2 Temmuz, Sivas ve Belkıs Çakır'ın Anısına

"Sıcak bir yazdı anımsadığım. Üniversitenin ilk yılı bitmişti. Son beş yazdır olduğu gibi aileme ait bir iş yerinde çalışıyordum. Yazları sıcak ve kurak geçen bozkır ikliminde tek eğlencem kitaplardı. Haftada 2-3 kez de sinemaya giderdim. O günlerde kavradım tek başına film izlemenin ne derece keyifli olduğunu. Çocukluğu üzerimden bir türlü çıkartmak istemediğim günlerdi. Son günlerde tatile gitmeyen arkadaşlarımla buluşup yeni açılan pizzacıda vakit geçirmeye, daha doğrusu günü öldürmeye başlamıştık. Sözde üniversite 2. sınıf öğrencisiydim. Ancak, yaptıklarımın liseli bir öğrenciden çok farkı yoktu. Sıcak insanları durağanlaştırmış, miskinleştirmişti.

Hayatımı sorguladığım günlerdi. Yaptığım işten memnun muydum? Sahiden bu kız, bu insan mı olmak istiyordum! Aklımda onlarca soru tilkicilik oynarken, ben sadece yaşıyordum..."

Sivas olaylarının üzerinden on beş, belki de yirmi gün geçmişti. Önümde gazete, Sivas haberlerini okuyordum. Metin Altıok’un şiirleri her yerde yayımlanıyordu. Herkes Aziz Nesin’i konuşuyordu. Kitaplarını daha çok kişide görmeye başlamıştım. Herkesin dilendeydi Sivas. O ana kadar benimde sadece dilimdeydi…

Kendimi kaptırmış bir şekilde gazete okurken içeriye lise arkadaşım Hakan girdi. Babasının aynı pasajda ofisi vardı. Canı sıkılınca bizi ziyarete gelirdi. Gazeteye baktı "çok üzgünüm" dedi. "Ben de" dedim. "Olayları anlamaya çalışıyorum sadece" dedim. Yüzüme baktı "seni daha üzgün bulacağımı sanmıştım" dedi. Ne demek istediğini hiç anlamadım. Şaşkın şaşkın yüzüne baktım. Hakan durdu "senin hiçbir şeyden haberin yok" dedi. "Neden haberim yok?" dedim. O anda ayağa kalktığımı anımsıyorum sadece.

"Orada Belkıs’da yandı" dedi.

"Hangi Belkıs?" dedim. Sadece bağırdığımı anımsıyorum: "bu doğru değil!".

Elime telefonu aldım ve hemen Belkıs’ların evini aradım. "Ben Şebnem! Belkıs’ı telefona verir misiniz?" dedim. Sesimden kendim irkildim. O ses de kaderi reddediş vardı. Bir isyan! Bir haykırış! Karşıdan gelen tek ses “Kuzuuuuuuuuum!” oldu. Dakikalarca bir şeyler demeden, diyemeden ağladığımızı anımsıyorum telefonun bir ucunda ben, diğerinde bir anne. Annem gelip aldı telefonu elimden. Belkıs dedim... O telefon nasıl kapandı anımsamıyorum. Tek bildiğim Arkadaşım artık yoktu!
Temmuz 1993

"Ben şimdi biraz da
Senin için görüyorum
Gökyüzünün parlak,
Bakış seken mavisini.
Ben şimdi biraz da
Senin için duyuyorum;
Gecenin o sarsak,
Yokuş çıkan ezgisini.
Ben şimdi kanayarak
Senin için yaşıyorum;
Sazan derisi gibi
Günlerimi külle soyarak"

 

Bu satırları yazmadan önce “ ben şimdi biraz ”ı okudum Metin Altıok’tan.

2 temmuz hep sıcak geçecek bazı yürekler için..
Bazı kaderleri sırtlanmak çok zor. Yangın yeri olarak anımsanmak bir şehir için. Yangın yeri olmak yüreklerde! Her şehrin bir kaderi vardır. Her şehrin bir yüreği. Şehri ayakta tutan yürek atışıdır. Susmuş, susturulmuş bir yüreğin şehri olmaz.

Belkıs Çakır 35 yaşında olacaktı bu mevsim.

Lise arkadaşımdı Belkıs. Aynı sırada oturduğum güzel bir kızdı. İnceydi! Narindi! Nazenindi! İnsandı! Hiç kimsenin kalbini kırmadı. İçtendi. Gülümsemesini anımsıyorum. Kömür karası gözlerini. Gözlük takardı ve bundan hiç hoşlanmazdı. Son dört yıldır bende gözlük kullanıyorum ve bunu pek sevmiyorum. Onun gözlükleri siyah çerçeveliydi. Benimkiler kırmızı. İnce, uzun parmakları vardı benimkilerin aksine. Kalem tutarken bile yara olurdu elleri. İşte öyle narin bir kızdı. Güzel bir sesi vardı. Çok şarkılar söyledik birlikte. Son dönemde de halk danslarına merak salmıştı. Elimiz cebimizde suni teneffüs saatlerinde bahçeyi arşınlarken şiir okurduk birbirimize. Aynı sırada oturmaktan hep keyif aldığım bir kızdı. Uzun telefon konuşmalarımızın ardından babamın “evladım siz okulda hiç konuşmuyor musunuz?” dediğini anımsıyorum. Abisini çok severdi. Ben de abimi çok sevdim.

Tüm bunları neden mi anlattım?

Arkadaşımı çok özledim. Anımsandığını hissetsin istedim. Aradan geçen 16 yıla karşın ilk gün ki gibi olayın sıcaklığını hissettiğimizi bilsin istedim. Ben duygumu yazdım. Bu olaya objektif bakamam.

Neden mi?
Karanlık güçler var bu ülkede. Nerededir, kimdir o bilemeyiz. Sadece var oldukları dilden dile dolaşır. O yüzden hep birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyarız. Hele şu günlerde! İşte bu söylemlerle korkularımızdan öfkeler üretiriz. Yakar, yıkarız. İncittiğimizin kendimiz olduğunu bilmeden. Çünkü, hep susturuluruz çocukluğumuzdan beri. An gelir susmaz oluruz. Çünkü sustukça sıra bize gelir.
Hayatı tekerleme gibi yaşadık.
Çünkü hayat bir iktidar mücadelesiydi. Bu mücadelenin askerleri gibi gözüken özgürlük, eşitlik, demokrasi ise tek dişi kalmış canavardı. Canavara yenildik...

! Bu yazı günleri putlaştırma değildir.

Sivas olayları kadar Başbağlar'da canımı acıtmaktadır. Yaşananları anımsamaktan öte anlayacağız, sahiden bir olacağımız günlerimiz olsun.

Arkadaşıma, canım Belkıs'a ve tüm vefaat eden canlara!

Gönlüm bu kadarını yazabildi.

Bundan sonrasını, sözün ötesini Bir Milyon Kalem (1MK) yazarlarına ve okura bıraktım!

17 yorum:

√ paMık √ dedi ki...

çok üzüldm..

Allah rahmet eylesin. ve senin başın sagolsun..

bu ülkede kaç belkıs kaş ayşe kaç ali bir hiç uğruna yok oluyor.

yazık bize.

Belgin dedi ki...

Canim, cok üzüldüm:(
Mekanlari cennet olsun..

Daha ne kadar böyle olaylar yasamamiz gerekiyorki uyanmamiz icin.. Bilmiyorum, anlamiyorum...

Volkan Kemal dedi ki...

Madimak katliaminda yitirdiğimiz Metin Altıok aşağıya aldığım şiiriyle yitirdiğimiz tüm güzel insanlar anıyor, böylesi acıların unutulmamasını, unutturulmamasını dileyorum..
VK


BEN ŞİMDİ BİRAZ

Ben şimdi biraz da
Senin için görüyorum;
Gökyüzünün parlak,
Bakış seken mavisini.
Ben şimdi biraz da
Senin için duyuyorum;
Gecenin o sarsak,
Yokuş çıkan ezgisini.
Ben şimdi kanayarak
Senin için yaşıyorum;
Sazan derisi gibi
Günlerimi külle soyarak.

Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
İbret için yakılması gereken

Snake tracks
On the saddlebag
Poison hemlock
In the ring
And I at the side
Carry the torch;
To you I am unclean
An example
Of what is to be burned.

Metin Altiok

Basak dedi ki...

O günü hiç hatırlamak istemem, ama hatırlayacağım ve unutukmasına da izin vermeyeceğim. Biz Kuşadası'ndaki evimizde keyifli-neşeli bir yaz tatili geçirirken, orada ne canlar gitti. Duyduğum anda boğazım düğümlendi, "eğer bunlar doğruysa artık hiç bir şey eskisi olmayacak bu ülkede" dedim, şaka gibiydi gelen haberler. Sanki Ortaçağ'da yaşıyormuşuz, cadı avına çıkılmış... offff.... Belkıs'ın yolu ışık olsun.

beenmaya dedi ki...

umarım bir gün gerçekten anlayacağımız ve bir olacağımız günler gelecek çok geç olmadan...

Ateş Böceği dedi ki...

Ben çocuktum ama anımsıyorum .Annemin bir arkadaşı vardı .Oda öldü bu katliamda annem günlerce kendine gelemedi .Bu ülke nelere şahirt oldu bilinmez hep birilerine bir şeylere atıldı hep başkası başkaları suçlandı

çocuktum hatırlıyorum incecik bir adamdı güldüğü zamn tüm bedenide gülerdi işte onuda yaktılar diri diri ...

bunun üzerine söz söylemek yersiz olur sanırım sonrası hep acı hep hüzün hep keder...

Değiştimi hayır çok şey değişmedi belki daha kötüye gitti..

Yolları ışıklı olsun ışıklar içinde yatsınlar...

Maryjade dedi ki...

kendi vatandaşları tarafından diri diri yakılan 33 insan.. ve içlerinde bilmediğimiz Belkıs, toprağı bol olsun, başın sağ olsun...

nehiro dedi ki...

"Adınızla anılacak körün gözünden
perdeyi kaldıran o alev
utancın yüzü yanıp durdukça
Yalnız onları değil bu tutuşturan ateş
aynı yoldan geçip gidiyorsak bizi de..."

Kemal Özer

beenmaya dedi ki...

"sıvası dökülmüş bir duvar gibi Sivas'ı dökülmüş bir Türkiye kaldı içimizde"

Küçük İskender...

SiL BaştaN dedi ki...

Türkiye ' mizde bu zihniyetler yaşadığı müddetçe bu olayların ardı arkadaı gelmez. Önce kafalar değişecek sonra hoş görü gelecek ve herkes birbirine tahammül etmeye çalışacak. İşte o zaman Türkiye Türkiye olacak.

Başınız sağolsun...

Sevgilerimle...

Hüseyin Soykök dedi ki...

Yakılanlar candı..Canımızdı..o gün tanıdığım ve sevdiğim pek çok yazarın, ozanın ve şairin bir anda bir otel odasına sıkıştırılıp. Hunharca katledilmesini tam 8 saat televizyonda izledik..
Devlet sustu..ve izledi..
İnsanlar sustu ve izledi..
Dünya sustu ve izledi...
Göz göre göre, bile isteye yandılar..yakıldılar..
Asıl merak ettiğim bugün o kalabalığın içinde olanlar o oteli abluka altına alanlar şimdi ne düşünür ve ne hissederler.
Yaptılarına ve orada olduklarına pişman mıdırlar. Yoksa, iyi oldu artık Sivasa yazar, çizer gelemez bizde koyu karanlıkta yaşayan tesbih böcekleri gibi yaşarız mı diyecekler...

Hiç birşey insanları katletmeyi mazur göstermez...

Başımız sağ olsun..

Bitmeyen bir kavganın ( Aydınlığın karanlıkla savaşı) doğru cephesinde olduğum için kendimle gurur duyuyorum...

Başbağlar olayını yapanlarıda ayrıca aynı vahşeti yaptıları için insanlık adına kınıyorum...

Elestirel Gunluk dedi ki...

Kacakkova sizden sozetmis ovguyle gelip bi merhaba diyeyim dedim ben de...

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Bu sayfaya gelip 2 Temmuzu anımsayan, dua eden,düşlerini, düşüncelerini paylaşan, sessizce gelip geçen herkese teşekkür ediyorum.

Özlenen bir arkadaşa dua olsun yüreğiniz...

elifin terazisi dedi ki...

Ne diyeyim şimdi bilemedim,allak bullak oldum. Methiyeler dizip yazını övsem, acını ikini sıraya düşürecğimden korkarım.Tam tersini yapsam bu güzel, anlamlı yazıya gereken değeri veremeyeceğimden korkarım.Ama acıda birleşmek en insancası...tüm canların mekanı cennet olsun...

Adsız dedi ki...

İnanın 2 temmuz günü hayatım zindan olur...Nefes almakta güçlük çekerim...Hıçkırıklara boğulurum...Elbette ki bu acı insanlığın acısı...Ama bir Alevi olarak içimin nasıl yandığını bilemezsiniz...Biz çok katliamlar gördük,yaşadık...Binlerce yıldır asıldık,kesildik...Derimiz yüzüldü,dipsiz kuyulara atıldık...Ama sivas bambaşkaydı...Bu katliam bizi yıktı...Orda ki yangın hergün içimizde...Ve hiç sönmeyecek biliyorum....Belkıs çakırın semah sevdalısı olduğunu duymuştum...Diğer canlar gibi...Oda Ateşte semaha duranlardan...Dilerim bu ülke böyle katliamları bi daha yaşamaz...Hasret Gültekin üstadımızın dediği gibi dünya alışkanlıktan değil,sevgiyle mutluluktan dönsün...

Adsız dedi ki...

Ağaçlar Kalem,Denizler mürekkep olsa içimdeki acıyı asla yazamam...Aldığım her nefes bana haram...Bir başına bırakılmışlığın,terkedilmişliğin günüdür 2 temmuz...Gönüllere bir kor düşer,Yüzlere bir İs...Lâl olur diller...Mahmur gözlerle,Kahpe dumanların yobazlara yaşattığı zaferi anımsarız....Yürek yanar,kanar,sızlar...Ama durmaz sancın...Düşer seninde bir gün Hızır Paşa tacın...

Utanıyorum...Aldığım nefesten,12 YAŞIMI geçtiğimden,masmavi gökyüzüne bakmaktan,kışın ısınmaktan,yazın gölgeye kaçmaktan,saliseden,saniyeden,saatten . . .Kısacası herşeyden utanıyorum...İnsan olmaktan utanıyorum...

Utancım beni olgunlaştırdı...Canlarımın,Ceylanlarımın hasreti bana ölümü sevdirdi...Artık uyumuyorum,ölümü bekliyorum....Azrailin kanat çırpışının, kulağımda yankılanmasını bekliyorum...33 Canıma,Ceylanıma kavuşmayı bekliyorum...Göğünyüzünde Ceylanlarımla Semaha durmayı bekliyorum...Hasretle Hasretimin Hasretini çekiyorum...Davut Sularinin yadigârı Edibeme,Muhlisimin sevdalısı Muhibeme kavuşmayı bekliyorum...Kısacası ölümü bekliyorum...Sizler bu kahpe dünyaya yakışmayan,pırıl pırıl insanlardınız....İnançlı yürekleriyle kavganın ateşlerinde yananlardınız...

Ölüm gel artık !... Beni Canlarıma,Ceylanlarıma kavuştur artık !...
Geride kalsın bir kaç yobazla,bir kaç artık ...

Adsız dedi ki...

Yazar cok tesekkurler...

Selamlar Melek