Öylesine… [ Günden Kalanlar ]

bu sabah dokunmak istedim sana
sözün sessizliğe kaçtığı zamanlar

titrerse soluğuma karışmıştır göz y'aşları
varsın olsun...
sen gülümse ben hissederim!


Ne kadardır var bu yalnızlık hissi bilmiyorum. Bildiğim tek şey sözlerde kaybolmuş olduğumdur. Globalleşen dünyada, cool’ laşan duygularımın erittiği bir yok oluşun içinde dönüp duruyorum. Herkes kendi arayışlarının peşinde koşar. Ben artık o arayışların içinde sanki kayboldum. Gülümsemeyi unuttum. En son ne zaman uzaklara gidip öylece kendimi düşündüm anımsamıyorum. Sessizliklerde kaybolmayalı ne kadar oldu hatırlamıyorum. Sanırım dünya insanı oluyorum kendimden uzaklaşarak. Bu kadar çok alternatif içinde tek tip, bu kadar güçlüyken hep savunma halinde, bu kadar kalabalık içindeyken hep yalnız. " Bu ne yaman çelişki anne " diye haykıran şarkının sözünü anımsadım.

Kendi sessizliğim öylesine ağır ki sadece durup bekliyorum. Bu bekleyişin ardından ne geleceğini az çok kestirebiliyorum. Bu hal ne kadar sürüp gidecek bilmeden, bekliyorum. Beklemek bazen o kadar yoruyor ki nerede olduğumu, ne yaptığımı bile unutuyorum. Öyle bir kaplıyor ki bu bekleyiş hissi içimi hiçbir şey yapamıyorum. Bir annenin bebeğini beklemesi gibi bekliyorum. Süre dolsa da ortaya ne çıkacaksa çıksın diye bekliyorum. Tıpkı bir bebeği beklemeye benzediğine göre, açıkça bir meydan okuyuş içinde bulunduğum durum. Neden mi? Ortaya bir Frankenstein de çıkabilir, bir Pamuk Prenses de. Hiçbir şey çıkmaya da bilir. Bebek hiç doğmayabilir. Beklediğimle kalabilirim. Beklemeyi beklemeyebilirim.

Bekleyişleri sonlandıran devinimlerdir. Filmin bitimini bize ne fısıldar: SON yazısı mı? Bekleyişleri ne sona erdirir? İç sıkıntıları mı? Benimkisi artık iç döküntüsüne döndü. Döküntülerim bir damla gözyaşı, serzenişte bulunmak olmadı sessizce duruma haykırmak şeklinde görülüyor. Bu döküntüleri dökemediğimde tüm bekleyişlerimi içime akıtıyorum. İçime içime püsküren bir yanardağ gibiyim. Gözyaşlarımı içime akıtıyorum!

Geldiğim son nokta şudur ki: İçimden ağlamayı öğrendim. Sessizliğin sesiyle barıştım. Her şeyi beklemeye aldım. Bu bekleyiş bana en çok beklentilerimden arınmayı öğretti. Beklentisiz hayat, sorunsuz soluk demek. Geçmiş ve gelecek prangalarından kurtulup şimdiyi derin bir nefes yapıp içine çekmek demek.

Ama bazen içim taşıyor. İçime akıttığım gözyaşlarımı bedenim taşıyamıyor. Taşırıyor! Silenim yok yaşlarımı. Sarılacağım bir omuz yok. Mendilim yok. Çorak yanaklarım bir çırpıda emiyor yaşları. Yanağımın bir sileceğe ihtiyacı yok. Gözyaşlarım akıp gidiyor.

Bir şarkı düşüyor dilime işte o zamanlar. " O mahur beste çalar, müjganla ve ben ağlaşırız " Ya müjgan! Sen gözümü çevreleyen kale kirpiklerim, müjganlarım! Şu Atilla İlhan ne müthiş bi adam. Bir kirpik ancak bu kadar giz dolu anlatılabilirdi. Bir bekleyiş anca bir gizle bozulabilirdi. An gelir Atilla İlhan ölür, kim bilebilirdi..






3 yorum:

beenmaya dedi ki...

sözlerde kaybolmak bile güzel değil mi yeri geldiğinde, kaybolacak bir sözü bile olmayanları düşününce...

Volkan Kemal dedi ki...

Gülümse..

durgun bir göle benziyorsun
yakamozlar menekşelenmiş yüreğinde senin
dingin bir ağıta benziyorsun
gözyaşları çöle yağan...
sessiz bir çığlığa benziyorsun
yankına koca bir dünya yaratabilirim belki senin
yeterki gözlerini çevir güneye
ve gülümse..

Volkan Kemal

İDEA dedi ki...

İşte böylesi CESUR olabilmeli kişi.