SA' KIZ

Birisi gökyüzünden iki tane yıldız kopartmış, gözlerinin içine yerleştirmiş. Ne zaman göz bebeklerim, onun gözlerine otursa böyle hissediyorum. Onu seyretmeyi çok seviyorum. Hayatta mucize peşinde koşmaya gerek yok diye düşünüyorum her seferinde. Ona bir şey olacak düşüncesine dayanamıyorum. Yüreğimin korkularının karşına, mantık inzibatlarımı dikiyorum hemen. Tek bildiğim: Onu çok seviyorum.

Bir arada olduğumuz her an öylesine özel ve eşsiz ki. Uzun uzun cümleler kurmama gerek kalmıyor, birbirimizi anlamamızı için. Muzip gülücüklerle, ne tü bir yaramazlık yapacağımızı birbirimize hissettirebiliyoruz. Yanyana geldiğimizde, içimizde, sürekli hareket halinde olan bir lokomotif varmış gibi hissediyorum. Bana yaşama sevinci veriyor. Oradan oraya koşarken, fark ediyorum ki yaptığımız her hareket, söylediğimiz her söz bir amaca yönelik. Hedefimiz hep kendimizi yaşamak.

Onu seyrediyorum. Masanın bir köşesinde ben, diğer köşesinde o oturuyor. İkimizde dünyayı kurtaran adam gibi çalışıyoruz. Resim yaparken öylesine ciddi ki, çaktırmadan seyrediyorum onu. İş yaparken izlenmeyi sevmiyor. Gözlerimde yakalanma telaşesi. Kaçamak bakışlarım yakalanmadan işime veriyorum kendimi. Derken, ılık sesi kulaklarımın içinden akıp kalbime damlıyor. Kalbimde bir çınlama hissediyorum.

"Çiy tanesi, yaşlarının saçı hep mi kısa olur?"

Bilmediğin sorular sorulduğunda, erkekçe davranacaksın. Erkekliğin 9/10'u kaçmak ya. Bu konuşmada çıkış kapısı yok. Göz gözeyiz şu an. Kımıldayamıyorum. Böyle durumlarda, ya sorunun içinden anahtar olarak gördüğün kelimeyi seçip soracaksın, ya da soruyu düz cümleye çevirip tekrarlayacaksın. "Yaşlılar?" "Yaşlıların saçlarının hep kısa olduğunu düşünüyorsun." Ben bunları 1-2 sn içinde kafamda şekillendirirken, konuşmasını sürdürdü Ilgaz. "Babaannemin saçları kısa, komşumuz Hale ablamın saçı benden bile kısa, Macide teyzeminde, yolda gördüğüm tüm yaşlıların saçı kısa. Ama, anneminki uzun!" Son cümledeki vurgu kan-beyin bariyerime takıldı. Sonra yanıma geldi. Saçlarıma dokundu pamuk elleriyle. "Karar veremiyorum, senin saçların uzun mu, kısa mı?" dedi dertli bir şekilde.

Saçlarla neden bu kadar ilgileniyor acaba? diye düşünmeye başladım. Ellerimi tuttu. "Saçlarını kesme sakın, yaşlanmanı istemiyorum senin" dedi. "Babaannem de uzatsın saçlarını." diye ekledi. O an anladım ki kısa saç, onun zihninde ebedi ayrılık demekti. İçimden bir şeyler kopup gitti. Birbirimize gülümsedik. "Peki kestirmem saçlarımı" dedim. Sonra o tanıdık yaramazlık öncesi gülümseme yüzünde beliriverdi. Yağmurun ardından güneş doğar ya işte öyle bir şeydi o an yaşadığım. "İstersen saçlarını hemen uzatabilirim"dedi. Bu vaad karşısında irkilmedim değil. "Bana bir kaç tane sakız verir misin?" dediğinde içim daha bir ürperdi. Kiler dolabını açtık. Eğimine yandığımın sakız dünyası, benim çocukluğumdan beri çok değişmiş. Sütlaçlısından, içi meyve sulusuna kadar her cins sakız vardı rafta. Ellerini birbirine çarptı ve bağırdı "Çilekli! Çilekli istiyorum." Bir kutu sakızı özenle açtı. İçinden birkaç tane sakız aldı, kutuyu yerine koydu. Hızla koridoru aşıp çalışma odasındaki masaya oturdu. Ben de kendi işimi yapmaya koyuldum. Yarım saat sonra yanıma geldi.



Yine benim resmimi çizmişti. Üzerimde türlü hayvanları olduğu bir elbise giymiştim. Böylece hiç yanlız kalmayacakmışım. Ellerim yine iki yanda tüm dünyayı saracakmış gibi açıktı. Muzu enlemesine yutmuşcasına gülümseyişim özenle çizilmişti. Bu resimde tüm bu güzelliklerin dışında başka bir ayrıntı vardı ki, onca çiğnenen sakızın nedeni şimdi anlaşılıyordu. Saçlarım sakızdandı, çilek tadında!

"İstediğim kadar uzat saçlarını halacım" dedi ben hayranlıkla resmime bakarken. Yanağımdan öptü birden ve ekledi. "Sen hiç ölme hala! Saçların hep uzun olsun." tamam mı dedi. O anda aramızda beliren beyaz kelebeğin peşinden hızlıca koşarak odadan ayrıldı.

Birden ellerimi saçlarımda hissettim koşuşunu izlerken. "Sen hazır olmadan ölmem" diyebildim. Yüreğimde "inşallah", zihnimde "ölüme hazırlık olur mu?" sesi yankılandı eş zamanlı olarak. O andan itibaren ölümden korkar oldum. Daha öncesinde bir benken hayatımda, şimdi küçük bir çocuğun duru nefesi vardı yaşamımda. Ölümlü olduğunu hissedince insan daha bir sarılıyor hayata.

Sakız saçlarıma baktım yeniden. Parmaklarım gezindi sakız saçlarımın üzerinde bir süre. Kesmeyeceğim saçlarımı uzunca bir süre diye düşünüp güne karıştım, çiy tanesi biçiminden.


6 yorum:

beenmaya dedi ki...

bu aranızdaki sevgi ve saygı duyulası, imrenilesi, kıskanılası nasıl bir bağdır ya...hep böyle güzel kalın, sen uzun ve çilekli sakız saçlı, o gözleri yıldızlı...

kara kitap dedi ki...

off ya.ne güzel anlatıyorsun.okurken bir anne olarak yüreğim sızladı.benim de saçlarım kısacık :) benim oğlum neyseki henüz hiç böyle sorular sormuyor.çok güzel yazıyorsun.okurken kelimeler mavi kelebekler gibi uçuşuyor.yazdıklarını okumak çok keyifli.eline,yüreğine sağlık ve uzun ömür diliyorum.

efsa dedi ki...

çok güzel görünüyorsun resimde :)

Tibet'in annesi dedi ki...

ne kadar güzel... duygularımı ifade edemiyorum... harika!

İDEA dedi ki...

Küçük bir çocuk ve yetişkin kadın.Konu dönüp dolaşıp kaybetmelere gelince bir taraf susar,susmak zorunda kalır.Diğer taraf ise sizden bir söz bekler.Söz verseniz olmaz,vermeseniz olmaz.Öylesine masum bakar ki gözlerinzin taa içine.Sadece yutkunup hifif gülümseyerek gözlerini onaylarcasını kapatırsınız.
Sevginiz daim olsun.Çilek kokulu soluklar mutluluk katsın sohbetlerinize.

y. dedi ki...

galiba anne olan herkesin burnunun direği sızladı,benim kızımda bana ben ölmeden sakın ölme ,yalnız kalmak istemiyorum dedi,şimdi yazarken bile gözlerim doldu,çocuk yürekleri hep korunsun istiyorum,hep mutlu olun.