Hediye paketi, dedem ve ben

Bugün öylesine sokakta dolaşırken eskiden yaptığım ve uzun süredir ara verdiğim bir şeyi yeniden yaptım. Bir dükkâna girip tüm sevdiklerim için alışveriş yaptım. Hediyeler almanın ve vermenin ne kadar özel olduğunu unutmuşum. Tüm sevdiklerimi zihnimden geçirdim. Hepsinin özelliklerini, neleri sevdiklerini, nelerin onları memnun edeceklerini düşündüm. Bu bir oyun gibiydi. Çünkü, sadece özel günlerde armağan veririz. Özel günler belki de bu nedenle yorucu bir hale gelir. Neyi seçeceğimize, kaç paraya alacağımıza ve karşımızdakini etkilemeye o kadar takılmışızdır ki hediye almak tam bir işkenceye halini alabilir.

Ben hediye almaktan çok, hediye vermeyi seviyorum. Hediye vermenin en güzel tarafı karşındakinin gözlerinin içindeki merak ateşinin o paketleri yırtarken nasıl doruğa çıktığını görüp hissedebilmektir. Çünkü ben aynı heyecanı yaşarım. Paket açılırken içinde ne olduğunu bilsem bile karşımdakinin yüz ifadesini, jest ve mimiklerini izlemekten söyleyecek söz bulamam. Sadece paketi uzatırım. Öylece karşımdakinin yüzüne bakarım derin bir sessizlik ve bir gülümseme eşliğinde. Şimdilerde artık çok eminim ki ben bir his adamıyım. Çünkü; karşımdaki ancak ben hissedebildiğim oranda, benim hayatımda var. İnsanlar ben izin verdiğim oranda bana yaklaşabiliyorlar. Hediye konusunda bile kendimle çelişebilmeyi başarıyorum ya ne diyeyim kendime…

Bugüne kadar çok hediye aldım. Ama benim için bir iki tanesi unutulmazdı. Babamın her yıl doğum günümde verdiği sarı güller, annemin 23. Yaş günümde boynuma taktığı üzerinde dua yazan kolye, sevgilinin verdiği sakız kutusu, ilk okumayı öğrendiğimde bana alınan kitap. Sadece iki tane mi demiştim! En unutulmazlarından birisi kendim için aldığım o kitaptı "Yaz Geçer". Yaz geçiyor... Hep ardından bir şeyler bırakarak geçiyor. Ben her yıl kendime hediyeler alırım: Doğum günümde, yılbaşında, baharda, kış başında. Çünkü en sevdiğim, en özendiğim, hep mutlu görmek istediğim yakınımdır kendim! Kendime yabancılaşınca, yaşama yabancılaşıyorum. Kendimi mutlu edince, yaşama güneş gibi doğuyorum. İstiyorum ki, benim kendilik sözlüğümde ben yabancı bir sözcük olarak kalmayayım.

Hatırlıyorum da aldığım hediyeler içinde en çekici olanları dedemin aldıkları olurdu. Neden mi? Çünkü tanıdığım en karizmatik adamdı. Ne zaman ne yapacağı hiç belli olmazdı. Şakacı, sürekli fıkralar anlatan, güzel yemekler yapan ve duygu ifade etmekten hiç korkmayan bir adamdı. Aşka âşıktı. Sanırım bu yüzden anneannemin ölümünde sonra birlikte geçirdikleri kırk yılı telafi etmek için iki kez daha evlendi. İkinci karısı da ölünce üçüncüyü buldu. Bu onun son aşkı oldu. Hep sevgililerini anlatırdı. Ama anladığım kadarıyla tek bir kadını sevmişti. Ama bu anneannemiydi bilmiyorum. Ondan söz ederken içinin titrediğini hissederdim. Garip suçluluk ve sorumluluk duygusu içindeydi. Onu hep merak ettiğini ve ondan çok şey öğrendiğini söylerdi. Bende kaygımdan, hiç soramazdım bu kadının kim olduğunu. Belki öyle bir kadında yoktu. Hayaldi! Belki bir roman kahramanıydı, ya da bir film artisti. Kim bilir? Aslında biraz da saygımdan soramıyordum. Çünkü inanıyorum ki insan yaşamın her dönemde birini sevebilir. Duygulara gem vurmak zordur. Duyguların ahlakı yoktur. Ama davranışların ahlakı vardır. Dedem, bu kadınla çok şey yaşamış anladığım kadarıyla. En azından duygu düzleminde. Çünkü gözlerini bir anda böyle parlatan, eş zamanlı bulutlandıran başka kimse olduğunu sanmıyorum. Bu kadın kimdi acaba? Merak etmiyorum, sadece onu tanımak isterdim. Bu kadar evliliğinin içinde dedemin çok yalnız olduğunu biliyorum. Üç çocuk, 9 torun içinde tek umursadığı annemdi. Beni çok sevmesinin nedeni de sanırım anneannemle aynı ismi taşımamdı. Biraz kendime ve dedeme bu konuda haksızlık etsem de bu böyleydi.

Dedem komik adamdı. Ama benden bir komedyen yaratamadı. Ruhum buna müsait değildi. Dedem bilirdi ki bazı ruhlar salt gölünü çelen diğer ruhların peşinden gitmek yerine, özünü yani kendini arar. Bu arayışta hem nazlı yâri, hem de hercai kendini kaybeder kişi… Dedem de böyleydi benim. İşte en çok benzeştiğimiz noktaydı bu. İnanılmaz güzel bir gülüşü vardı. Sol yanağındaki gamzesi, Atatürk kaşları ve alnındaki derin çizgiler daha da belirginleşirdi o güldükçe. Hep güler ve gülmeye çalışırdı. Ama tıpkı benim gibi gözlerinde tuhaf bir hüzün taşırdı. Gülerken bile o hüznü hissederdiniz. Dedem gülümsemesini her gün bana armağan ederdi.

Sürpriz yapmaya bayılırdı. Cebime sakladığı şekerler, yastığımın altına koyduğu çikolatalar nasıl unutulur. Balonları ne çok sevdiğimi bilirdi. Renk renk balonlar alırdı bana her pazar. Dizine oturtur; “ eee söyle bakalım ortak paylaşılacak sır, anlatılacak dert var mı? “ derdi. Babamı sorardı. Anneme nasıl davrandığını falan. Laf alırdı ağzımdan ama anlatacak kötü bir şey yoktu. Babam babamdı. Anlattıklarım onu pek tatmin etmezdi. Hep babamı izlerdi. Annem onun yaşamındaki en özel kişiydi çünkü. Belki o kadından bile daha özel. Öyle olmasına karşın sevdiği kadından, anneme söz etmediğini biliyorum. Çünkü annem bunu kaldıramazdı. Her çocuk anne ve babasının sadece birbirlerini sevdiğine inanmak ister. Ama gerçek bu değil! Ben biliyorum. Bizimkileri el ele görmek hala beni mutlu ediyor. Kaç kez dinlesemde bukmadığım tek öykü, annem ve babamın karşılaştıkları ilk gün, hala. Babama her evlenme yıldönümlerinde anlattırırım. Annem kızarır ve çok kızar. Ama bilirim ki o da bundan çok büyük bir keyif alır.

Okula başladığımda dedem benim için daha da önem kazandı. İyi notlar aldığımda bana aldığı kitaplarla zaman öldürürdüm. Okuma aşkım işte o günlere kadar uzanır. Dedem bilerek ya da bilmeyerek bana inanılmaz bir armağan verdi: Okumak. Hiç unutmam 16 yaşımda elinde Siderta ile geldiğinde annem çok kızmıştı. Bir asi yetiştiriyorum diye bana kızıyordun, bu çocuğa hem de bu yaşta Herman Hess okutuyorsun ah baba! Sözleri bugün bile kulaklarımda çınlıyor. Hatırlıyorum özel günlerde en çok dedemin bana ne alacağını merak ederdim. Hep kendini en sona saklardı. Muzip muzip gülümserdi. Sadece gözlerine bakardım. Asla benimle göz teması kurmazdı. O gün bugündür bilirim ki kim benden gözlerini kaçırsa yaptığı işten pek emin değildir. Ama dedem, bu güvensizliğine karşın hep beni şaşırtırdı. Ben daha söylemeden adeta zihnimi okur ve ne istediğimi bilir ve alırdı.

Bir keresinde beni anneannemin mezarına götürmüştü. Doğum gününde mezarlığa gidilir mi diye çok kızmıştı yeni ve sonuncu karısı. Ama o benim ne istediğimi biliyordu. Anneannemi çok özlemiştim. Annem üzülmesin diye ondan çok az konuşuyorduk. Hep yarım yamalak. Ama ben onu hissetmek istiyordum. Birlikte nergis aldık. En sevdiğim çiçek! Anneannemde çok severmiş. Sonra sarı güllere bayıldım. Bilmiyorum o da sever miydi? Dedem o gün bana anneanneme çok benzediğimi söyledi. Sadece isimlerimiz eş değilmiş, ruhlarımız da benziyormuş. Bende tıpkı onun gibi insanın ruhuna işliyormuşum. Sevdiklerimi zihnimde yaşayıp, onun ne istediğini biliyormuşum. En çok gülümsememi severmiş. Gözlerimin içi gülermiş çünkü tüm ruh sıcaklığımı hisseder ve kendini iyi hissedermiş. Anneannemde böyle bir kadınmış. Ben sadece onunla yaşadım şimdi kavuşmak için zaman dolduruyorum dedi. Cüzdanını açtı içinden sararmış bir kâğıt çıkardı ve bir türküden bir bölüm söyledi. Çiy tanesi diye mırıldandı dedem. Bir damla gözyaşını akıttı karım dedi. Sevdiğim kadın bak bu dedi. Kırmızı gül demet demet türküsünü mırıldandı. Onu hiç böyle görmemiştim. Sanırım hep sevdiği, tek sevdiği ve birlikteyken bile özlediği benim anneannemdi. Mezarı kendi elleriyle yıkadı dedem. Adeta okşadı. Sonra başımı okşadı. Bunu çok sevdiğimi bilirdi. O gün bana verdiği en güzel hediyeydi.

O günü çok iyi hatırlıyorum. Dedemle uzun süredir böyle konuşmamıştık. Bana dedi ki bir kişinin ölmesi onun tamamıyla hayatımızdan gitmesi değildir çocuk! Anılarla o hep bizimdir. İnsanlar her şeye hükmediyorlar. En değerli mal varlığımız zihnimize bile. Ama anıları saklama senin tasarrufundadır. Neden bugün buraya geldik? Sen kendini neden anneanne göstermek istedin? İşte tam o sırada bir güvercin uçuverdi ve sert bir rüzgâr esti. Hoş geldin hayatım dedi dedem.

Hoş geldin hayatım, ne istemiştin! Birden irkildim. Bu sözler beni bu güne döndürdü. Satıcının kapı gıcırtısını andıran sesi kulaklarımı tırmaladı: Hoş geldin hayatım ne istemiştin? Çok sevdiğim bir arkadaşım için bir film arıyorum dedim. Çok film var dedi. Ben Selvi Boylum Al Yazmalım dedim. Ah! Sevgi emek ister dedi. Ne garip dedem de aynen böyle demiştin. Satıcı kadın ekledi neydi o çocuğun adı dedi parmaklarını şaklatarak. "Samet" dedik aynı anda. Bir kahkaha attı abartılı, öyle ki dükkân yankılandı. Öylece ona baktım. Gülmek sanattır derdi dedem. Bu sözler zihnimde yankılandı. Gülümsedim!

Çok özledim Hacı Mehmet seni. Tek gerçek arkadaşımdı dedem. En kısa zamanda mezarlığa gidip dedemle konuşacağım. En son bayramda gittim onu görmeye. Dedeme hiç dokunamadım, onu işitemedim.

Satıcının "maalesef kalmamış" sesiyle tekrar gerçekle buluştum. O zaman dedim bana kırmızı gül demet demet türküsünün içinde olduğu bir cd verin dedim. Yüzüme baktı. Pek türkü dinleyen birine benzemiyorsun dedi. Ben her şeyi dinlerim dedim. Şaşırdı. Adeta imtihan etti beni. Arabesk şarkıları, bayıldığım Küba ve Yahudi şarkılarını mırıldandım. Çok şaşırdı. Bu türküyü en iyi söylediğine inandığı adamın cd’ sini elime tutuşturdu. Olmaz dedim! Neden dedi. Hediyeyi, hediye yapan paketidir. Kadın güldü. Özenle sardık, vazoda duran yarı açmış yarı dünyadan kaçan bir karanfil tomurcuğunu kopardım ve pakete bantladım. Kadın şaşırdı. Şimdi oldu dedim. Alan benim ne demek istediğimi anlar dedim. Kime alıyorsun der gibi oldu. Bu soru karşısında yüzümdeki sana ne ifadesini görünce neden bu türkü diye soruverdi. Usulca yanıtladım: Benim kaderim özlemek ve bu türkü sevdanın özlemek olduğunu öyle güzel anlatıyor ki. Türküyü mırıldanmaya başladım. " Kırmızı gül demet demet ..." Sesin güzelmiş dedi satıcı kadın. Birlikte söylemeye başladık. " Kırmızı gül her dem olmaz… " Doğru! İnsanın her istediği olmuyor dedim. Sustum.

Bu türkünün melodisi, en sevdiğimin sadece bende kalmışlığını anlatıyor. O yüzden öyle saf ki. Her seferinde ilk dinlenmişlik etkisi yapıyor. Gizli hüzünleri içinde barındıran kavuşamamayı, sözlerin kifayetsizliğini yarım kalmışlığın derinliğini ne güzelde anlatıyor bu türkü dedim. Paketi aldım. Kapıya yöneldim. Gözlerim dolmuştu. Yarın bu hediyeyi dedeme götüreceğim. Ona bir mektup yazacağım. Bu dünyadan ona bir armağan vereceğim. Ardımdan satıcı kadının sesi yankılandı:" Gene gel! "

Uzun süredir ilk kez birinden böyle bir davet alıyordum. Gider miyim bilmiyorum?

Bugün tüm yaşadıklarımı birleştirdiğimde aslında yine ortaya ben çıkıyorum. Yaşamın özü: Çiy tanesi!

Hediyeleri, heyecanları, mutluluk ve mutsuzlukları hatırladım bugün. Artık akıl defterimde yeni bir sayfa açma zamanım gelmiş. Gerçekten sevmek özlemekmiş.

Dedemi çok özledim!




7 yorum:

Belgin dedi ki...

Sevmek özlemek, özlemekse sevmekten gelir, diye gecti aklimdan...

Gidenlerimize Allah rahmet eylesin, mekanlari cennet olsun..

Sevgilerimle

Bettra dedi ki...

Ne kadar güzel ki böyle bir sürü anı biriktirebileceğiniz bir aile büyüğünüz olmuş..
Ve sevmek gerçekten özlemekmiş...

Sevgiler,
Bettra...

UFUK ÇİZGİSİ dedi ki...

Ne hoş ne sıcak bir yazı ve anlatım bu böyle..

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Son iki haftadır dedemi düşünüyorum. Hatta uyumadan önce mırıldanıyorum: Sordum sarı çiçeğe benim Dede'm nerdedir?

Şanslıyım doğrudur! En büyük şansımdı ailem. Bir gün yeniden bir masa başında ailemle olabilmektir düşüm.

Gelip geçen, düşünce eken, yürek koyan, suskun kalan herkese selamlarımla...

Esmir dedi ki...

Çok güzel bir anı yazısı olmuş...İnsanın içini sarıveren, yürekten kopup dizelere yerleşiveren sımsıcak sözler...

Ben de hiç unutmuyorum, hayatımızdan sessizce çekip giden sevdiğimiz en özel insanlarımızı...En çok da babaannemi!

Artık aramızda olmayan, ama ardından unutulmaz izler bırakarak daima anılarımızda yaşayan tüm sevdiklerimizi rahmetle anıyorum...

Yüreğine ve emeğine sağlık...
Sevgiyle kal...

-mka- dedi ki...

"Türkü söyle, Türk'ü sev; türkülerle sevdâlan..

http://turkusoyleturkusevturkulerlesevdalan.blogspot.com/2009/08/krmz-gul-demet-demet.html

-mka-

efsa dedi ki...

Allah bol rahmet eylesin dedene ve ölmüşlerimize.

aralara serpiştirilmiş nice dokunaklı sözcüklerle bende anlam yükledim kendimce. Yazıdan yazı türettim.