Erasmus'a Düşen Gölge

"Socrates-Erasmus" olarak da adlandırılan Erasmus programı, Socrates programının altında yer alan sekiz alt programdan biri olup tamamen yükseköğretimle ilgili uygulamalarını kapsamaktadır. Bu alt programın adı 1469-1536 yılları arasında yaşamış ve yaşamı boyunca Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde bulunan üniversitelerde dersler vererek bir bakıma bugünkü Erasmus öğrencilerinin ilki olarak görülen hümanist düşünür Desiderius Erasmus'dan gelmektedir. Erasmus adı aynı zamanda programın resmi adına karşılık gelen şu ifadenin de kısaltmasıdır: European Community Action Scheme for the Mobility of University Students. Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasındaki işbirliğini teşvik edip geliştirerek yükseköğretimde Avrupa boyutunu ön plana çıkarmaktır. Bu amaçla Erasmus programı kapsamında her yıl binlerce öğrenciye ve öğretim görevlisine eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir kısmını yurtdışında geçirme imkanı tanınmakta, bunun yanında ortak araştırma projeleri, yoğun programlar, müfredat geliştirme çalışmaları, ve Avrupa çapında Tematik Ağların finansmanı sağlanmaktadır.

Saat 10.00 sularında hemen her gün bir kahve molası veriyorum. Süte boğulmuş kahve ile bir parça çikolatanın prefontal korteksimdeki dansını bilemezsiniz. Zihnin haritasını çıkartmak en sevdiğim iş olduğundan zihnime dokunan, onu mutlu eden şeyleri de çok seviyorum. Kahve ve çikolataya bayılıyorum. İşte tam kahve keyfimim ortasına Erasmus öğrencileri ve onların ev sahipleri düşüyor. Çocukların gözleri ışıl ışıl! Sabah kahvemde yeni yetmeliği doyasıya yaşayan çocuklar var. Neredeyse onlarda 15 yaş büyüyüm. Değişik ülkelerden gelen gençlerin ruhunda dans eden memleketim havasını koklamak istedim. Kahveme memleketim tat verdi. İşte başladık konuşmaya. Ama konuşmayla birlikte kahvenin tadı değişti. Pakistanlı, Hollandalı, Kosovalı, Macar ve Türk gençlerinin sohbetinde kahvem köpüklendi belki bir 20 dakika. Sonra işime döndüm.

Saat 11.00 suları. Erasmus öğrencilerini evinde konuk eden öğrencilerden birinden bir e-posta geldi. Okudum! Sizlerle paylaşıyorum.. YORUMSUZ!

“Sizinle konuşmayı çok seviyorum. Çünkü dinliyorsunuz. Söylemek istediklerimi yazdım çünkü zamanınız olmadığını biliyorum. Beni duymanızı istedim.

Seksenlerin sonunda doğan çocuklar.. Üniversitelerde temel eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılması, Anadolu liseleri ve kolejlerin ortaokul bölümlerinin kapanması, zehir gibi gençlerin lise 1’ den itibaren İngilizce öğrenmeye çalışıp, ilköğretim yıllarının rehavetini üzerlerinden henüz atamadan, bir yarış atı gibi a-b-c-d şıklarından en doğrusunu en kısa sürede bulmaya dönük "eğitim"lerinde taptaze dimağlarını çürüttükleri yıllardan süzülüp gelen, damıtımda birinci kalite gelen çocuklar.. Şimdi bu çocukların bir kısmı Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde... Ama ruhları aç...Kültürleri ezber... At yarışı, toto loto, mübarek günler, maç sonuçları, mücahitler, dokunamadıkları, hatta çoğu yerde, çoğu zaman göremedikleri, konuşamadıkları kızlar; kızlar olmadan da yaşamaya çalıştıkları, randevu evleri, rus bebekleri, internetten indirilen bedava porno görüntüleri ile özdeşleştirdikleri cinsellikleri...

Eskiden, Avrupa bize yakindi... Okuyabilene, dinleyene, ortaokulda harıl harıl İngilizce öğrenmeye çalışan bebelere, kitap kurtlarına, modayı takip edenlere, turlarla gezmeye gidenlere... 2001 yılında bir kongreye gittiğimde fark etmiştim bunu. Aslında o kadar çok benziyorduk ki birbirimize, deyimlerimiz, yasama bakışımız, tavırlarımız, şarkılarımız, hayata yüklediğimiz anlamlar... Avrupa’nın herhangi bir şehrinden gelen bir öğrencisi ile saatlerce sohbet edip, benzerliklerin ışığına beraber saygıyla eğilmek çok keyifli ve çok doyurucu bir deneyimdi. Bedenlerin yakınlaşmasından önce zihinler yakınlaşıyor, uçuşan düşünceler arasında bedenlerin bir önemi kalmıyordu. Herkes sevgi doluydu, şehvet ve arzudan eser yoktu.

Eskiden... Şimdilerde, damağımda eski deneyimlerimden kalan lezzetten güç alarak gittiğim bir Erasmus tanışma toplantısında gördüklerim düşündürdü beni... Aslında düşündürmekten öte, dehşete düşürdü beni... Bir nesil böyle çürüdü gitti bu ülkede... Erasmus fonuyla, Avrupa üniversitelerinden öğrenci değişim programıyla ülkemize geleli daha 24 saat olmuş gençler, nefes bile alınmayan, renksiz, kişiliksiz, ışıksız bir mekana adeta istiflenmis, dayatma Amerikan hip hop müzikleri eşliğinde kalça sallayan kızlar, onlara bakanlar ve kalçaların hemen bitişiğine konuşlanmış ağzından salyaları akarak dokunmaya odaklı hareket eden bir takım oğlanlar olarak 3’ e ayrılmışlar, sözde eğleniyorlar...

İçeri girdiği mi gören arkadaşım boynuma sarılıyor; "nerede kaldın!! Hepsi iğrenç, bana dokunmaya çalışıyorlar, kurtar beni..."diyor..Dans pistine benzeyen meydanda duruyorum, birden etrafım sarılıveriyor, Konuşmadan duran oğlanlar, tek bir amaca odaklanmış, ne koparabilirse kar... Türkçe konuşmamla biraz uzaklaşıyorlar, ama yine de gözleri üzerimde, eğer kalça sallamaya baslarsam arkama geçecek, değdirebildikleri kadar değdirecekler...
Tam yanımızdan "sorumlu" çocuklardan biri geçiyor, geçerken arkadaşımın bir eliyle beline sarılırken diğer eliyle tüm boynunu sıvazlayıp da geçiyor... Arkadaşım kustu kusacak... İçkiden değil, tacizden...

Gözlerime inanamıyorum. Acıyorum hepsine. Ülkemize ayak basalı 24 saat olmuş Avrupalı yabancı gençlere düzenlenen bir hoş geldin partisi. "Welcome to Turkey, the land of abusive males" diye pankart açtılar herkesin zihninde. Neden diye düşünüyorum.

Yarış atı gibi odaklanmayı öğrendiler! Hayatta a-b-c-d den baka şıkların da olduğunu gördükçe, şaşırdılar, hazırlıklı değildiler. Oysa yalnızca biraz yakınlık kurmak istiyorlar belli ki, ama ne konuşacaklarını, nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar.

Yabancı kız demek rahatlık demek, seks demek, internetten indirilen porno film demek benzerliklerin verdiği keyif yok artık. Benzerlik diye bir şey yok artık! Biz artik Avrupa’ ya ait değiliz, Avrupa’lı değiliz.. Biz ne olduğu, nereye ait olduğu, hangi kültüre sahip olduğu artık belirsiz, ruhu aç bir toplumuz! Tüm yetkilileri buradan tebrik ediyorum, içimizi boşaltmayı başardınız.

Tüm bunları size yazdım. Birinin beni önemsemesi ve sesimi duyması için. En azından duygumu paylaşması için. Öğrencinin içinden çıkmayan her daim öğrenci olmayı benimsemiş birisi olarak sizin diyeceklerinizi duymak için.

Saygılarımla..”

Bir öğrencinin kalemini yansıttım bugün sayfama. Söz sizde..

6 yorum:

efsa dedi ki...

Bir eğitim alanının bağlantısı ile gelinen noktada, ne şekillerde akıllarda kalacağız. Üstelik bu insanların gelişinin ilk gününden.

Kendimi, gençleri, bir savunma güdüsü ile haklı çıkarmaya çalışıyor benliğim.

Ama bir tacizi (ister fiziksel- istersel sözel) nasıl savunabilirsiniz ki.
Kelimeler yetmiyor işte. Üzgünüm. Buradan bile bir özür gayretine girişiyorum.

Yalnız şunu da eklemeliyim ki; geçmişte bayanların tavırlarından yola çıkarak, bunları kullanmız bir toplumun, yine çoğunluk psikolojisinin davranış şekillerine bakılarak, her insana aynı gözlerle bakmamak lazım gerçeğini çok açık önümüze sunan bir olaydı paylaştığın.

İDEA dedi ki...

Soluksuz okudum satırları.Eğitimci gözüyle bakmanın dışında; insan,birey olarak yaklaşmaya çalışıyorum satırlara.Bu günü yansıtan kelimeler hepsi.Haksız diyemem ki.Daha düne kadar tartışılan yılbaşı eğlencesinde yapılan taciz ve barış için yollara çıkmış olan pippa geldi aklıma.Yutkunmaya çalıştım,olmadı geçmedi boğazımdan.Sanki bişeyler söylenesi bişeyler takılmışçasına.Ama söyleyemiyorum,gayretlerimin sonunda ağzımdan çıkan tek sözüm şu oluyor YAZIK BU GENÇLİ ÇOK YAZIK.

kaldirimcocuklari dedi ki...

çıkış yolu ararken kafam daha çok karışıyor böyle durumlar karşısında... sanki içinden hiç çıkılamayacak bir bataklıktaymışız gibi...

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Üzerinde uzun süre konuşulacak bir konu..
Süreç değişmiyor hep aynı.
Demek ki değiştirilmesi gereken başka bir şey.
Şiddet ve cinselliğe bu kadar düşkün bir topluluk olmamızın nedenleri nedir acaba?
En çok örselenen yanlarımızı vurgulamamız?

Düşünmeli!

-mka- dedi ki...

İffet yükünü taife-i nîsâya yüklediğimizden beri bu haldeydik zaten..

Bence iffet, erkekte daha güzel duruyor.. Kot üstüne beyaz gömlek gibi.. (Ayakkabılar kahve rengi)

Her ana-baba, önce oğluna öğretsin iffeti..

...

"İçimizi boşaltan yetkililer" lafına takıldım ben..

Ne de güzel sıyrılınmış işin içinden..

Ben ben olalı, "yetkililere sesleniyor" bu Millet.. Bu seslenenlerin bir çoğunun daha sonradan yetkili olduğu da düşünülürse, işin vahameti daha net anlaşılır..

-mka-

eceduru dedi ki...

Yazınızı okudum. Gerçekten bu taciz olayı inanın nerede ve hangi coğrafyada olursa olsun kabul edemiyeceği bir olay.Ama bu Erasmus projesininin bir başka boyutunu da Banu Avar dile getirmiştir. Çocuklarımızın beyinlerinin yıkandığı ve kendi ülkenizi kötüleyeceksiniz gibi telkinlerde bulunulduğunu ben bir konferansında dinledim. Hatta Kürdistan haritasının bile gençlerimizin önüne çıkarılıp bakın sizin Türkiye haritanız bu denildiğini bizzat kendisi anlatmıştır.