Çin Yemeği, Endonezya Sumatra Kahvesi ve Kadın Çantası

Dün, BirMilyonKalem yazarlarından Emel Kalınkılıç‘la çok keyifli bir yemek yedim. Kendisi eski arkadaşımdır. İşten, güçten vakit buldukça bir araya gelmeye çalışırız. Yazılarından bildiğiniz üzere Emel, çiçeği burnunda bir anne. Anne olmayı her gün öğrenen, öğrendikçe güzelleşen bir kadın. Bilgi paylaşıldıkça güzeldir tezinden hareketle annelik deneyimlerini içeren bir kitap yazıyor. Her annenin el kitabı olacak sanırım yazdıkları. Geçen hafta aradı beni. "Yine gömüldün işlere. Neler yapıyorsun? Nasılsın? Birlikte yemek yiyelim mi ? " dedi. Çok güldürdü beni 5 dakikalık konuşmamızda. Dün için buluşmayı kararlaştırdık. Malum ben iki işte çalışıyorum, arada bir çocuk dergisinde yazıyorum. O da hem anne, hem de kariyer peşinde. Akşamlarımız rezerve edilmiş durumda yani. Kendime nefes alabilme alanları için randevu yazıyorum şu günlerde. Sonuç: Alışıla geldiği üzere, ikimizinde iş yerine yakın olan bir alışverişmerkezinde buluşmaya karar verdik.

Dün sabah iki dirhem bir çekirdek giyindim. Otuz üç bitti ama gülümsedim kendime. Fıstık gibiyim dedim:) Sabah çok çalıştım. Süte boğulmuş kahve molasını kısa tuttum, işlerimi yetiştirdim. Güzel başladığım bir gündü. Her gün insanın Allah’tan bir şey dileme hakkı varsa, ben böyle başlamak isterim güne. Neşeli ve umut dolu. Yoksa bir yerlere yetişme telaşesi içinde değil. Dudağımda mırıldandığım bir şarkı ile saati 11.45 yaptım. Geç kalmamak adına fırladım. Ama park yerinden Limon’u (sarı araba!) almak çok zaman alacağından "hey taksi" hakkımı kullandım. Tam yoldayım telefonum çaldı ben "Çin yemeğine ne dersin?" dedi. "Bana uyar" dedim. Aslında yola çıkarken yengeç yemek geçiyordu aklımda. İnce ince gülümsedim…..

Yemek yiyeceğimiz yeri bilmediğim için alışmerkezine gelir gelmez telefona sarıldım. Karşıdan bana bağıran, el sallayan hoş bir kadın gördüm. Muhteşem bir Yeşilçam filmi kavuşma sahnesiydi yaşadığımız. Öyle bir sarıldık ki.. Bastık sonra kahkahayı. Kot pantolon dedi. Seni en son üniversite de kotla görmüştüm. Ben arada böyle asilikler yapıyorum dedim. İşi, bir süredir okul gibi kullanıyorum. Saçların dedi bastı kahkahayı… Okul yıllarında saçlarımı değiştirmeyen tek kızdım. Süpürge sapı gibi, uzun siyah saçlar. Ne rengi değişti, ne modeli. Çok tutucuydum bu konuda. Saçlarım konusunda yıllarca iki kişi tarafından çok uyarıldım. Kimler mi? Biri Annem, diğeri de Emel! Hatta yıllığa bile yazdı. Bir de tombo kalem tutkum vardı. Zaten not tutmazdım. Sadece, dersi dinleyerek sınıf geçtim tüm öğrencilik hayatım boyunca. Ama, o tombo kalem benim uğurumdu. Bütün sınavları o kalem geçti, ben bir şey yapmadım:) Neyse konuyu dağıtmayalım.

Emel, her zaman ki gibi çok güzeldi. Doğum sonrası kilolarını vermiş. Saçlar sarı ve çok hoş. Konuşması duru, sesi ruhumda dans eden bir şarkı. Kısa bir yürüyüşten sonra yemek yiyeceğimiz noktaya geldik ve oturduk. Başladı koyu bir sohbet. Aslında kikirdemeler (kıh kıh kıh), usul gülüşmeler (kah kah kih koh), ve yüksek ton da kahkahalara (huhaaaaaaaaahaaaaaaaaaaa) eşlike den kelimeler. Kızsal dedikodular, çekiştirmeler... Bekalığın sultan tarafı yani aşklar. Evli kadınlara bayılıyorum bu konuda. Minicik bir bakışmadan, muhteşem senaryolar çıkartıyorlar.

Bu arada, sohbetimize katık olsun diye geldi bizim yemekler. Çok özlemişim Çin yemeklerini. Ballı ceviz ve yasemin çayı. Ekşili çorbaları… Yolum Suşiko sınırlarından geçemediği için son zamanlarda, çok hoş oldu bu tat damağıma. Yedik…. Yedik…. Yedik……

Ama kahve içmeden olmaz ki! Gittik başka bir yere. Kırmızılar çekti bizi nedense. Yine kırmızı koltuklu bir yer bulduk kendimize. Kızarmış dondurma ve tusinami etkisi yaratacak Endonezya Sumatra kahve ısmarladık. Düşünüyorumda Mayıs’a kadar hiç seyehat yok hayatımda. Endonezya…. Ne hoş olurdu. Mayıs’da Etopya‘ya gideceğim. Kongre bahane aslında. Gitmeleri özledim. Yola çıkmayı. Bu kahve ruhumda yol etkisi yarattı. Boğdukça süte boğdum kahvemi. Ama olmadı. Beni kendime getiren bir daha asla yenmeyecek “kızarmış dondurma” oldu. Dondurma dondurmadır ve kesinlikle soğuk yenmelidir. Biz de öyle yaptık zaten:)
BirMilyonKalem‘den konuştuk. Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı Projesi'nin başarısından... Görme engelli dostlar için Bueneros, Evren ve BeenMaya ile giriştiğimiz işten dem vurduk. Hayatı konuşmak güzel bir dostla. Hele kahve bu kadar güzelken. Şöyle 40-50 yaşına gelsek. Kokoş ya da rüküş olsak dedim. Durdu. Sen mi dedi.. Sen rüküş olmazsın. Hep sadesin. Enerjiksin. Valla bak senle buluşcam diye makyaj yaptım dedim. Bastı kahkahayı. Ya gözlerime far sürmüştüm. Ama galiba rujumu yedim:)

Derken gözüme Emel’in çok şık çantası takıldı. Çağla yeşili, rugan, yılan derisini anımsatan ama olmayan bir çanta. Kadın Çantaları başlıklı bir yazı yazmıştım dedim. Öyle bir kahkaha attı ki. Sonrasında onun kahkahası ne ki benim ki yankı yankı yayıldı. Bir çantada sizce neler olabilir?

1.Pişik kremi
2.Islak mendil
3.Bebek bezi
4.Bir pet şişe su
5.Güneş gözlüğü
6.Araba ruhsatı
7.Ayetel-Kürsi
8.Çeşitli anahtarlar
9.İki cep telefonu
10.Kızsal mazeretler için gerekli olan ürünler
11.Makyaj malzemeleri
12.Acil durumlar için kıyafete uygun olabilecek yükzük, kolye cinsinden bir kaç aksesuar
13.Ayna
14.El kremleri
15.Bir deodorant
16.Mini parfüm
17.Çeşitli mendiller
18.Bebek oyuncakları, çıngıraklar
19. Kesme şeker. Emel’in eşi kıtlama çay içermiş. Her gidilen yerde de kesme şeker olmadığı için.. Malum toz şekerler kağıttan poşete girdi!

Kesin ben birşey unutmuşumdur. Çanta çanta değil tam teşekküllü Cevat Kelle mübarek. Eksikleri Emel tamamlasın. Hesabı ödedik. Emel terziye, ben işe……… Ayrılık vakti öyle bir sarıldık ki. Bir daha ne zaman dedik. En kısa zaman için sözleştik. Ayrıldık! Yine Yeşilcam usulü.

Derken……. Kendi çantama baktm. İki cüzdan, telefon, bir çanta içinde anahtarlar, Limon’un (sarı araba!) ruhsatı ve Biederman’ın son makalesi. Ha bir de gözlüğüm -güneş değil-, onsuz dünyam yamuluyorda. Meraklı Minik'in son sayısı için hala arayıp da bulamadığım Fırat Kaplumbağası, Çöl Varanı konusunda çalışan uzmanların listesi.

Yaşamın sırrı galiba çantamızda. Anne olmak ve olmamak….. İşte bütün mesela biraz da burada.




[PV]Superfly - My Best Of My Life
Yükleyen vivace520 - Music videos, artist interviews, concerts and more.

7 yorum:

beenmaya dedi ki...

boş yere kulaklarım çınlamamış demek ki :))) orda olmadığım için hafif kıskançlık ve çokça imrenmeyle aynı zamanda sanki orada, yanınızdaymış, şen kahkahaların, güzel sohbetin, yemenin içmenin bir parçasıymışcasına da tekrar yaşarmışcasına keyifli okudum...

Hüseyin Soykök dedi ki...

Yazınız işyerinde bir tartışmaya neden oldu...Özellikle arkadaşınız Emel Hanım'ın eşi için çantasında kesme şeker bulundurmasını ben yadırgadım. Diğer arkadaş ise bunun doğal olduğunu ve kadınların eşleri için birşeyler taşımayı yük olarak kabul etmediklerini falan söylediler. Onlara göre bu bir sevgi göstergesi imiş. Bence bu bir sevgi göstergesi değil kadının toplumsal şartlanmışlığından başka bir şey değil...
Bilemem belki de ben yanılıyorum.



Not: Öykü projelerinize katkıda bulunabileceğimi düşünüyorum. Bu konuda benden bir talebiniz olursa çekinmeden iletebilirsiniz.

Evren dedi ki...

öğlen öğlen canım susşiko :) istedi çokkkkkkkk... bi de ne güzel bir gün olmuş, canın bu günü de istedi :)))

ramo dedi ki...

Çantanın içimde bulunan malzemeler içinde en çok takıldığım ve kıl olduğum şey "kesme şeker" oldu.

Emel'in eşi ne kadar ehlikeyif bir adammış ya. Neymiş efendim kemse şeker olmadan çay içemiyormuş ve eşi çantasında şeker taşıyormuş. İçme be kardeşim. Yok illa kesme şeker istiyorsan sen çantanda veya cebinde taşı.

Neyse fazla söze de gerek yok bence eşler arasında ilişkiler üçüncüye sigara içirtirmiş.))) Böyle bir deyim yok şimdi ben uydurdum.

ramozzt

efsa dedi ki...

Bir bayan çantası ile bir anne çantası ne kadar farklı olabiliyor aslında.

Bak daha geçenlerde bezelyenin yedek çorabı, kilotu ve tatlı kaşığı çıktı çantamın içinden. :))

Şekeri ise, bir zorunluluktan ziyade sevdiği için taşıyor bence eşi. Neden yük olsun ki. Bence alışkanlık halinde (eşimde vardır o şeker kesin çantasında gibi) değilde, takdir bilinince çok hoş bir jest.

Belgin dedi ki...

Ben görünmez kadin, sizinle gezdim, yedim, ictim, güldüm, eglendim:)) Bu ne güzel bir anlatim:))

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

beenmaya! çın çın çın... elbet bir gün kavylacağız. bu böyle olmayacak. doyasıya yeriz, dertlerişiz.

Hüseyin Soykök! 34 yılda öğrendiğim her durumda en geçerli bilgi eşler arasına girmemek:) Bu iletişimde mantık, kural yok. Adı üzerinde "ev-li-lik" hangi hecede olduğunuza bağlı belki de süreç:)

Evren! Bendeeeeeeeeeeeeeeee... Bir gün birlikte yeriz.

RAMO! Blog çok güzel olmuş. BirMilyonKalem'e de link vermişsiniz. Çok teşekkür ederim.

Efsa! Valal kaydırak çıktı derseniz inanacağım:)

Belgin! Görünür ol sevgili dost. Bir gün birlikte yiyelim..