KURT COBAİN VE ÖLÜM ÜZERİNE

Varoluş üzerine bir kitap okuyorum bu günlerde. Şu yaşıma kadar bildiğim ya da öğrendiğim pek çok şeyi zihnimde bir yerlere taşıyan bir kitap bu. Okudukça, öğreti yolunda yürümenin sahiden cesaret istediğini kavrıyorum. Çünkü, öğrenmeler insanı değişim için zorluyor. Oysa değişim sanıldığı kadar moda bir durum değil. Tanzimat salonlarının piyanosu olmayı kim istiyor? Eğreti kalmak? Ruhuma uymayan hırkaları çıkarmaktan, uygun olanları giymeye zaman kalmıyor. Varlığı, sadece yaşamdan ibaret sanmayı sorguluyorum. Öyle bir noktaya geldim ki artık kaosa inanıyorum. Artık biliyorum yaşam diye tanımladığımız zaman boyutunda herşey herşeyle ilişki. Babel filmini anımsıyorum. Tek bir kurşunun 3 kıtada yaşamı nasıl biçimlendirdiğine hala şaşırıyorum. Yaşamın olay örgüsüne kader diyorum. Kelimelerden sıyrılıp varoluşa dair kitabını anlamaya çalışıyorum.

İlginç söylemlerin yer aldığı bir kitap bu. Örneğin, en çok ne zaman sevişir insan diye düşünüyorsunuz sayfalar arasında gözlerinizle yolunuzu bulmaya çalışırken. Ölümlerden ve ayrılıklardan sonra bu his artar başlığına takılıyor gözüm. Varoluş imzası yani sevişmek diyorum. Peki ya ölüm?


Neden şimdi ölüm var aklımda?
Cobain efsanesi yüzünden mi?
İnsan olmanın ağırlı mı?
Ölüm!
Kurt Cobain’in ölümünün ardından Sondgarden’ın çıkarttığı Down On The Upside albümü duruyor masamda. Chris Cornell söylüyor şimdi “Zero Change”..


Sanırım ben yanıtını biliyorum
Ben tökezledim ve tüm dünya yıkıldı
Ve tüm gökyüzü sustu
Cam gibi kırıldı ve yavaşça yere döküldü
Derler ki eğer iyi ararsan
Eve dönüş yolunu bulursun
Kimsesiz doğmuş
Ve yalnız ölmeye mahkum

" Uzun zamandır müziği yalnızca dinlemenin değil, yazmanın da heyecanını yitirdim. Uzun zamandır beste yaparken hiçbir zevk alamadığımı hissediyorum. Hiçbirinizi kandırmak ya da aptal yerine koymak istemem. Sizlerin de beni kandırmanıza izin veremem. Bu özelliğimle gurur duymuşumdur. Aksi takdirde sizin için de, benim için de büyük bir haksızlık olur bu. Hepimizin içinde iyilik var. İnsanları çok, ama çok seviyorum. Hem de o kadar çok ki, be sevgi kendimi berbat hissetmeme neden oluyor. Üzgün, küçük, duygusal, değersiz, Balık Burcu’ndan İsa’ya benzeyen biriyim.. Artık gitmeliyim! Kendinize iyi bakın.. Sönüp gitmektense, yanıp kül olmak daha iyidir
Kurt Cobain


Ölüm sadece ölüleri ilgilendiren bir şeydir.
Başka coğrafyalara ya da dünyalara gidenlere selam olsun.
Gitmek!
Ardına bakmadan gidebilmek..
Sanırım sadece ölümde oluyor.
Elini uzatsan tutan olur mu ölürken bilmiyorum..

Ama ardında kalanların tutunması için bir mektup bırakmak. Seni çok özlediklerinde o mektuba sarılmaları, o mektupla dertleşmeleri. İnsanların nesneye ihtiyaçları var. Nesne olunca neden ve nasıl daha kolay yüklenilebiliyor. Ölmeden önce bir mektup yazmalı. Mektubu kime yazmalı, içinde neler demeli…. Çok sözmüz var hepimizin birbirimize denmemiş. Hayat gailesi içine gizlenmiş, ertelenmiş. Bu sözler söylenmeli. Yürek yükleriyle değil, ardında yükler bırakarak değil hafif gitmeli geldiği yere. Geldiği gibi gitmeli temiz ve berrak..


Kurt Cobain yaşamdaki aldırmazlıklara, iki yüzlülüklere teslim etti soluğunu. Yukarıdaki mektup aslında onun yüreğinin sadece bir sayfası.. Morrison ve Moon gibi Cobain’de bu dünyaya ait değildi. İlgisizlikten ölen bir süper yıldızdı. Sadece benzerlerinin yanına yerleşti sadece. Hala en çok kazananlar listesinde. Her gün serveti büyüyor. 19 yaşımda bıraktım ben onu! Hep o halinde kaldı. Ben büyüdüm. Değiştim. Neredeyse otuz üç olacağım. Kocaman oldum. Ben her yıl bugün Cobain’in yazdığı bu mektubu okuyorum. Onun incinmişliğini görüyorum. Yaptığın işten zevk alamıyorsan bunu sürdürmek tarif edilemeyecek kadar büyük bir suç! İşi ile yaşayan ve onunla nefes alanlar bunu anlar. Keşke kendinden gitmek yerine, işinden gitseydin be Kurt! Ben yaşamımdaki keşkeleri düşünüyorum. Artık bir keşke ile başlayan cümleler kurmamaya özen gösteriyorum. Auster‘ın kitap kahramanlarına özeniyorum. Onları taklit etmeye çalışıyorum. Di’li geçmişlerden çok yoruldum. Yaşamımdaki eksikliklerin hep birden kol kola girip taaruza geçtiği bir zamanı soluyorum. Değişen bilişsel süreçlerime karşın değişmeyen tek şey ölüme olan o müthiş hayranlığım

O eşsiz şarkılarını hala dinliyorum. Düşler kuruyorum. Büyümeyen bir tarafım var; ve o hiç değişsin istemiyorum. Ama zamana yenilen bir tarafım var. Ruhumdaki delikler büyümesin diye bedenimi örseliyorum. Neredeyse 15 saat çalışıyorum. Gitarımın teli anımsamadığım kadar uzun süredir kopuk! En son ne zaman yürekten bir şarkı söyledim bilmiyorum..

Yeniden yağmur başladı benim şehrimde. Nisan sahiden benim mevsimim miydi? Öyleyse bu mevsim çok zalim Nisan. Bir sarılmadı. Güneşiyle içimi ısıtmadı. Sadece gözlerimde nem bıraktı. Derin bir yalnızlık hissiyle o karanlık sessizlik yeniden geldi..

Sarı bir elbise, siyah saçlar içinde kocaman bir Kadın’ım Nisan’da. Çocuk yalnızlığında! Burnumu cama dayadım. Dinliyorum. Sevdiğim şarkıcıyı anıyorum..





7 yorum:

Digital Kelebek dedi ki...

"Ölüm ölüm dediğin nedir gülüm..
Ben senin için yaşamayı göze almışım.."

Demişler ya..
Aklıma geldi nedense sabah sabah..

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Paul Auster'in Yükseklik Korkusu adlı kitabında Walt yıldızı sönmekte olan futbol yıldızı Dizzy'e şunu söyler: "Şimdi ölürsen bir yıldız olacaksın. Oysa yaşamaya devam edersen daha da çok aşağılanacaksın." Kurt Cobain'in şu cümlesini:(Sönüp gitmektense, yanıp kül olmak daha iyidir.) duyunca bu aklıma geldi.
Bazı insanların bu dünyaya ait olmadıklarını düşünürüm. Ne yapsalar da dünyanın bir parçası olamaz hiç biryere sığamazlar. Sanırım onları da sanatçı yapan bu. Başka bir dünyaya ait oluşları.

uğur erhan dedi ki...

Üzülme
Gülüm
Bize de
Güler
Birgün
Ölüm

1996

Yalnız Ölüm dediğin şey sadece ölüleri ilgilendirmiyor tam aksine, geride kalnları ilgilendiriyor.

Ölen öldüğüyle kalıyor ama kalanlar ölülerin arkasından bedeller vermeye devam ediyorlar.

Birde cennet ve cehennem denen şeye inanıyorsanız, işte orada ölülerin çekmiş olduğu bir takım zorluklara da inanıyorsunuz demektir. İşte o zaman ölümün sadece ölüleri ilgilendiren bölümü orada başladığını düşünebiliriz.

Saygılar.

beenmaya dedi ki...

ölenle yaşamaz mı zaten akıllarda, yüreklerde, içimizde bir yerlerde...

ya da yaşayanlar ölmez mi, birer ölü değiller midir aslında tam da hayatın orta yerinde...

sahi yaşamak dediğin nerede başlayıp nerede sona eriyor acaba...

Eerie RhyTHm dedi ki...

rock 'n rolla filminde geçen bir replikten dolayı hep aklımda kalır sex, drugs and rock n roll...
Diyor ki filmde rock sadece kendi başlarına bunlar değildir bunların hepsini kendinde topladığın zaman yaşarsın onu... Çoğu efsaneninde bu sebepten boyut değiştirdiğini düşünürüm...

hayat beceriksizi dedi ki...

Kendimi gördüm sizde.

İstanbul-Mersin yolunda Nirvana'nın akustik konserini dinleyerek gece gece Kurt Cobain'e birkere daha aşık olduğum,Seattle Olayı'nı tekrar tekrar ve tekrar okuduğum günler aklıma geldi.Üzerimde giymekten rengi solmuş Nirvana tişörtümle ve yırtık kot pantolonumla..

Evet.Ben 19 yaşında bile değilim. ve o gittiğinde ufacık bir bebektim.Belki de bu yüzden ağlardım çok ama annem anlamazdı..

Kurt hala bir melek..

ve Altay Öktem'in dediği gibi

Kurt öldüğünde hepimiz yanlız kaldık.. Hala da yanlızız.

8 Nisan. Kurt & Layne..

Adsız dedi ki...

Varoluş üzerine olan kitabın ismi nedir acaba?