Küçük Bir Kız İçin Yağsın Pembe Kar

Almanya’da bir hastane odasında yatmakta olan küçük bir kızın son sözleri
“Bulutları boyarsak pembe kar yağar mı?” olmuş.

Bu yazı yüreği bu dünyanın ritminden ötede atan canlar için yazılmıştır..

Hüzün gözlerimden damlıyor tutamıyorum. Akıp giderken günü, eteklerinden yapışsam da kalması için ikna edemiyorum. Keşke elimde bir silgi olsaydı ve küçük bir kalem. Kaderi baştan yazmak değil istediğim. Zaman! Sadece birazcık zaman istiyorum. Gözlerinde yaşamı bulduğum, ışığından ayrı düşünce içim acıyor. Ne zamandır bunu sana söyleyemiyorum. Sevgili sansınlar seni. Hepimizin gerçek sevgilisi kim ki?

Öğrendim ki sevmek özlemekmiş. Otuz dört yaşında özlemeyi, belki de beklemeyi öğreniyorum. Nobel alacak bir buluşa imza atacağım yakında bekle diyorum. Bir silgi icat ediyorum. Tüm hüzünleri siliyorum minik bir silgiyle. İşe önce gözlerimden başlıyorum. Bozkırın kızı! Çorak toprakların ruhunu bozma. Sakın ağlama. Yalın ayak geldiğin bu dünyada rüzgara karşı yürüme artık. Rüzgara eş ol. Yanında dur ki yalnız olmadığını bilsin. Çetin saydığın her şeyde izin kalır ince bir dokunuşla. Merhemden gelen dokunuşun adıyla sarıl hayata. Merhamet, bu dünyada yaraları saran tek ilaçtır. Edene de, edilene de. Hayata merhem gibi yaklaşmak gerek. Sarılmak, sarmak için. Çok uzaklardan minicik bir yüreğin yaptığı gibi. Hasta yatağında k
üçük bir kız çocuğu pembe kar yağsın istemiş. Bu yazıda, yaşama tek solukluk dokunan herkes için pembe bir kar yağacak. Ben biliyorum. Görüyorum çünkü! Minik bir kalbi öpüyorum. Kardeşim, dedem, babaannem ve tüm sevdiğim çocuklar için pembe bir kar yağıyor gözüme uzak, ruhuma yakın bir yerde. Ben biliyorum!

Yazı yazmaya başladığımdan beri istediğim şey göz yaşlarını satırlara koyabilmekti. İçi yanan birisi gelip bir avuç su içsin diye. Yüreğindeki zehir bu suda boğulsun acılı yüreğin. Ben sadece bir çiy tanesiyim. Rengim yok. Duruya tutunmuş bir damla suyum. Öyle günler var ki üzüldüğüm şeylerin anlamlılığını sorgulatan bana. Bir okurumdan aldığım e-posta, küçük bir kızın mırıldandığı "pembe kar yağsın!" isteğidir bugün yaşamı sorgulatan bana. Hüznümden tuttu minicik bir el. Bana dokunan o sözle, pembe kar yağdı. İmkansız diye bir şey yoktur. Yaşamasını bilmeyen için dünya dardır. Hisseden içinse bir kapı. Kapıyı çalan kim? Kapıyı açan nerede?

Kuşlar uçarken akşamdan sabaha bir of soluğumda günlerce düşe kaçtım ben, gerçeğe uyandım. İşte böyle bir zamanda gelip yanıma koynuma dayadı başını “sen akşamları çok mu seviyorsun” dedi usulca. Gülümsedim. Çok sever başından öpülmeyi. Elimi sımsıkı tutup, mırıldandı çok sevdiği şarkısını. Sonra dönüp baktı yüzüme, sordu sorusunu “Sen neden varsın bu dünyada?”. Penceredeki sokak güverciniyle dertleşiyordum o sırada. Demokrasi neferi sokak lambası yerli yerinde duruyordu sessiz, sessiz. Kediler akşamın sefası sürerken, memur ıslatan başladı bir avaz geldi geçti. Öyle bir taş atı ki ruhuma sessizliğe tutsak oldum. “Beni duydu mu?” dedi. “Duydum” dedim. “Peki söyle bakalım, sen neden varsın bakalım bu dünyada” dedim? “Sana soru sormak için” dedi. “Şarkı söylemek için”. “Babaannemin gözlüğünü bulmasına yardım etmek için”. “Dedemle dolaptan meyve aşırmak için”. “Annemle, babamı sevmek için.” Gözlerim dolu dolu zaten. Bu cevaplar karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Ağlamak için aradığım bahaneyi buldum. Elini tuttum Ilgaz’ın “sence bulutları pembeye boyarsak, pembe kar yağar mı?” diye sordum. “Ama ben turuncuyu çok seviyorum. Turuncu kar yağsın ne olur” dedi. Başını okşadım. Beş yaşındaki halimi düşündüm. Birlikte burnumuzu cama dayadık. Düşlere daldık iki nisan çocuğu. Ilgaz ve Şebnem!

Düşünmeye başladım. Cevabını bilmediğim onlarca soru var. Ben neden bu dünyada varım? Bilmiyorum. Başka bilmediğim sorularda var. Mesela beyaz gerçekten beyaz mı acaba? Asaf gibi “bütün renkler hızla kirleniyordu, o yüzden birinciliği beyaza verdiler” demeyeceğim. Belki beyaz, pembedir. İki kere iki hep dört değil ya. Alkım rengi dünyada yaşamı solumaktan çekindiğim günlere vay. Bulutları beyaz sandığım, tören adamı olduğum günlere vay.

Sorulara boğmayacağım ruhumu. Vaylarla acıtmayacağım! Gülümsediğim her an, pembe kar tanesi düşsün minik yüreğine yavrum. Dua olsun sana soluğumuz. Gökyüzü kaçarken ciğerlerime biliyorum artık bulutlar rengarenktir hissedene. İlk kar düşünce biz turuncuya boyayacağız her yeri yüreğimizde.

Belki mevsim pembe olur gülümse. Biz hissederiz!


Fotoğraf: Deviantart

6 yorum:

Ateş Böceği dedi ki...

Ben şimdi bu yazıyı okuduktan sonra niye ağladım ki bilemedim .Hzünlü bir günmde de değilim insan acırkende hayatı pembeye boyaya bilirmi acaba yada turuncuya bütün günümü bunu düşünerek geçireceğim .Acının rengi hep siyatır ya acahba pembe dönüşürmü acının rengi kar yağarmı yüreğime hem turuncu hem pembe kar istiyorum bir kezde yağan kar beni yanıltın olmazmı diyorum ..


Sevgilerimle ...

beenmaya dedi ki...

pembe kar yağıyor da yüreğime ilk defa üşümüyorum...

edie finnerty dedi ki...

kötü bir güne uyandım sabah diye düşündüm, görmek istemediğim şeyler gördüm, mızıldandım, ağladım hatta. ama şimdi bu yazı bana hatırlattı gülmem gerektiğini, gülümsemem gerektiğini!
teşekkür ederim :)

sevgiler:)

merdümgiriz dedi ki...

müthiş bir nefes var burda..

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Ateş Böceği! Demek ki bu satırlara gelenler yüreklerini yıkamak için bir avuç kelime aldıklarında ellerine senin yürek suyuna banacaklar dertlerini. Ağlamak güzeldir...

BeenMaya'm! Yüreğinin rengi seni bulsun. Üşüme hiç.

Edie Finnerty! Hoşgelniz sayfama. Çok mutlu oldum kötü başlayan bir günün umut perdesini aralayan satırlarım için. Selam ve dostlukla.

merdümgiriz! Hoşgeldiniz.. Fotoğraf şerhleri konusundaki düşüncelerinizi bekliyorum.

efsa dedi ki...

Aklıma sezenin gülümse parçası geldi. "bulutlar gitsin... belki şehre bir film gelir..."

istersek pembe de olur, istersek elele tutuşmuş iki insan da görürüz.

biz bu kadar iyi gözlerle bakarsak eminim bir gökkuşağı bile yaratılabilir, nemli gözlerimizin ışıkları ile.