Bir Aylık Ömrüm Kalmış



Sendelesen bile bazı yürümek var ya
Oh ne rahat deyi verip yayılmak varken
Kim demiş köşe başında tezgah kurmuşlar
Düşmüş işportalara sevdan gibi sevdalar
Doğuştaki o dehşetli güzellik bile
Nereden gözlersen gözle
Dolu dolu gözyaşı ile kan ile terle
Değil mi ömrüm
Elalemdir neler derler yaşamak var ya
Öküz altında buzağı aranırlarken
O ki bir an için tuz basılır yaralara
Hasretlerden süzülünür sevda gibi sevdalar
Ömrüm!


Parçalı bulutlu uyandım bu sabah. Belki hastalıktan. Bahar bedenime aşı etkisi yaptı. Kışı soyunmak zor geldi. Üşüyorum! Pek halim yok. Aslında işe bile gidesim yok. Ne bir ses duymak istiyorum, ne de birini görmek. Az kendime sarılmak istiyorum. Patates çuvalı gibi televizyonun önünde günü öldürmek var serde. İşte o anda açtım gazeteyi. Ruhumu kara bulutlar sardı. Önce şimşek çaktı. Sonra yağmur yağmaya başladı.. Bir haberdi beni yağmurda damla yapan. Okudum. Durdum ve düşündüm. Mırıldandım kendi kendime: Bir aylık ömrüm kalmış!

Hani şöyle cevabını hiç bilmediğimiz sorular vardır, bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir? Kırk yaşına kadar neler yapacaksın? Sanki hayatın kontrolü bende. Seçme özgürlüğüm var. Soluğumun kontrolü bile bende değilken, bir aylık ömrüm kalsa ve bunu bilsem ne yapacağım!?

Sarılalım bilim seline önce. Kübler Ross derki acıyı önce inkar et! Edeyim de bir ayım var kaç gününü inkarla geçireyim? Neyi yatsıyacağım. Hem yatsıma gerçekten kaçmadır; yani, başa beladır. En iyisi gerçeğe gitmek değil mi? Sonra öfkelen der Kübler Ross. İyi de kime öfkeleneceğim? Kendime mi? Bunu bana söyleyen doktora mı? Yaratıcıya mı? Ama zaten öleceğim biliyordum. Sadece doğacağım gibi beklemedim ölümü. Saatini bilmedim. Aşama aşama izlemedim ölümümü. Hazırlık yapmadım. Devlet ölüm paramı verir. Geridekiler beni sarıp, sarmalar, yıkar, paklar. Bir camide mümkünse (Hacı Bayram olsun!), bir cemaat kendi sevabına belki bir Fatiha yollar. Kuşlar uçar, simitçiden susam çalar bir serçe, onu da kedi tutar. Kediye ne olur bilinmez. O da Allah canı değil mi? Aynı yere gelir benle, aynı dili konuşuruz bir gün elbet. Öfkelen sonrası depresyonmuş haberim oldu. Vallahi 1 ayım var zaten semptom çıkararam:) Uykusuzluk, iştahsızlık, genel keyifsizlik, değersizlik.. Ölüyorum ya.. Sonra teslimiyet! Ölüm! Yok 1 ayım var!? Ne yapacağım ben şimdi..

Birden masamın üzerine baktım. Daha dün aylardır emek ettiğim projemin kabul edildiğini öğrendim. Eylül gibi ilk ödenek gelecek ve işe başlayacağım. Çalışma notlarım hala masamda. Okunan ve okunacak kitaplarım.. Her gün biraz daha yakın seni hak ettiğin gibi baştan sona okuyabilecek miyim acaba? Doğum günüme iki gün kalmış ve öleceğimi öğrensem ne yapardım acaba diye geçti aklımdan birden.


İlk feryadım: İşim! Derhal istifa eder ve sınır tanımayanlara katılırdım. Şehirlerimde her gün bir çocuk ölüyor. Ölen çocuklarla nefes soldururdum. Her gün biraz daha ölüm toplar ölürdüm. YALAN! Çocukların çığlıklarından kaçardım. Bugün Gazze’de ölen çocuğun adını kim biliyor. Kafası bedeninden ayrılmış olan çocuğun fotoğrafı sadece gazete arşivlerinde kaldı. Körfez savaşından tek hatırladığımız kare petrole bulanmış bir ördek. Oysa savaşlarda kaderi siyah olmuş kaç çocuk vardı. Afganistan'da, Irak'ta, Kamboçya'da.. Hangisinin adı var belleğimizde? Hangisinin rengi var bir fotograf karesinde? İşimden gidemezdim. Çocuksuz yaşanmaz çünkü. Ben yaşama direnmek için çocukların gülümsemesine saklandım..

Aklıma ilk kez bir ölü bir çocuk bedeniyle karşılaşışım geldi. Üstat şifacılardan biri kendine bir ölüm felsefesi edin dedi yaşım daha yirmi. Ölüm felsefesi.. Kadim kitaplar hep sarar insanı ama. Ölüm! Ölümde doğum gibi hayata aittir. Yaşamak ayağın yere basışı kadar aynı zamanda yerden kalkışıdır. Tagore, Avare Kuşlar.. İşte buydu ölüm. Gerçekten bu muydu ölüm!?

Annem ve babamı düşündüm birden. Daha yeni yetmelik zamanlarımdı. Sevdiklerimden önce ölmeyi dilerdim hep. Bir gün kardeşim cennete gittiğinde, annem ve babamın yaşadığı o tarifsiz kederi görünce bu acıyı ben yaşamalıyım dedim. Annem ve babamdan sonra ölmeliyim.

Abim! On gündür yüzünü görmediğim abim. Yaşamım boyunca hiç arkamı kollamak zorunda kalmadım ben. Çünkü her zaman arkamda beni destekleyen Abim vardı. Okumayı ondan öğrendim, kendisi ilk öğretmenimdi. Onun yürüdüğü yollardan yürüdüm. Okuduğu kitapları okudum. Gittiği okullara gittim. Ayrı düştüğümüz de oldu. Başka düşlerin ve görüşlerin peşinden gittik. Başka zihinsel mücadelelere girdik, ama yüreğimiz hep bir attı. Kahkahamız da gözyaşımız da hiç ayrı düşmedi. Biz, sadece bir ananın karnını bölüşmedik. Aynı evde teğet geçemedik hayatı. İnadına katık ettik yaşama birbirimizi. Karındaştık! Saçlarımı örenimdi, sözüme kıymet verenimdi. Beni evladım diye sevdi. Oğlu benimle ay gün dünyaya geldi. Şimdi ölemem! Abimden gidemem..

Benim kadınlarım var sonra! Çok sevdiğim kadınlar.. Yürek yapıp içine yazdığım kadınlar. Şarkılarım, içinde umutlarım olan kadınlar. Kardeşimin yerine gelen armağan Yaso! Akdeniz gözlü AYS! Yüreği ışık olan Işıl KY! Daha çok kadınım var.. İsimden öte olanlar var. Kıvılcım olup yüreğimde çarpanlar, Ebru gibi mavi olanlar.. Benim kadınlarım!

Can dostlarım var. Her gün zihnimin kapılarını çalan, yüreğime merhaba gibi damlayan..

Düşündüm, bu haberi okuduktan sonra. Yaşamımda benimle birlikte taşıdığım herkesi bir bir geçirdim aklımdan bir tesbih tanesi gibi. Aklımın nakliyesini düşündüm. Dört kolluyla münasebetimi. İnce bir gülümseme yerleşti dudağıma.
Kahvaltı bile edemedim. Yola bile düşemedim. Limon (sarı araba!) ne olacak diye geçti içimden. Onca kıyafet, ayakkabı, elbise.. Kitaplarım! CD'lerim! Gitarım! Ya düşlerim!
Peki ya kalbim? Organlarımı bağışlayalı çok oldu. Kalbimi alan kişi AŞKIMI da alacak mı peki? O çok sevdiğimi.....................! O ona gidecek mi peki?

Birmilyonkalem (1MK) ne olacak peki? Yazılarım, dostlarım... Kim sahiplenecek benim bebeği mi? Kim büyütecek onu? Yol arkadaşım'a bu kadar yüklenmek olur mu? Onu yarı yolda bir başına koymak..

Yeşilovacık'a bir kütüphane kuramamışken ?

Ilgaz'la yaşanacak onca varken...

Belki soluğum şu saniye durur. Belki bir ayım bile yoktur. Aklımda çınlayan tek söz: Ömrüm!

Limon (sarı araba!) ile düştük yollara. Düşündük şimdi bize söylenseydi BİR AYLIK ÖMRÜN KALDI diye ne yapardık? Miskinlik yok başak başak ellerimizle işe. Yapacak çok şey var. Sevdiklerimizi düşündük. İşte o anda Duygu Can (radyo!) girdi devreye..


Cem Karaca haykırdı Ömrümmmmmmmm!





2 yorum:

Journey to Orient dedi ki...

"-Endişelenme.
-Endişelenmiyorum. Önceden endişelenirdim. Sonra küçük bir araştırma yaptım ve insanların hepsinin öldüğünü öğrendim. "

Bella isimli filmden bir replik...

Endişelenme :)
Hepimizin yarım bırakacağı şeyler olacak. Belki başlanmamışlıkları, tamamlanmamışlıkları...

Bu yüzden, ölüm zamanını bilmiyor insan. Pek çok şeyi biliyor da... Yasak bilgi bu. Çünkü bunu bilerek yaşamak mümkün değil.Oysa doğarken, ölüme yazgılı olduğunu bilerek yaşayan tek varlık insan.

Belki tam da bu yüzden yaşamalı.

coffeé dedi ki...

tüylerim diken diken oldu.... sandığım gibi hiç de kolay değilmiş dünyayı bırakmak...