü. Zihnimin iz düşümü sanki yüzüm. Gidip bir aynaya baksam sanki us’lanacağım. Aklımın haritasına bakıp, azatlı yolculuğuma kader valiziyle çıkacağım.

Derken bir sıcaklık hissediyorum, içine kendimi sakladığım satırların arasından yüzüme doğru yükselen. Aramızda bir solukluk mesafe var. Usulca başımı kaldırıyorum. Gözleriyle kucaklıyor beni. Sanki o anda buluşuyor iki kader arkadaşı. Sanki hep bu anı bekledimdi.


Onunla ilk sarıldığımız anı düşünüyorum. Yaşamım boyunca pek çok mucizeye tanık oldum ama böylesi bir deneyimi bir daha yaşar mıyım? Bilmiyorum! Benimle aynı gün doğan çocuğun gözlerine bakıyorum. Onun gözlerindeki kendime bakıyorum. Onun dünyaya " merhaba " deyişini yeniden yaşıyorum. Dudaklarımın dillendiremediğini, yine gözlerim söylüyor ona.

Hoş geldin!” diyorum çisil çisil….

Bakışları gözlerimi kamaştırıyor. Elime bir kağıt tutuşturup, hızla koşmaya başlıyor. Geldiği koridoru ışık hızıyla geçiyor. Ardından sadece heyecanlı konuşmasını duyuyorum..

- " Babannnnnnnnnnnneeeeeee! Uzağa Giden’in gözlerinde yıldızları gördüm.. "

Dingin bir ses sarıyor kulaklarımı. “ O zaman sana kalbiyle bakmış. Herkese öyle bakmıyor ” diyor bilgece. Atmış dört kış görmüş bir yüreğin kelimelerde yankılanışını hissediyor kulaklarım. Elimdeki kağıda bakıyorum. Dudaklarımdan dökülen tek şey şu oluyor..

- " Daha önce benim resmimi çizen olmamıştı. Ben bu kadar güzel miyim? "

Başıma bir balık konmuş, kısmet gibi. Uzağa Giden’im ya belki bir uçak bu başıma konmuş olan. Ruhumun derinliklerine götürecek beni, zihnimin haritasına verecek elime. Ayaklarım yine kalın kalacak. Bozkırın esintisi gibi özgür olacağım. Kenger ve gelinciklerin arasında, bir çukurda toplanmış yağmur sularının içinde kağıttan gemilerimi yüzdüceğim kara ikliminin kavruk kaderinde. Sümülkü ve saçları fakirliğin yoksunluklarından birbirine yapışmış, kim bilir kimlerden kalmış elbiseleri sırtlarına geçiren çocuklar arasında özgür bir nefes alacağım. Hayalimin uçurtmalarını aklımdan çıkartıp maviye salacağım. Uzun ince bir yolu gideceğim. Kaf dağının ardına kadar yolum var. Pirelerin berber, develerin tellal olduğu diyarlardan geçeceğim. En sonunda kendime geleceğim. Başıma kuş olmuş. İçimi umut doldurmuş.

Hele hele şuna bir bakın! Muzu enlemesine yercesine mutlu bir gülücük konmuş dudaklarıma. Sahi en son ne zaman gülmüşüm ben böyle?

Tüm dünyaya kucaklamaya yetecek kadar büyümüş kollarım. Boşa telaşlanmışım. Kollarım değilmiş suçlu. Saracak insan düşmemiş kapsama alanının metre karesine.

Tüm sesleri saracak kadar büyükmüş kulaklarım. Bilirim sesler kaybolmaz. Sahiden hissederse kulak görür zaten.

İçinden hüzün silinmiş ,yürekten bakan yıldızlı gözlerime bakıyorum şimdi. Gözlerim nemli… O nemi bana yaşatana selam olsun. Bir damla suya hasret kalan yüreğime akmaktır umudum. Göz a’şını acı sananlara, yürek temizliği şeker olsun.

Masallardaki peri kızları kısakansın beni. Varolmayan ülkeden geri geldim. Hayatta başrolü vermem kimseye. Zaten beni benden başka kim oynayabilir ki? Replikleri sadece ben biliyorum. Kimseden bir hayat kiralamadım ben, yaşamımı da ödünç veremem.

Demek ben dört buçuk yaşında bir çocuğun gözlerinden böyle görünüyorum.



Sadece gülümsüyorum elimde tutuğum resme bakarak. Gözlerimdeki yıldızları yakana selam ediyorum. Kalp gözümle dünyayı bir kez daha görmeme yol açana.. Gökyüzünde yıldızları benim için yakanadır sözüm. Bilirim o duyar beni!

Çok sevdiğim biri demişti bana: Yaşadıkların Nisan’ın alameti farikası. Nisan içinde ne taşır? İNSAN… Sen ayların en zalimi dersin ama. Deme! Sen insansın.. İnsan!

Bu çocuğun bana yaşattıkları başka bir duygu. İlk kez hisselerimi tam olarak yazamadı kalem.

Neden mi?

Çünkü daha önce resmimi çizen olmamıştı!

SİNA


Kaç tane SEN var ADAM ?
Söyle!
Kırılgan çocuk
Hınzır aşık
Eğimine yandığımın dünyası hüznünden eğilmiş
Kaldır başını
Gözlerin kamaştırsın dünyamı
*
Kendine güven zırhının altındaki çocuğa bi dokunsam
Tam yüreğime çerçeveledim seni diyorum
Ardıma dönüyorum yoksun
Tutsaklık değil ki sevda
Bunu neden bilmiyorsun?
*
Musa'nın yüreğine, Yaratıcının dokunduğu yerdeyim
SİNA'daYIM!
SEN'deyim..
Bildin mi ben kimim?
*
Yarı çocuk, yarı KADIN bir gülümseme yüzümde
Yalın ayak sana geliyorum
Yalın yürek bir tek sana geliyorum
Işığa doğru yol alıyorum
Sana geliyorum
Bekle..
*
Sakın başını öne eğme
Sendeki beni sakın düşürme..
Bensiz gitme!


Fotoğraf: Özgür Çakır
http://www.fotokritik.com/kullanici/ozgurcakir/portfolyo

SEN GİTTİĞİNDEN BERİ GÜNEŞ KOLLARI KISA GELEN BİR HIRKADIR BANA


Adım Uzağa Giden
Başka coğrafyalarda etek sürümenin hazzını almış biriyim.
Gözüm hep uzaklarda..
Uzağın da uzağına gitmek var hep rüyalarımda.
Mavi tutunmak
Sarıya kaçmak
Kırmızıyla coşmak
Kuşlarla yoldaşım aslında
Rüzgarla karındaş
Canımı sana hırka yaptığımdan beri
Kendini yola vurmuş Kays'tım aslında..


**
Ama son birkaç gündür uzaklar acı verir oldu bana.
Gidemiyorum!
Seni bekliyorum..
Bi sofra kurdum bize
Aslında bi dünya kurdum ikimiz için
Bekliyorum..
Gelmeyeceğini biliyorum
Bekliyorum!
Belki de kendime gelmeyi bekliyorum
Sana gittiğimden beri
Unuttuğum kendime gelmeyi bekliyorum

**
Her nefes alışımda içim sızlıyor.
Olduğum yerde duramıyorum.
Yaşam hüzünlü bir peçe gibi indi yüzüme.
Örttüğü sadece yaşlı gözler.
Yoksun!
Öylece gittin.
Neden gittin bilemedim.

**
Senin yaşam haritan da planlara yer yok.
Benim bunu öğrenmem zaman alacak.
Çünkü benim her şeyim planlanmış durumda.
Soluğuma bile hükmetmeye çalışıyorum.
Ciğerlerime sürekli gökyüzü kaçırıyorum.
Senden sonra bunu beceremiyorum.
Yüreğime kaçtığından beri sen hep boğazıma bir şey takılıyor.
Seni çıkarıp alamıyorum.
Sensiz nefes alamıyorum.
Yalanmış aşk üretken olduğunda güzel masalları.
Senden ayrı düşünce ciğerlerim kavruluyor.
Bi damla susun sen.
Ölüyorum desem avuçlarından su içirir misin?
Gelir misin?

**
Gün hırkasını giyemedim bugün.
Zamana tutunamadım.
Beklemek ne kadar zormuş.
İlk kez uzağa gitmiş birinin dönmesi bekliyorum.
Hangisi daha zor diye düşündüm.
Giden birini beklemek mi yoksa uzaktan dönen birini beklemek mi?
Bir kelime oyunu değil bu.
Sadece dönüşlerde rastlanan o derin korku içimde.
Gel artık!

**
Güne daha bir erken başladım.
Siyah çaldım, beyaz için.
Ömrüme, siyahtan ekledim uzun beyazlar için.
Siyahla, beyaz birleşince tümlenmiş bir zaman mıdır gün?
Hangimiz gece, hangimiz gündüz bilemedim.
Son günlerde sevdiğim şarkının sözü takıldı aklıma
Susma bir şey söyle biraz olsun yardım et.
Gelemiyorum üstesinden ben bu aşkın tek başına.
Susma sen sustun ya yalnızlık çöktü üstüme.
Anladım bu rüya anladım bu son veda.
.”
Sakın habersiz gitme bir daha.
Sakın veda etme!

**
İçim üşüyor.
Süte boğulmuş kahve ısıtmıyor bugün beni.
Sen gittiğinden beri güneş kolları kısa gelen bir hırkadır bana.
Ben kollarımı çekiştirdikçe sünmek yerine daha da kısalıyor bu hırka.
Gel artık!
Sarıl!
Sımsıkı sarıl!
Adımı fısılda kulağıma..
Bi daha gitmeyeceğim de.
Uzağa Giden bir daha sensiz bi yere gitmeyeceğim de.
Nereye gidersem gideyim seni götürüyorum, hissetmesen de yanımdasın deme.
Yaşamımda ilk kez somut bir şey istiyorum.
Dokunmak istiyorum.
Konuştuğumda yüzündeki çizgileri görmek istiyorum.
Güldüğünde o çocuksu sesin içine karışmak istiyorum.
Yol boyu el ele yürümek, kaleleri fet etmek istiyorum.

**
Yola yetim kalmış bir güneşle devam etmek istemiyorum.
Siyah ve beyazıyla tümlenmiş bir güne yelken açmak istiyorum.
Gel artık..
Sensiz yaşamak istemiyorum!

KEDİ, KADIN, ADAM ve ALIŞMAK - V



Gece ile gün; tavşan kaç, tazı tut oynarken göğsümde bir ağırlık hissettim. Hani ilk aşkını hayal edersin ya geceleri. Sevişirsin yüreğinde bi sen; işte o zaman ahlak polisi karabasan çöker ya yüreğine. Öyle bir karaltı nefes alamıyorum! Sevgilim uzakta! Ama sevişmedik vallaha! Hayalde bile dokunmadım daha. Kollarında uyudum Karabasan amca.. Gelme üzerime, üzerime.. Vallahi iki göğsümün arasında bir şey küt diye geldi oturdu. Nefes alamıyorum! Şu gün, gece kovalamacası bitse az içeriye ışık girse ne olduğunu göreceğim. Korkuyorum! Sanki üç, dört yaşlarındayım tek başıma ışıksız bir koridorda kaldım. Ama benim ışığım var. Madem ışığım var neden karanlıktayım? Ah kalbim! İşte yine oyununa geldim. Âşık yine yüreğim. Hadi beyin girsene devreye.. Beni aşk hapishanesinden götürsene! İşte güneş soyunmaya başladı. Günle sevişmeye hazır artık güneş. Ve perde açıldı. Güneş vurdu tenime.. Yorganı başıma kadar çekmek istiyorum. Tenime değdikçe güneş canım yanıyor. Çünkü daha güne soyunmadım. İşte o anda bir ses miyav! Kedi!

Kedi! Ne zaman geldin sen? Peki ya ben!

Gözlerimizi ikimiz de komacan komacan açtık! İki çocuk gibi şaşkındık. İkimizde uyanınca yanımızda adamı görmeye alışmıştık. Demek sende onun göğsünde sabahlıyorsun Kedi! Gözlerinde az çapak olur onun uyanınca. Ama hep gülümser. Öyle sıcaktır ki gülümsemesi! Her sabah günaydın diye anlımdan öper.. Sonra sımsıkı sarılır. Öyle sıkı sarılır ki soluğum durur. Sonra bozkırın kızının çorak duraklarına can verir. İşte o öpücükle güneş hiç batmamak üzere doğar.. Çok özledim! Kedi.. Kapa gözlerini düşleyelim! Yalın ayak kahvaltı hazırlarken onun bacaklarımızı izlediğini düşleyelim! Aşk..

Hüzünlü Kadın’a bakar Kedi.. Ben hangi paylaşımımızı anlatayım. Anlatayım da ilişkimizin içine bir de seni sokayım. Herkesin içinde olduğunu bir ilişki istemiyorum. Ben o Adam’ı seviyorum! Elinden mısır yediğim, kış gecelerinde türküsüne katıldığım, yazın sıcağında dondurmasını yaladığım! Anlatmam sana! Benimle dertleşmelerini, aşktan öte dokunuşlarını, susuşlarını, kaçışlarını, sevaplarını, günahlarını anlatamam! Anlatıp da bendeki onu sana veremem. Anlatıp da ondaki beni yok edemem! Onu kimseye anlatamam, paylaşamam Kadın! İlişkiler bitebilir! Ama yaşananlar zenginliktir. Şimdi seni sevdi diye bendeki onu nasıl paralarım Kadın! Onu sana veremem. Bırak hüznümle benimle kalsın aşkım. Nasıl da heyecanlısın! Nasıl da âşıksın! Yüreğin titriyor görüyorum! Aşk seni güzelleştiriyor.. İşte bu nedenle aşkımdan gidiyorum. Adam seninle mutlu biliyorum!Kadın, Boncuk’u duymadı! Öyle aşıktı ki.. Sımsıkı sarıldı yorgana.. Adam’a sarılır gibi. Sonra Bocuk’u yatırdı yanına.. Başladı türkü okumaya.. Adama söylediği türküyü söyledi Kadın Boncuk'a.. İnceydi sesi. Titredi! Adam sanki ona dokundu gibi geldi. İçi titredi. Dudakları daha bi kurudu.. İçini çekti Kadın.. Ah Boncuk! Keşke burada olsaydı dedi.

Gazete okuyuşunu anımsa lütfen.. Kaşları, Küçük Emrah gibi olurdu dimi.. Aslında pek taraftı kendisi.. Kim değil ki! Herkes kendi tarafında be Kedi! Kedi! Kedi.. Sonra çay içişi.. Komik dimi.. İnce belli sevdalısı kendisi. Domatesi nasıl yiyor! Ben yiyemediğim için üzülüyor. Sonra dudaklarıma değdirmeden ağzıma koyuyor. Bu adam beni seviyor. Badem şekeri taşıyor ya cebinde benim için… Ah Boncuk! Arayalım mı onu? Uyanmış mıdır sence.. O da özlemiş midir bizi!

Derken telefon çalar..

Aşkım! İki sevdiğim Kadın günaydın.. Sesim çıkmaz! Başlarım türküyü söylemeye.. Sen beyaz gömleğini mi giydin? Nereden bildin! Çok yakışıklı olmuşsun buradan hissediliyor.. Sen de yalın ayaksın! Evet! Gülümse! Hep gülümsüyorum.. güneş çok güzel.. Gülünce beni hissettiğini biliyorum Kadın! Seni çok özledim bozkırın kızı.. Nefes alınca burnum sızlıyor! Demek ki bahar gelmiş be Adam! Seni seviyorum! Kendine iyi bak Kadın! Sen de Adam!

Boncuk! İki gün kaldı.. Şimdi sen ne yiyeceksin acaba.. Giyinmeliyim.. Ev sana emanet. Keşfe çık. Şu pencerenin önü güzeldir. Demokrasi neferi bir lamba vardır. Arada canı isteyince yanar. Sonra sokak güvercinleri gelir.. Bir de kiraz çiçekleri vardır! Sen akıllısın istersen müzik açıp dinle ve yemek ye.. Suyun da var. Hadi kal selametle.. Hoşça kal!

Çektim kapıyı, çıktım dışarı.. On basamak indim inmedim.. Hızla geri döndüm! Boncuk! Canımın içi Kedi! Ben sana günaydın dedim mi? Sana iyi günler öpücüğü verdim mi! Biriciğim.. Aşkımın sevdiği Kedi! Benim yarenim, yoldaşım Kedi!

İki kız sarıldık birbirimize. Adam’ın yüreğine gider gibi gittik işimize..

NİSAN'IN EYLÜL'E HAYKIRIŞI: Başka Bi Mevsimde Kavuşuruz

İşe geldim biraz erken, tıpkı sana geldiğim gibi.
İlk defa birine geç kalmadığımı düşünüyorum takvimlere inat!




İnsanın kendine gelmesi işte bu..
Kendime geldim.
Sana geldim.
Kendimi, Sen'den ayrı tutamıyorum bedenime inat!
***
Ortancalar aldım.
Ellerim koksun istiyorum başak başak..
Sen başak!
Ben başak!
Bi toprakta yan yana çırılçıplak uzanmak..
Karaca Ahmet diyorum Sana!
Gülümsüyorsun!
Sonsuza kavuşmak..
Çırıl çıplak..

***
Nisan bugün küskün..
Elinden şekeri alınmış küçük bir kız çocuğu..
Bisikletinin tekeri patlamış belki bi oğlan..
Şehrim parçalı bulutlu Nisan..
Yalın ayak tarlada koşan bir çocuk yüreği rüzgar
Süslü bir kızın eteğini havalandıran hınzır bir esinti belki..
Deniz kıyısında oturmuş siftahını bekleyen bir martı yüreğim..
***
Çal be kapı!
Mühürlendin mi sende yüreğim gibi?
Çal artık..
Haydi!
Çık gel artık
Sarıl bana sımsıkı..
Bi daha gitmeyeceğim de.
Bi daha hiç gitmeyeceğim!
Gel demek senin hakkındır de..
Benim sana gel dediğim gibi!
***
Sadece sesine dokunmak!
Sadece kelimelerde yürümek!
Sadece ..
Sadece..
Bu gün yüklerimizi paylaştık..
Sen!
Ben!
Yüreğim bi avuç çiy tanesi
Yüreğin bi gül!
***
Gülün üzerindeki çiy tanesiyim ben!
Yüreğin gül senin..
Ben üzerindeki bi damla su tanesi..
Ah Sevdiğim!
Bilmezsin sen çiy tanesini
Akıp gider..
Karışır toprağa..
Akıttığın göz yaşıdır çiy tanesi.
Oysa o seni düşürmemek için akıtır yaşlarını yüreciğine!
Bunu sadece yüreği nisan olanlar bilir..
***
Nisan bu yağar şimdi tokat tokat!
Canı yanınca inler çisil çisil..
Sonra ince bi sızı gibi yakar
Nisan!
Zalim Nisan..
Çekip giderken yüreklerde hep bir sevda bırakır
Sevda nisan gibi kalır!
***
Gün sen diye inliyor şimdi..
Bu gri renk nisan değil!
Oysa nisan yedi renktir..
Bu sadece sensizliğin çığlığı.
Yağ be yağmur..
Nisan!
Yağmur!
Sen!
Ve ben..

Bi başka mevsimde kavuşuruz..
De'mi?

UZAĞA GİDEN KADIN


Sen çalışırken ben günü yaşadım azıcık. Ben de çalıştım. Çalıştım ama, günden payı
Pencereleri çok seviyorum. Pencere sana açılan kapı. Penceremin ardından bir dünya saklı. Kimi zaman ışık vuruyor, kimi zaman Ay doğuyor camın ardından. Yaşam akıp gidiyor oracıkta. Seni arıyor gözlerim.  Pencerem kıvrıla kıvrıla bir yerlere varmaya çalışan buyük bir caddeye bakıyor. İnsanalrın telaşesi içinde bir yerde saklanmış duran seni arıyor gözlerim. Oradasın biliyorum. Bakışlarını hissediyorum üzerimde. Yüreğimle sana bakıyorum. Penceremim önüne bir sokak güvercini konuyor ben sana bakıyorum. Ama ben pencereyi açmıyorum. Önünde duruyorum. Gelmem için zaman var. Davet beklemiyorum. Öylece bakıyorum sana. Bunu seviyorum. Seni görmem yeter. İyi olduğunu bilmem yeter. Gözlerimi kapasam, usulca öpülsem. Bu mucize olurdu. Bekliyorum. Bunu bekliyorum. Bunu istiyorum. Bunu özlemle bekliyorum. Gökyüzüne bakıyorum gülümseyerek. Sen ve gökyüzü birbirinize çok benziyorsunuz. Alabildiğine mavi, alabildiğine sonsuz ve alabildiğine benim olan başka ne var ki diye düşünüyorum.
Pencereleri çok seviyorum. Pencere sana açılan kapı. Penceremin ardından bir dünya saklı. Kimi zaman ışık vuruyor, kimi zaman Ay doğuyor camın ardından. Yaşam akıp gidiyor oracıkta. Seni arıyor gözlerim.  Pencerem kıvrıla kıvrıla bir yerlere varmaya çalışan buyük bir caddeye bakıyor. İnsanalrın telaşesi içinde bir yerde saklanmış duran seni arıyor gözlerim. Oradasın biliyorum. Bakışlarını hissediyorum üzerimde. Yüreğimle sana bakıyorum. Penceremim önüne bir sokak güvercini konuyor ben sana bakıyorum. Ama ben pencereyi açmıyorum. Önünde duruyorum. Gelmem için zaman var. Davet beklemiyorum. Öylece bakıyorum sana. Bunu seviyorum. Seni görmem yeter. İyi olduğunu bilmem yeter. Gözlerimi kapasam, usulca öpülsem. Bu mucize olurdu. Bekliyorum. Bunu bekliyorum. Bunu istiyorum. Bunu özlemle bekliyorum. Gökyüzüne bakıyorum gülümseyerek. Sen ve gökyüzü birbirinize çok benziyorsunuz. Alabildiğine mavi, alabildiğine sonsuz ve alabildiğine benim olan başka ne var ki diye düşünüyorum.
Yazın en güzel renklerini giyindim. Tenimde dans eden beyaz bir elbise. Şifon kumaş rüzgarla dans ederken Sende gör istedim. Tüm renkleri zihnime kazıdım. Daha önce görmediğim renkler bunlar. Biliyor musun ladin ağaçları kıpkırmızı. Doğa başka bir güzel bu mevism. Allah baba yapmış bu sabah sanki bizim için, görelim diye. Ben senin içinde baktım. Nefes alınca burnun yanıyor bahar gibi. Onca sıcağa karşın bir koku var. Sanki sen gelmişsin gibi. Kokun, rüzgar esintisi serinlik tenimde dolanan. Onca acıya karşın gizliden yaza bahar gelmiş. Sende hisset istedim. Çocuklar ne kadar mutlu bir görsen. Gitsem yanlarına saklambaç oynasam, sobelesem hepsini. Çocuklarla dans etsem en çorak kaliyle toprağın. Çocuklara uzaktan bakan kediler var. Yatağımızı mahvettiniz diye inceden incede gırlayan kediler. Bir yakalasalar çocukları... Kedileri görmen lazım.

Bu sabah pencereme bir güvercin geldi. Öyle beyaz falan değil. Bildiğin yurdum sokak güvercini. Sen ve ben gibi. Yurdum yani. Simitim vardı elimde. Az ufaladım koydum önüne. Çayımı veremedim ona. Kıyamadığımdan değil, hep ister sonra diye düşündüm. Çayı bilsin istemedim. Doğasına aykırı gibi şeyler hiç geçmedi aklımdan. Sıcaklığı bilirse hep ister dedim kendi kendime. Sıcaklığı bilsin istemedim. Bilmediğin şeyleri istemiyorsun çünkü. Bilmezsen canın çekmiyor, özlemiyorsun. Herkes simit verir olmadı ekmek verirler. Ama soğukta bir bardak çayı kim verir bir sokak güvercinine. Seni düşündüm. Sıcaklığını düşündüm. Sen çalışırken ben düş gördüm. Gündüz düşümde seni gördüğüm.

Yavaş yavaş zaman akıp gidiyor. Öyleye koyuldu gün. Gökyüzü beyaza çaldı, soğuk çıktı. Güvercin gitti. Simit bitti. Gündüz düşü yok. Pencere kapalı. Senim geldi çok. Yüreğimi tutamıyorum. Akşam olsun artık. Yatağımsın sen, yorganım. Bedenimin en kuytusuna sakladım düşümsün sen.

Sen çalışırken ne yaptın, düş gördün mü? Seninkisi akşam düşü olsun mu? Daha geceye çok var deme. Yorgunum deme. Para deme. Başım ağrıyor deme. Ne pişirdin deme. Bir şey deme. Hep bir şey de be adam derim ama bu sefer deme. Bak kapadım gözlerimi akşam olsun artık. Akşam olsun.
Yazın en güzel renklerini giyindim. Tenimde dans eden beyaz bir elbise. Şifon kumaş rüzgarla dans ederken Sende gör istedim. Tüm renkleri zihnime kazıdım. Daha önce görmediğim renkler bunlar. Biliyor musun ladin ağaçları kıpkırmızı. Doğa başka bir güzel bu mevism. Allah baba yapmış bu sabah sanki bizim için, görelim diye. Ben senin içinde baktım. Nefes alınca burnun yanıyor bahar gibi. Onca sıcağa karşın bir koku var. Sanki sen gelmişsin gibi. Kokun, rüzgar esintisi serinlik tenimde dolanan. Onca acıya karşın gizliden yaza bahar gelmiş. Sende hisset istedim. Çocuklar ne kadar mutlu bir görsen. Gitsem yanlarına saklambaç oynasam, sobelesem hepsini. Çocuklarla dans etsem en çorak kaliyle toprağın. Çocuklara uzaktan bakan kediler var. Yatağımızı mahvettiniz diye inceden incede gırlayan kediler. Bir yakalasalar çocukları... Kedileri görmen lazım.

Bu sabah pencereme bir güvercin geldi. Öyle beyaz falan değil. Bildiğin yurdum sokak güvercini. Sen ve ben gibi. Yurdum yani. Simitim vardı elimde. Az ufaladım koydum önüne. Çayımı veremedim ona. Kıyamadığımdan değil, hep ister sonra diye düşündüm. Çayı bilsin istemedim. Doğasına aykırı gibi şeyler hiç geçmedi aklımdan. Sıcaklığı bilirse hep ister dedim kendi kendime. Sıcaklığı bilsin istemedim. Bilmediğin şeyleri istemiyorsun çünkü. Bilmezsen canın çekmiyor, özlemiyorsun. Herkes simit verir olmadı ekmek verirler. Ama soğukta bir bardak çayı kim verir bir sokak güvercinine. Seni düşündüm. Sıcaklığını düşündüm. Sen çalışırken ben düş gördüm. Gündüz düşümde seni gördüğüm.

Yavaş yavaş zaman akıp gidiyor. Öyleye koyuldu gün. Gökyüzü beyaza çaldı, soğuk çıktı. Güvercin gitti. Simit bitti. Gündüz düşü yok. Pencere kapalı. Senim geldi çok. Yüreğimi tutamıyorum. Akşam olsun artık. Yatağımsın sen, yorganım. Bedenimin en kuytusuna sakladım düşümsün sen.

Sen çalışırken ne yaptın, düş gördün mü? Seninkisi akşam düşü olsun mu? Daha geceye çok var deme. Yorgunum deme. Para deme. Başım ağrıyor deme. Ne pişirdin deme. Bir şey deme. Hep bir şey de be adam derim ama bu sefer deme. Bak kapadım gözlerimi akşam olsun artık. Akşam olsun.
Bu sabah pencereme bir güvercin geldi. Öyle beyaz falan değil. Bildiğin yurdum sokak güvercini. Sen ve ben gibi. Yurdum yani. Simitim vardı elimde. Az ufaladım koydum önüne. Çayımı veremedim ona. Kıyamadığımdan değil, hep ister sonra diye düşündüm. Çayı bilsin istemedim. Doğasına aykırı gibi şeyler hiç geçmedi aklımdan. Sıcaklığı bilirse hep ister dedim kendi kendime. Sıcaklığı bilsin istemedim. Bilmediğin şeyleri istemiyorsun çünkü. Bilmezsen canın çekmiyor, özlemiyorsun. Herkes simit verir olmadı ekmek verirler. Ama soğukta bir bardak çayı kim verir bir sokak güvercinine. Seni düşündüm. Sıcaklığını düşündüm. Sen çalışırken ben düş gördüm. Gündüz düşümde seni gördüğüm.

Yavaş yavaş zaman akıp gidiyor. Öyleye koyuldu gün. Gökyüzü beyaza çaldı, soğuk çıktı. Güvercin gitti. Simit bitti. Gündüz düşü yok. Pencere kapalı. Senim geldi çok. Yüreğimi tutamıyorum. Akşam olsun artık. Yatağımsın sen, yorganım. Bedenimin en kuytusuna sakladım düşümsün sen.

Sen çalışırken ne yaptın, düş gördün mü? Seninkisi akşam düşü olsun mu? Daha geceye çok var deme. Yorgunum deme. Para deme. Başım ağrıyor deme. Ne pişirdin deme. Bir şey deme. Hep bir şey de be adam derim ama bu sefer deme. Bak kapadım gözlerimi akşam olsun artık. Akşam olsun.
Bu sabah pencereme bir güvercin geldi. Öyle beyaz falan değil. Bildiğin yurdum sokak güvercini. Sen ve ben gibi. Yurdum yani. Simitim vardı elimde. Az ufaladım koydum önüne. Çayımı veremedim ona. Kıyamadığımdan değil, hep ister sonra diye düşündüm. Çayı bilsin istemedim. Doğasına aykırı gibi şeyler hiç geçmedi aklımdan. Sıcaklığı bilirse hep ister dedim kendi kendime. Sıcaklığı bilsin istemedim. Bilmediğin şeyleri istemiyorsun çünkü. Bilmezsen canın çekmiyor, özlemiyorsun. Herkes simit verir olmadı ekmek verirler. Ama soğukta bir bardak çayı kim verir bir sokak güvercinine. Seni düşündüm. Sıcaklığını düşündüm. Sen çalışırken ben düş gördüm. Gündüz düşümde seni gördüğüm.
Yavaş yavaş zaman akıp gidiyor. Öyleye koyuldu gün. Gökyüzü beyaza çaldı, soğuk çıktı. Güvercin gitti. Simit bitti. Gündüz düşü yok. Pencere kapalı. Senim geldi çok. Yüreğimi tutamıyorum. Akşam olsun artık. Yatağımsın sen, yorganım. Bedenimin en kuytusuna sakladım düşümsün sen.

Sen çalışırken ne yaptın, düş gördün mü? Seninkisi akşam düşü olsun mu? Daha geceye çok var deme. Yorgunum deme. Para deme. Başım ağrıyor deme. Ne pişirdin deme. Bir şey deme. Hep bir şey de be adam derim ama bu sefer deme. Bak kapadım gözlerimi akşam olsun artık. Akşam olsun.
Yavaş yavaş zaman akıp gidiyor. Öyleye koyuldu gün. Gökyüzü beyaza çaldı, soğuk çıktı. Güvercin gitti. Simit bitti. Gündüz düşü yok. Pencere kapalı. Senim geldi çok. Yüreğimi tutamıyorum. Akşam olsun artık. Yatağımsın sen, yorganım. Bedenimin en kuytusuna sakladım düşümsün sen.
Sen çalışırken ne yaptın, düş gördün mü? Seninkisi akşam düşü olsun mu? Daha geceye çok var deme. Yorgunum deme. Para deme. Başım ağrıyor deme. Ne pişirdin deme. Bir şey deme. Hep bir şey de be adam derim ama bu sefer deme. Bak kapadım gözlerimi akşam olsun artık. Akşam olsun.
Sen çalışırken ne yaptın, düş gördün mü? Seninkisi akşam düşü olsun mu? Daha geceye çok var deme. Yorgunum deme. Para deme. Başım ağrıyor deme. Ne pişirdin deme. Bir şey deme. Hep bir şey de be adam derim ama bu sefer deme. Bak kapadım gözlerimi akşam olsun artık. Akşam olsun.
Uzağa gidemeyen ve sana hep uzak kalan Kadın!




mı da aldım. Hakkım kadarını aldım merak etme. Tamam tamam itiraf ediyorum hınzır kedilik yaptım azıcık. Kızma! Pencereden baktım bi ara, hayal kurdum. Hayal kurmayı seviyorum. En gerçeğinden hayaller kurmayı ama. Yasaklanmadan az gündüz düşü gördüm. Bu gündüz düşlerini çok seviyorum. Çünkü, bu sayede seni görmem için illa gece olmasını beklemem gerekmiyor. Seni hissetmem için uyumam gerekmiyor yani. Gündüz düşleri için yüreğini açman yeter, yatak yorgan gerekmiyor yani. Bir pencere görünce burnumu dayıyorum gökyüzüne bakıyorum. Türkü mırıldanıyorum, anneannemin öğrettiği duaları okuyorum, senin yüzünü gözümün önüne getiriyorum. Mutlu oluyorum işte. Mutlu olmak çok kolay aslında. Bir pencere olsun yeter. Dertlendim mi bir pencerenin önüne gidiyorum, sana gelir gibi. Burnumu dayıyorum cama, tıpkı sana sarılır gibi.

Sen çalışırken ben yazı yazdım. Öylesine yazdım. Bir konu olsun, gündeme otursun diye yazmadım. Dağa, denize, gökyüzüne yazdım. Yazarken gülümsedim hep. Ellerim ısındı. Gökyüzüne baktım arada. Yazdım. Sana baktım arada. Yine yazdım. Sana yazdım. Kendime yazdım.

Sen çalışırken uzaklarda başka bir coğrafyada, başka hayatları yaşarken, başka bir havayı solurken ben yaşamın içindeydim. Sensiz güne karıştım sanma. Tüm bunlar yaparken hepsini sana söyledim. Sabah ki sokak güvercinini gördüm az önce pencereme sığınmış ısınmaya çalışıyordu. Onu sana çaya gönderdim. Sen sarınca bırakmazsın! Sahiplenirsin! Bakarsın! Alışsa da ona çay verirsin. Sokak güvercinini ben gibi gönderdim sana. Sen çalışırken ben adını söyledim. Çay içemedim, bi şey yiyemedim. Adını söyledim duydun mu? Bütün gün ne olduysa duydun ama beni duydun mu? Bu günde böyle geçti. Ama sen hala çalışıyorsun! Uyu artık! Üzerini örtmeye, sana ninni söyleyeme sokak güvercini gelecek! Belki benim duyuramadığım sesimi o sana duyurur..


Ben Uzak Giden Kadın..