ŞAİRLER ERKEN ÖLÜR

Tek bir dize ile aşkı anlatabilmek için ömrünüzden kaç gün verirdiniz?
“bana öyle bir yalan söyle ki, ömrümce sürsün tüm doğruluğu?” Asaf .

Şairler, yazarlardan daha erken ölüyormuş. Şair ömrü 6 ile 10 yıl daha kısaymış, yazar hayatından. Şair adamın işi zor. Neden mi? Aşkı anlatmayı meslek edinmiş bi kişiye bir ömür yeter mi?
“bazen bir cümleye sığar inan, koca bir ömre sığmayan” Erkan Bal .

Ömrü bir yemeni gibi düşünelim. Şairi ise yemeniyi çevreleyen oya! Oyaladığımın hayatı yazacağım bir gün seni. Yemeninin sınırlarını nasıl çiziyorsa oya, şairde hayatın sınırlarını belirler tek bir ile dize ile. Oyayı, yemeniye tutturan nedir? İki sevgiliyi birleştiren güç kimindir?
“sadece iyi olduğunu bilmek istedim
hangi koyunda ya da coğrafyada olduğunu değil!
nefes aldığını hissetmek istedim
ben uzakta değilim
gülüşündeki gamzeyim
sen gülümse ben hissederim.” A.Şebnem


Aşk! Yaratıcının dünyadaki yansımasıdır. Aşık, nesnesinden tek bir an dahi ayrı düştüğünde yanar kavrulur. Öte dünyada cezayı ateş çemberinde yanmak sananlar, sevgiliden ayrı kaldıklarında yaşadıkları ıstırabın cehennem olduğunu ne zaman fark edecekler kim bilir. Şairler cennet ile cehennem arasına sıkışmış aşık. Sevgiliyi bir dizeye hapsetmek yürek ister. Bu nedenle herkes şair olamıyor belki de. Hepimizde var iki karıncık, iki kulakçık. Ama bizim yürek atışımız metronum ritmini kaçırmış.. Şairinki belki de metronomun kendisi.
“aklın utanmaya ermediğinde, göz kirası ister her gördüğünde” Cemal Safi

Zihnin sokakları dar gelir bugün bu satırları okuduktan sonra size. Çok soru var sorulması gereken. Yanıtlansın ya da yanıtlanmasın, soruların sorulması gerekir. Zihin şehrinin cevapsız kalan soruları, bedeninize ruh yapacağınız bir fahişe de değildir. Zorunlu aşk mesaisi değildir düşünmeler. Zihnin koynundan çırıl çıplak çıkılmaz. İnsan ya şair olur ya da.. “bu yıldızları böyle her gece niçin yakarlar?” Vladimir Mayakovskiy

Şair olup ne yapacaksın? Şairlik erken öldürüyor. Şeyh Galip’in dediği gibi “Şiir, mumdan kayalıklarla alev denizin geçmekmiş.” Göklere inanıp, denizlerin derinliğini görmekmiş. Şiir belki ölümsüzlüğün anahtarı. Kapıyı çalan kim? Kapıyı açan kim? Beden, mekan ve zaman içinde nesneleşmiş iradeden başka bir şey değildir. Ölümlüdür! Ruh ise şiir gibi nesnesi olan her yürekte esen bir iradedir. Ölmez, sadece form değiştirir.

Şiir, asi bir duruş. Satırlarıma göz yaşından kelimeler çizsem gelip yıkanır mısınız? Her kelimeye bir düş sakladım, her satıra bir anı kazıdım. Gelip geçerken selam veren de, vermeyen de bazı satırlara takıldı kaldı. Bazılarınız düştü canı yandı.. Bazılarınız eksik tamamladı. Hem kendinde, hem bende.. Takıldığınız yerde beni aramayın. Orada siz varsınız. Ben yalnız yürüdüm bu satırları yalın ayak. Bi tek şehir şahitti bu satırlara, bir de şair ruhlar.
“biliyorsun, ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orasıdır..” Cemal Süreyya


“Sarman kedi”, “Mavi gözlü dev” gitmiş başka bir dünyaya bugün. Şairlerin ömrü kısaymış gülüyorum buna. Neden mi? Nazım kazımış kendini bu dünyaya. Tahir ve Zühre yüreklere.. Benerci Kalesi’ne! Daha nicelerine.. Ben en sevdiğim şiirini okuyarak ona bir dua göndermek istedim. Siz de okuyun. O hisseder!
ŞEHİR, AKŞAM VE SEN
Koynumda çırılçıplaksınız
Şehir, akşam ve sen
Aydınlığınız yüzüme vuruyor
Bir de saçlarınızın kokusu.
Bu çarpan yürek kimin
Sesleri soluklarımızın üstünde küt küt atan
Senin mi, şehrin mi, akşamın mı, yoksa benimkisi mi?
Akşam nerde bitiyor, nerde başlıyor şehir
Şehir nerde bitiyor, sen nerde başlıyorsun
Ben nerde bitip, nerde başlıyorum?


Çocuk yüreklerde bir burkuntu var bu sabah. Memleketimin çocukları bu sabah daha bi üşür. Eski zamane hastalıklaırndan geriye ne kalmış ki.. Kuşpalazı, verem, kabakulak..
Fazıl Hünü Dağlarca bu memleketin tarihini dizeleştirdi. Yoksulluğu, çağresizliği, ölümü çocuğun gözünden anlatmayı kaç kişi yapabilir ki..

ANISINA SAYGILARIMLA..



AĞIR HASTA
Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.

**

ÇOCUKSUZ GECELER

Bu gece beni terk ettin çocuğum
Ki hala ellerimde bir şafak.
Herkes ölürken son anda
Bir gece hatırlayacak.

Birikti serçeler saçaklara
Davetler gibi uzaklardan.
Ülkeler midir ki varılmaz
Uykular içre kalan.

Vaktin saadetiyle durmuş
Kağıt gemilerim ve rüzgar.
Seyretsin sonsuz hudutları,
Harap kalelerinde krallar.

Çocuğum tarlalar sarardı,
Nur gibi olgun başak.
Herkes ölürken son anda
Bir çocuk hatırlayacak.

2 yorum:

merdümgiriz dedi ki...

şairler haymatlos olur biraz.

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Her insan biraz tanrıdır. Ama şairler yaratıcılıkta gelebilecekelri son noktaya gelmiştir. Onların duası şiirdir. Bu nedenle evrensel ve vatansızdırlar.