Yaşanmışlıkların Elbise Olarak Asıldığı Gardroptan Bir Gün Giydim

Bir gardrop düşündüm bugün. İçinde, yaşadığımız zamanların asılı olduğunu düşledim, elbise niyetine. Elimi askıya atsam, bir takvim yaprağını üzerime geçirsem. Bazı günler sarsa bedenimi, bazısı bana dar gelse ya da eğreti kalsa üzerimde. Tıpkı o günleri yaşadığımdaki gibi. Hani bazı günler coşkuyla günün içine koşarız, bazı anlarda bezginlikle hayattan kaçarız ya, işte öyle olsun istedim. Yaşanmışlıklarımızı sakladığımız bir gardrop olsun. İstediğimiz güne gidelim, o günü giyelim. Kendimizi giymek yeniden, şimdiki bilincimizle. Pişmanlıklar, kavuşmalar, ayrılıklar, doğum günleri, ölümler, bayramlar, sıradan zamanlar… Sesler duyulsa gardrobun içinden: Fısır fısır, uğultu belki, ya da haykırış. Böyle bir gardrop düşündüm bugün. Yaşadığım her gün bir elbise olsa diye geçti içimden. Ne giyeceğim derdinden kurtulurdum o zaman. Kendimi giyerdim her gün. Aslında her gün değişen, beni giyerdim. Moda ben olurdum o zaman. Sahiden kendi modamı yaratırdım. Her gün değişen ben, her gün başka bir alem. Yüzümdeki çizgiler, ertesi güne taşıdığım sözler, bilgiler, düşler, düşünceler, duygular… Eski zamanların asılı olduğu bir gardıroptan elbise giymek istedim bugün.

Hangi günü giymek isterim diye düşündüm. 15.12.1967′i giymek istiyorum: Anneanne’min öldüğü günü. Açtım gardrobun kapısını, aldım günümü giydim. İlk defa denenen bir elbise merak uyandırır insanda. Bu elbise başka. Sandık lekesi var üzerinde. Uzun zamandır giyilmemiş. Rengi siyah! Rengi kızıl!

Cenaze merasimlerinde fotoğraf çekilmez. Onca acı içinde kimsenin aklına gelmediği içindir belki. Bu dünyaya veda ederken bir fotoğrafı olmalı insanın. Fotoğraflar tanık çünkü. Fotoğraflar delil. Bende bir fotoğraf var, Anneannem'in ölüm gününe ait. Bazen belleğimin tozlu raflarından çıkartıyorum bakıyorum o fototoğrafa . Sanki ben çekmişim. Oysa deklanşöre basan kader. Bir karenin içinde tüm ailem var. En çok dikkati çekense, Dedem. Benim tanıdığım adam değil sanki. Her şey siyah beyaz ama, her şey sanki kızıl o fotoğrafta. Acı hissediliyor. Kan damlıyor Dedem'in yüzünden. Yalnızlık akıyor alabildiğine. Tek kalmışlık. Annem, abime hamile 7 aylık . Yirmi bir gün sonra ilk bebeğini, erkenden doğuracak. Acısı içine vurmuş. Bebeği, acıdan erken doğmuş. Babamın, elini sımsıkı tutmuş Annem. Babam sanki orada, aynı zamanda değil. Kaçmış acıdan. Birinin ayakta durması gerekiyormuş, o da kendisiymiş gibi. Bir rüzgar esse herkes düşecek, bir babam dimdik dikilecek. Kim, neden vermiş bu görevi ona anlamadım. Oysa ağlamak, haykırmak onunda hakkı. Teyzem bu takvimden yaklaşık iki yıl sonra, ikinci bebeğinin kırk üçüncü gününde annesinin yanına gideceğinden habersiz. Dayım on beş yıl sonra onlara kavuşacak, bunu bilir gibi bakmakta. Etrafta onlarca insan var tanıdık, tanımadık. Ben gardroptan bu günü giydim. Çünkü adını aldığım Kadın’la konuşmak istedim. Erken gidişi sorgulamak değil niyetim. Söyleyemediğim bazı şeyleri söylemek istedim. Uzun zamandır içimde sakladığım sözleri Anneanne’me söylemek istedim.

Biliyor musun Anneanne, ben Anneler Günü’nü hiç sevmiyorum. Anneler Günü, Annemin ağlaması demek çünkü. Mutfakta gizli gizli ağlayan bir kadın gelir gözümün önüne bu günde. Annem ağladığını görmemizi istemez. Üzülmemizi istemez. Anne çünkü!

Her yıl Anneler Günü’nde kahvaltı sofrasını Babam hazırlar bizim evde. Elinde nergis ve simitlerle gelir. Annem gülümser. Hediyeler verilir. Keşke, Seni verebilseydim Anne’me Anneanne! Anlatabilseydi sana yaşamdaki mutluluklarını. Neler yaptığını. Başarılarını, hüzünlerini, kayıplarını. Kızın, çok güzel bir kadın Anneanne. O benim Annem. Hala simsiyah saçları. Gözleri, zeytin karası. Annem’e çok benziyorum ben. Onun geçliğiyim! Bana öyle sesleniyor. "Gençliğimsin" diyor bana. Annemin gençliğiyim ben. Kendime pay çıkartmak değil bu. Ben de güzelim demek değil. Anneme benzediğim için övünmek belki. Annem, çok başka bir kadın. Bu coğrafyada varolabilen, üç evlat yetiştirmiş, iş ve ev hayatı arasında denge kurmayı başarmış, aile olmaya en az senin kadar önem vermiş bir kadın annem. Rolleri ve sorumlulukları arasında kendi olmayı ihmal etmemiş bir kadın benim Annem.


Senin adını taşıyorum ben. Bu çok büyük bir sorumluluk. İki ismim olunca, iki hayatım var sanki. Dedem bana hiç adımla seslenemedi biliyor musun? Gidenler içinde en çok Dedem’i özlüyorum. Onu görüyor musun? Senden sonra evlendi, Ona alınıp, gücenme. Sen gibi kimseyi sevmedi ben biliyorum. Biz konuşurduk seni. Cüzdanının içinde sakalrdı fotoğrafını. Kimsecikler bilmezdi benden başka onun seni nasıl sakaldığını. Dedem, tek ve gerçek oyun arkadaşımdı. Dert ortağım, sırdaşımdı. Onun, sana gelişinin ardından çok yalnız kaldım ben. Dedemi görünce öp benim için tamam mı?

Annemin sana söyleyeceği çok şey var aslında Anneanne. Torunu var biliyor musun Annemin. Senin kızının torunu var. Beş yaşında afacan bir erkek. Yağlı boya resimler yapıyor. Sanatçı olacakmış büyüyünce ya da okyanus bilimci. Annem seni anlatır Ilgaz’a. Bazen fotoğraflara bakar uzun uzun. Senin anlattığın masalları anlatır torununa. Annem, seni çok özledi. Ben biliyorum!

Sen, annene kavuştun mu orada acaba? Kızın ve oğlun yanında. Kocanda! Ama Annem gelmeyecek uzun bir zaman daha yanınıza. Çünkü o daha çok şey yapacak burada. Seni çok özledi! Özlesin! Bencillik sayma ama Annemi daha bekleyeceksin. En az onun seni beklediği kadar. Çünkü daha ben anne olmadım. Bana “anne” diye seslenecek bir çocuğum yok. Yaşamımdaki tek keşkem bu biliyor musun Anneanne. Benim bir çocuğum yok! Başka çocuklarının kokusunu içime çekiyorum. Ilgaz’a bakıyorum. Ama kendi çocuğum olsun istiyorum. Annem benim çocuklarımı görmeli. Benim gibi anneannesini, annesinden dinlememeli çocuğum.

Beni de bekle biraz daha yapacak çok şeyim var buralarda. Orada 5 çayına gidilir mi? Hediye verilir mi? Dertleşilir mi? Bir ömrü paylaşamadık, anılar biriktiremedik ama yine de yaşadım ben seni. Artık Annem ağlamasın! Uzamış bir yas değil onunkisi ben biliyorum. Sadece özlem! Anne demek başka bir şey. Birinin sana anne demesi…

Bir gardrop düşündüm bugün. Bu dolabın içinde yaşadığımız zamanların asılı olduğunu düşledim elbise niyetine. Gardrobun kapısını araladım, siyah beyaz fotoğraflar karşıladı beni. Eski zamanların kokusunu çektim içime. Yaşanmışlık! O fotoğrafa baktığımda, herkesin hala o günü yaşadığını düşündüm. Bir başka baktı insanlar gözüme. Sessizliğin içinden o zamanın ruhu haykırdı. Yalın bir dokunuş vardı. Anneannemle konuştum uzun zaman sonra. Senin ona verdiğin Anneler Günü armağanlarını anlattım. Ayrılıklara karşı durdum bugün.

Sonra bir düş kurdum Anne’m! Bir gün! Papatya mevsiminde… Elimde çiçeklerimle kapını çalacağım. Bir elimde Deniz’le! Ben Deniz Anası:) O güne kadar sakın bir yere gitme Anne’m! Seni çok seviyorum.

Anneler Günün kutlu olsun Anne’m!

6 yorum:

nehiro dedi ki...

benim yerimede annenize papatyalar verin...ve tekrar bir yere gitmemesini söyleyin, gidenler gelmiyor çünkü...

-mka- dedi ki...

Düş kardeşim(sin)..

Düş kardeşim, düş peşime..

Bir gün.. Bir papatya mevsiminde.. Elimde çiçeklerle kapısını çalacağım annemin.. Bir elimde Zeynep'le! Ben Zeynep'in babası..

-mka-

İbrahim Ortaç dedi ki...

alice harikalar diyarında geldi aklıma nedense yazdıklarını okuyunca...
bir gardrobun içine girip kaybolmak... cazip fikir...
böylece insan kolayca ve defalarca polyanna olabilir ama bunun kime ne zararı var bizden başka..olsun varsın olsun.

ay köpüğü dedi ki...

anne...
keşke gardroplar gerçek olsa...

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Dilerim senye yüreğimizce bir gün olur...

ANNEM!

Uzak Yıldız'dan dedi ki...

Anneler günü için iki anne hikayesi.
Ziyaretiniz sevindirir.

http://uzakyildiz.blogspot.com/